Hır çıkmasına ramak kala
Trende tutunma, vapurda oturma yeri arıyor insanoğlu... Aslına bakarsanız insanımız ayakta durması gerektiği yerde oturuyor, oturması gerektiği yerde uzanıyor, uzanacak yeri bulduğunda da uyuyor. Bakın kamu vasıtalarına uyuyan insanlarla dolu... Çok basit gibi görünse de atışma ve hırlaşmaların çıkış nedeni kontrolsüzlük zaten...
Uyurken yandakinin üzerine yıkılan, uyurken ayak ayak üstüne atan, kulaklığına verdiği müziği sadece kendisinin dinlediğini zanneden aylaklar, gözlerini açsa da yarattıkları manzarayı bir görseler.
Acaba cenazesi olan var mı, dinlediğim müzik ona rahatsızlık verir mi? bacak bacak üstüne attığım ayağım başkasının eteğini veya pantolonunu kirletiyor mu? Geniş oturmakla oturma çizgilerini aşıyor muyum? Ayakta hamile hanım, yaşlı insan veya özürlü bir vatandaşımız mı var?
Biliyorum bu konuda daha önce de yazdığımı ve belki de can sıktığımı… Kırk kere bir insana deli denirse deli olurmuş. Belki bu densiz işleri yapanlar iki üç kez okursa düzelir diye yazıyorum. Siz de beni bağışlayın.
Hamile hanımın yüzüne ayakkabını çıkartarak vuran kişi vardı. Olaydan sonra kaçmış ve doğru olanı yapmıştı (!). Tabii sonradan yakalanmıştı. Memleketimizde bu kafada insan çok… Son olarak İzmir’de iki kızı taciz eden yaratıklar çıktı ortaya…
Polise şikâyette bulunuyorlar ve ondan sonra da polisten dayak yediklerini ve hakarete maruz kaldıklarını iddia ediyorlar. Bakalım sonuç ne şekilde tecelli edecek, hep birlikte göreceğiz.
Basmakalıp dolabına değer katacağını sandığı ağaç kaplama için ceviz ağacının katledilmesine seyirci kalan insanoğlu, serserilik yaptığının farkında değil, diyeceğim; ama serserilik de bir üslûp ve kural gerektiriyor. Bakın Neyzen ne diyor: Bazı gençler seni taklit ediyormuş, duydum.
Pek fena çığır açtın, Neyzen.
Serserilik denen mahbubu (sevgiliyi)
Alamaz koynuna her boşta gezen
Hüseyin Rahmi Gürpınar, “Deli Filozof”ta, Filozof Hikmetullah Efendi’nin aile faciası münasebetiyle söylediği son sözlerini şöyle yansıtır:
“Ey Âdem oğlu!
Dünyaları verseler kanmazsın. Cihanı yutsan doymazsın. Etrafında açlıktan ölenlere acımazsın. Sen ve senin gibiler toksunuz ya…
Bu hırs ve tamah âleminde mâlik olmak ne demek? Bunu bilmek için beyhude yere lügatleri karıştırma. Bu kitaplardaki tarif ve tefsirler yalancıdırlar. Her şey sureti haktan görünerek seni tuzağa düşürmek için tertip olunmuştur.
Tasarruf hakkının karşı kavramı muharebedir. İşte sana o terkipten çıkamayacağını hiç beklemediğin bir kelime. Evet muharebe!... Karşındakini öldürüp onun postuna girmek, vatanına mülküne, karısına, evlâdına, her şeyine mâlik olmak.
Her ferdin tasarrufuna geçer, her habbede bu muharebe vardır. Şimdiye kadar müşkülün haline
Gücü yetmediği için cemiyet, onu birtakım alâyişli, göz boyayıcı kanunlarla örtmüştür. Facia gizli cereyan eder. Kendisinden âcizi muharebe ile iktisatla, tahakkümle öldürtüp hürriyetine, varlığına sahip olmaktır anlatılmak ve yapılmak istenen”
Sonuç
Yine de insanlarımızı sevmeliyiz. Sait Faik Abasıyanık, “… Kişilerin çoğu birbirlerine benzerler. Bir şiir havası içinde, aşağı yukarı aynı tonda dile gelirler…” der. Sait Faik’in öyküleri baştan başa insan sıcaklığıyla dolup taşmaktadır. Çünkü insanlara yakmıştır abasını. Yoksa “Bir insanı sevmekle başlar her şey” der miydi?