SON DAKİKA
reklam
reklam

Galata Mevlevihane Müzesi

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 3 Şubat 2022, Perşembe - 17:02   Okunma Sayısı:

Beyoğlu’nun sokakları

 

    Galata, dolambaçlı sokakları ve bir zamanların Arnavut kaldırımlı yollarıyla Avrupa Ortaçağı mimari dokusunu izlerini taşımıştır. Belgrad ormanından kent merkezine getirilen suyun dağıtım yeridir Taksim maskemi. Taksim ile Tünel Meydanı arasında kalan Beyoğlu’nun ara sokaklarındaki Arnavut kaldırımları yerini parke taşına, bazı yerlerde ise asfalta bırakmıştır.

 

    Dün olduğu gibi bugün de çok hareketli bir ilçedir Beyoğlu. Taksim’deki Topçu Kışlası’nda top talimi yapan askerlerin yaptığı tekrarlar, bağırarak verilen komutlar ve birlik hareketlerinin yoğunluğu çokça yaşanırken; diğer ucunda “Vardaaa, çekilin, açılın!” diye bağırarak atlı tramvayı kullanan faytoncular…

 

    Bu sesler, İstiklâl Caddesi (1927 öncesinde Cadde-i Kebir)’nde dalga dalga yankılanmış.  Bazen atlar haykırarak ürküntü yaratmış, bazen de aniden ortaya çıkan tulumbacıların “Yangın vaaar, çekilin” sesleriyle bir yangına koştuklarını duyurdukları olmuş geçmişte…

 

    Batı tarzı mimari eserleri Taksim-Tünel Meydanı arasında görmeniz mümkündür. Kültürlerarası bu geçit “ilk”ler diyebileceğimiz ender sahnelere sahiptir. Dünyanın ikinci metrosu Tünel girişinin solunda Osmanlı ahşap yapı anlayışında bir eserle son bulur. Burası Galata Mevlevihane Müzesi’dir ve kökü 1491 yılına kadar gider.

 

Galata Mevlevihanesi Müzesi

 

    Galata Mevlevihane Müzesi’nin müdürü Sayın Yavuz Özdemir, yaklaşık 10 yıldan beri dostum ve candan arkadaşımdır. Eski eserlerle ilgili çoğu yerde okumadığınız duymadığınız bilgilere hatta öykülere sahiptir.

 

    Ziyaretine gittiğim bir gün yine bahçede oturduk. Sanki etrafında binalar yokmuş da tabiatın içinde sessiz, âsude bir köşedeyiz gibi hissettik kendimizi… Bana kitabın adını da vererek bir konu anlatmıştı, nakletmek isterim:[1]

 

Yol ve yoldaş

 

    Şeyh-i Ekber, gençliğinde iki mürşidden istifade etmiş. Günün birinde şeyhinin huzurunda, nâdanın Hakkı tasavvurlarındaki isabetsizlikten şikâyetle bu durumun kendisini ziyadesiyle hüzünlendirdiğini söyler genç İbn-i Arabi… Şeyh Efendi de kendisine,

 

    ---Evlâdım sen halka değil Hakk’a bak! Tavsiyesinde bulunur. Aynı hal diğer şeyhinin huzurunda vaki olduğunda o Şeyh Efendi de,

 

    ---Evlâdım, sen kendine bak! der.

 

    Bunun üzerine İbn-i Arabi, “Allah Allah!” der. “Nereye bakacağımı şaşırdım. Bir üstadım Hakk’a bakmamı söylüyor, diğeri ise kendime bakmamı… Şimdi ben nereye bakacağım?”

Bunun üzerine Şeyhi,

   

    ---Evlâdım, ikimiz de hakikati kendi halimizden, kendi halimizce dile getiriyoruz. Bu iki bakış birbirine aykırı değil, diye cevap verit. İbn-i Arabi bu sefer gidip durumu diğer şeyhine arz edince o da tebessüm edip şu cevabı verir:

 

    ---Evlâdım, ben refike işaret ettim, o ise tarike işaret etmiş. Sen ikimizin de öğüdünü tut. Tarik ile refiki, yol ile yoldaşı birleştir.  

 

    Yavuz Bey’e anlatımı ve bana kazandırdığı bu kitap için çok teşekkür ederim. Ayrıca kendisinin hazırladığı “Galata Mevlevihanesi Müzesi” isimli kitabını imzalayarak bana vermesinden de son derece memnuniyet duyduğumu belirtmek isterim.

 

[1] Dücane Cündioğlu, “Sanat ve Felsefe”, 3. Basım,

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam