SON DAKİKA
reklam
reklam

Nazım Hikmet

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 15 Ocak 2022, Cumartesi - 23:33   Okunma Sayısı:

Toplumcu gerçekçi Türk şiirinin kurucularındandır büyük üstat…

Bu şiir türü, diyalektik bir yönteme, gerçekçi bir felsefeye, halkçı bir tutuma ve devrimci bir anlayışa dayanır.

Nazım Hikmet, biçim ve içerik bakımından da büyük dönüşümlerin öncüsüdür.

Nazım’ın şiirlerinde Türk toplumunun Meşrutiyet’ten bu yana kısa bir tarihe değinen destan şiirlerinde sevgiyi, acıyı, özlemi dile getirmiştir.

 

Öğrencilik yılları

Nazım Hikmet, 15 Ocak 1902 yalında Selanik’te dünyaya gelmiştir. İlköğrenimini İstanbul’da Göztepe Taşmektep’te, daha sonra 1914’te Galatasaray Lisesi ilk bölümünde okumuş, Nişantaşı Numune Mektebi’nde ilköğrenimini tamamlamıştır.

 

Orta öğrenimini sırasında yazdığı “Bir Bahriyelinin Ağzından” adlı şiirini dinleyip beğenen Bahriye Nazırı Cemal Paşa’nın isteği üzerine Heybeliada Bahriye Mektebi’ne girmiştir.

 

1918’de Bahriye’yi bitiren Nazım Hikmet, stajyer güverte subayı olarak harp gemisine verilmiş, gece nöbetinde üşütüp zatülcenp olmuştur. Sağlığı düzelmeyince 1920 yılında sağlık raporuyla askerlikten ayrılmıştır. İstanbul’un işgaline çok üzülen Nazım, Milli Mücadele’ye katılmak üzere Anadolu’ya geçmiştir.

 

Anadolu’daki faaliyetleri

1921 yılında Bolu Lisesinde kısa bir süre öğretmenlik yapmıştır Rus Devrimi ile ilgilenen şair bir süre sonra Batum’dan Moskova’ya gitmiş ve doğu Üniversitesi’nde ekonomi ve toplum bilimi okumuştur. Yurda dönüşünü takiben 1924 yılında Aydınlık dergisine katılmıştır.

 

Burada yazdığı yazılarından ötürü hakkında soruşturma açılmış, sonrasında mahkûmiyet kararı verildiğini öğrenince Rusya’ya geçmiştir. Af çıkması üzerine Türkiye’ye dönmüşse de bir süre cezaevinde tutuklu kalmıştır.

 

Yıl 1928’dir. Nazım İstanbul’a yerleşmiş çeşitli gazete ve dergilere oyunlar ve yazılar yazmış, kitaplar çıkarmıştır. Bir kez daha tutuklanmış Cumhuriyet’in 10’uncu yılı nedeniyle özgürlüğüne kavuşmuştur.

 

Akşam ve Son Posta gazetelerinde Orhan Selim takma adıyla fıkra yazarlığı ve başyazarlık yapmıştır. 1933 yılında Kara Harp Okulu öğrencileri arasında propaganda yaptığı iddiasıyla yargılanmış ve Harp Okulu Askeri Mahkemesince 15 yıl, ardından Donanma içinde faaliyette bulunduğu iddiasıyla Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesince 20 yıl olmak üzere 35 yıl hapis cezasına çarptırılmış, daha sonra 28 yıl dört aya indirilmiştir.

 

Hapis sonrası

Serbest bırakıldıktan sonra iş bulamayan ve kitap çıkaramayan şair için bu kez askerlik kararı alınmış, 50 yaşında ve hasta olan Nazım Hikmet çok zor durumda kalmıştır. Öldürülmekten korkan şair, kendisine hayran olan Refik Erduran (sonranın ünlü oyun yazarı ve gazetecisi)’ın önerisini kabul ederek bir motora binmiş ve Karadeniz’de seyreden Romanya bandralı bir gemiye geçerek Türkiye’yi terk etmiştir. Nazım Hikmet 3 Haziran 1963 günü Moskova’da ölmüştür.

 

Yazın yaşamı

Hece vezniyle yazdığı ilk şiirlerini Yeni Mecmua, İnci, Ümit ve Celal Sahir Erozan’ın çıkardığı Birinci Kitap, İkinci Kitap vb. dergilerinde yayımlamıştır. Bir Dakika adlı şiiri ile 1920 yılında Alemdar gazetesinin açmış olduğu yarışmada birincilik kazanmıştır. Daha sonra Aydınlık, Resimli Hareket, Resimli Her Şey, Her Ay gibi dergilerde yazan Nazım Hikmet, cezaevine girdikten sonra yıllarca yayın yapamamıştır.

 

1940’lı yıllarda Yeni Edebiyat hareketinin başlaması üzerine Yeni Edebiyat, Ses, Gün, Yürüyüş, Yığın, Baştan, Barış gibi toplumcu dergilerde İbrahim Sabri, Mazhar Lütfi takma adlarıyla ya da imzasız olarak bazı şiirleri çıkmıştır. Kuva-yı Milliye Destanı 1949 yılında İzmir’de Havadis gazetelerinde tefrika edilmiştir. Yön dergisi 1965 yılında Destan’ı yayınlayarak Nazım Hikmet’i yeniden okurlara ulaştırmış, şairin yapıtına konan çemberi kırmıştır.

 

Yapıtları

*Şiirleri:  835 Satır, Jokond ile Si-Ya-U, Varan 3, 1+1=1, Sesini Kaybeden Şehir, Benerci Kendini Niçin Öldürdü, Gece Gelen Telgraf, Taranta Babu’ya Mektuplar, Sintavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı, Kurtuluş Savaşı Destanı, Saat 21-22 Şiirleri, Memleketimden İnsan Manzaraları, Rubailer, Dört Hapishaneden, Yeni Şiirler…

 

*Oyunlar:  Kafatası, Bir Ölü Evi Yahut Merhumun Hanesi, Unutulan Adam, İnek, Ferhat ile Şirin, Enayi, Sabahat, Yusuf ile Menofis, İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu?

 

*Romanlar:  Kan Konuşmaz, Yeşil Elmaslar, Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim

 

*Yazılar:   İt Ürür Kervan Yürür, Alman Faşizmi ve Irkçılığı, Milli Gurur, Sovyet Demokrasisi.

 

*Mektuplar:  Kemal Tahir’e Hapishaneden Mektuplar, Cezaevinden Memet Fuat’a Mektuplar, Bursa Cezaevinden Vâ-Nû’lara Mektuplar, Nazım’ın Bilinmeyen Mektupları, Piraye’ye Mektuplar.

 

*Masal: La Fontaine’den Masallar, Sevdalı Bulut

 

Sanatı

Nazım Hikmet, Rusya’da yeni bir dünya görüşü edinmiş, insan ilişkilerine bakılı kökten değişmiştir. Şair artık Marksizm’e bağlanmış, diyalektik ve tarihsel materyalizmi benimsemiştir. Belli dönemlerdeki şiirlerin biçimsel özellikleri kısaca şöyle özetlenebilir:

 

  1. Geleneksel dize yapısını kökten yıkmış, şiiri basamaklandırılmış bir düzende sunmuştur,
  2. 1929-1932 dönemi şiirleri orkestrasyona dayanan şiirlerdir,
  3. Şiirlerinde karışık teknikler uygulamıştır.
  4. Şeyh Bedrettin Destanı’ndan önceki yapıtları, doğrudan doğruya kentten kaynaklanan ve kentliye hitap eden şiirlerdir.

 

Jokond’un ve Benerci’nin arka planında hep büyük kentlerin silüetleri görülmektedir. Paris’in, Şanghay’ın, Kalküta’nın, Londra’nın… Her yerden kent yaşamının sesleri, gürültüleri gelmektedir. Taranta Babu’nun üstüne gölgesi düşen ise Roma’dır.

Şeyh Bedrettin Destanı’nda enternasyonel kimliğini bir tarafa bırakarak Osmanlı-Türk tarihi ve coğrafyası içinde ve dinsel/tasavvufi düzeyi de içerecek biçimde dile getirmiştir. Halk şiirinin en güzel özelliği, Kuva-yı Milliye Destanı’nda yer alan “Türk Köylüsü” şiirinde görülebilir.

 

 

Kurtuluş Savaşı Destanı’ndan

...

Gece aydınlık ve sıcak

ve kağnılarda tahta yataklarında

koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.

Ve kadınlar

Birbirinden gizleyerek

bakıyorlardı ayın altında

geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine…

……………..

 

Yorumlama

Dev bir şair… Neye sahip olduğumuzu hiçbir zaman fark edememişiz. Gözaltı kararları, Mahkemeler hapis, yurt dışına kaçma, hastalıklı bir yaşam ve hazin bir veda… Türkiye bu olayları her dönemde yaşamıştır. Adetimizdir, çalışanın kıymetini ayrılınca, kişinin kıymetini öldükten sonra anlarız. Ürettiğine bakmamışız, fikirlerinden dolayı yargılamışız. Daha düne kadar sol fikirlere karşı olanlar bugün Nazım’ın şiirlerini okuyabiliyorlar.

Yirmi beş yıl hapis cezası vermeye, yurt dışına kaçmasına sebep olmaya değer miydi?  Ne olurdu sanki, fikirlerini de özgürce savunabilseydi! Bugün ne sosyalizm kaldı, ne komünizm. Çatırdadı ve çöktü, ama dillerde dolaştığı sürece çürüttüklerini, yatağa mahkûm ettiklerini, hapislerde süründürdüklerini de beraberinde götürdü.

Nazım Hikmet’in şu sözlerini hatırlatıyor, rahmet ve saygıyla anıyorum.

 

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

Ve bir orman gibi kardeşçesine”

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam