Kovid 19’un etkisini kırmak ve yayılmasını önlemek amacıyla başta Sağlık Bakanlığı, Bilim Kurulu, bilim insanları ne kadar uyarı yapsa da işin ciddiyetini anlayamıyoruz. Sokaklarda –özellikle Beyoğlu İstiklâl Caddesi’nde- hâlâ maskesiz gezen, özellikle otobüslere sadece ağzını kapatacak şekilde maskeyle binen, minibüslerde sosyal mesafeye dikkat etmeyen yığınlarca insanımız var.
Kuraltanımazların, direnişçilerin, lâubali ve kayıtsız insanların sayısı, kurallara uyan yolcuların, bilinçli insanların, müşterilerin bu şekilde tepkisiyle karşı karşıya kaldıkça azalacaktır. Bilmem ki, başka türlü nasıl anlatmak gerekir?
Ben bunları düşünürken Avrupa’da Omikron varyantı başladı. Daha korkunç bir etkiyle ülkemize de bulaştı. Ölümler hız kesmeden devam ederken Omikron sayesinde artış kaydedeceği de kaçınılmaz olacak herhalde.
Mesafe olayını zaten unutmuş durumdayız. Metrolarda, metro istasyonlarının yürüyen merdivenlerinde, minibüs ve otobüslerde mesafe diye bir kavram zaten yok. El yıkama ise göstermelik yapılıyor. Bütün bu boşvermişliğe karşı devlet ne yapacak? Ceza yazılsa millet burnundan soluyor zaten, harp çıkar. Resmi görevliler uyarsa, hemen mazeretler sıralanır. Vatandaş birbirini ikaz etse kavga çıkar. Geriye bir şey kalıyor: Sonuca katlanmak…
*** *** ***
Polis bir minibüsü çeviriyor ve içindeki yolcuları indiriyor. Yedi kişi binmesi gerekirken 30 civarında insanın indiği görülüyor. Nerede kaldı sosyal mesafe, nerede kaldı temas mesafesi? Hava sıcak… Bir de maske takmayan ya da yarım takan varsa koronavirüs için zemin hazır demektir.
Minibüs şoförü her zaman pişkindir. “Fazla binmeyin” dedim, bindiler… Yolcular kendi açısından haklıdır. Virüs salgını nedeniyle belirlenen kapasite taşımaya yetmemekte ve insanların işe gitmeleri aksamaktadır.
*** *** ***
Gafil muhbir demek, yaptığı işi açığa vuran demektir. Bazen boş bulunur, bazen kendisine üstünlük sağlayacağını zanneder. Bir anne düşünün, üç yaşındaki çocuğuna sigara içiriyor. Bunu da internet ortamına taşıyor. Size güzel bir örnek vermiş oldum.
Sigaranın zararları paketin üstüne yazılan yazıyla başlıyor, doktorlarımızın uyarılarıyla, akciğer görüntüleriyle bizlere sunuluyor. Bu anne gibi insanlar neyin peşindedirler? Körpecik bir yavrunun ciğerlerine nasıl duman gönderebilirsiniz?
*** *** ***
Televizyonlarda her akşam siyasi tartışmalar ve hep de aynı yüzler var. Bıktık artık bunları görmekten ve dinlemekten… Hiçbirisi kendi görüşüne karşı bir görüşü kabul etmiyor. Ülkemizde demokrasi olmadığının bir başka kanıtıdır bu görüntüler. Aynısı TBMM’de yaşanıyor. Bizi dünya âlem o çirkin görüntülerle izliyor.
Daha önce de yazdım. Bunların yerine vatandaş, ev hanımı, pazarcı esnafı, işe girememiş öğretmen adayı, öğrenci, taksi ve minibüs odalarından temsilciler ekrana çıkarılsa da ekonominin gidişatını, siyaseti, halkın dış operasyonlara bakışını onlardan öğrensek?
*** *** ***
Hafta başlayınca günlerin çabuk geçmesinden rahatsız oluyorum. Bugün salı, yarın Çarşamba veya Perşembe… Haftayı ortalamışız ya da cumaya saatler kalmış gibi hesaplamalar zamana müdahale imkânı da tanımıyor.
Bu hafta da geçti diyoruz. Aslında geçen bir gündür, ömür duvarından bir taş daha devrilmiştir. Bunlar gençlikte anlaşılmıyor. “Hastayım bugün” diyenlere “Bir insan nasıl hasta olur?” diye bakardım. Ölmek hiç aklıma gelmezdi.
Bunları bana hastane ziyaretleri öğretti, hatırlattı. Dev gibi insanların yatalak olduklarını, çişini tutamayıp yatağa kaçırdıklarını ve nasıl mahcup olduklarını görürdüm. O zaman güç, servet, gençlik, güzellik gibi niteliklerin geçici olduğunu anlardım.