SON DAKİKA
reklam
reklam

Bitmeyen nakarat

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 2 Şubat 2022, Çarşamba - 11:01   Okunma Sayısı:

Bu hafta sonunda Tuzla marinada bir kafeye girdik, sıra bekliyoruz. Kuyruk uzunca… Bir anda iki hanımın bağrışmasıyla irkildik. Konuşmalara kulak verince “Sen önce aldın, benim önüme geçtin” cavlaklığı olduğunu anladık. İş uzadıkça erkeklerin birbirlerine hitaplarında sarf ettikleri kaba sözlerin sınırları da aşılmaya başlamıştı. Bu ne iştir yahu? Bir bardak çayın doldurulma ve bekleme süresi ne kadardır ki, böyle bir vaveylâ koparılır.

 

***.                   ***.                ***

 

Çakarlı araçlar… Bir parlıyoruz, çakarlı araçların üzerine gidiyoruz. Alt seviyede birkaç şoförün canını yakıyor ve bu yetkisiz araçları trafik disiplini içine çektiğimizi zannediyoruz. Oysa üç gün sonra aynı disiplinsizlik yine hortluyor.

Bir de bu aracın arkasında koruma aracı varsa, üçüncü bir aracın korunan araca yanaşmasını, onu geçmesini önlemeye çalışan koruma aracındaki personelin tavır ve sözlerini incelemek lazım…

Bağırmak, sert el kol hareketleri yapmak hatta küfretmek “Koruma Hizmetleri Yönergesi”nin hangi maddesinde yazar? Korunan kişi, aynadan bu hareketleri görmez mi? Veya molalarda ya da göreve çıkmadan önce nezaket kurallarını hatırlatmaz mı?

 

***.                   ***.                ***

 

Köprü ve otoyollara kullanmadığımız halde para ödediğimiz bir gerçek. Bu tesislerden geçersek bir daha ödediğimiz de bir gerçek… İstanbul’dan Bodrum’a gidişte Osmangazi Köprüsü’nden başlayan yontma (!), Aydın otoyol çıkışında son buluyor. Bu yollarda polis görmek biraz zor. Hız sınırı önem arz etmiyor. Söke-Milâs hız tahdit levhaları az sayıda olmasına rağmen hız sınırını aştığınız size tebliğ ediliyor. Neye göre, kime göre? Bu da yontmanın bir başka versiyonu olsa gerek…

 

***.                   ***.                ***

 

Kadına karşı şiddet ve öldürme olayları karşısında defalarca yazı yazdım. Belki yine tekrar olacak, ama “Kendim yazar kendim okurum” türünden olmaya ve can sıkmaya başladı. Öldürme olayının müsebbibi olan yaratıklar (!), polislerin arasında utanmaz arlanmaz şekilde gidiyor. Avukatı ile yapacağı yalana dayalı savunmasını kafasında şekillendiriyor.

Nasıl olsa iyi hal indirimi olduğunu da biliyor. Bir de piyangodan “Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmayı elde edersem” diye düşünüyor. Vah ölene! Bundan sonra olacaklar yine aynı çalışmalardır:

 

  • Bir toplantı gerekip gerekmediği,
  • Havanda su dövme ve uyku saatini planlanması,
  • Medyanın baskın tavrı olursa yeniden tutuklama yapılması,
  • İyi halden faydalandırılması,
  • Yeni olaya zemin hazırlanması…

                            ***.                   ***.                ***

 

Tiyatrolar, amfiler, bire bir anlatımlar, ikna yolları… (M.Ö. 427-M.Ö.347) 80 yaşında vefat etmiş olan Eflatun “Şölen” adlı eserinde önce sevgi, sonra da dostluk üzerine Lysis ile yaptığı söyleşi yer veriyor. Bunda da başarılı olduğu görülüyor.

Bu bilgeler günümüz de yok mu, yoksa sayıları çok mu az? Ailede, hastanede, okullarda, sokakta hiçbir meseleyi konuşarak çözemiyoruz. Elimizde Apaçi baltası ile önümüze gelene vuruyoruz. Dinlemek diye bir inceliğe sahip değiliz. Okullarımızın durumu da ortada… Türkiye’nin, bu eğitim sistemi ve dozuyla gelecek 15-20 yılda orta kademede yönetici bulamayacağı zor gibi görünüyor.  

 

***.                   ***.                ***

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam