SON DAKİKA
reklam
reklam

Deprem ve binalar

Köşe Yazarı: Sinan ERDOĞDU   Eklenme Tarihi: 22 Şubat 2022, Salı - 10:35   Okunma Sayısı:

Büyük ağırlıkların söz konusu olduğu yüksek binalar, depremlerden büyüklükleri, yükseklikleri ve ağırlıkları oranında çok daha fazla etkilenmektedirler.

Sarsıntıya dayanabilecek sistemin inşa edilmesi tam kapsamlı sismik tasarımlarla mümkün olabilmekte; bu da disiplinler arası bir çalışmayı zorunlu kılmaktadır. Büyük bir deprem sırasında dahi depremin büyüklüğü ne olursa olsun bir yüksek binanın çökmemesi hedeflenmektedir. Yüksek binaların deprem karşısındaki davranışları, zemin özelliklerinden taşıyıcı sistemlerine ve dolgu duvarlarına varıncaya kadar pek çok etkene bağlı olarak değişimler gösterirken; alçak, orta ve yüksek binaların aynı deprem etkisinde gösterdikleri salınımlar da birbirlerine göre değişik olmaktadır.

Yüksek binalarda yapı ömrünün öngörülen sürenin altına düşmemesi için, bir çok tasarım ilkesinin göz önünde tutulması gerekmektedir. Bina yapılacak yerin sismisitesi, zeminin özellikleri ve taşıyıcı sistem kararlarından gelen pek çok etken bu konuda yönlendirici ve zorlayıcı rol oynamaktadır.

Sismik tasarımın hızla ilerlediği günümüzde, depreme karşı tam dayanım gösterebilecek binaların tasarım yöntemleri büyük gelişmeler göstermektedir. Yüksek binaların yapılacağı zeminin özellikleri de deprem için alınacak önlemlerde birincil derecede rol oynamaktadır. Her zeminin koşulu için farklı önlemler ve sistemler oluşturul- ması gerekmektedir.

Deprem sonrasında meydana gelen hasarların oluşma biçimleri de farklılıklar göstermekte; depremle birlikte oluşan gerilimin düzenli dağılımı, simetri ve basit formlar ile daha kolay bir şekilde kontrol edilmektedir. Deprem sırasında yüksek binalardan daha fazla dayanım beklentisinin arkasında yüksek binaların otodenetim sistemlerine olan güven yatmaktadır. Bir yüksek binanın yapımının söz konusu olduğu andan itibaren pek çok disiplinin ortak çalışmasının gerçekleştiği ve bu çalışmaların belirli nitelikte olduğunun bilinmesi, böyle bir güveni ortaya çıkarmaktadır.

Yüksek binaların deprem davranışları incelenirken, binanın dinamik özelliklerinin bilinmesi ve yapı analizinin bu özelliklere göre gerçekleştirilmesinin yanında; bir çok mimari tasarım kriterinin de dikkate alınması gerekliliği üzerinde durulmuştur. Bir bina üzerinde rüzgar ve deprem “yatay yük” adı altında incelenmekte; yatay yükler karşısında yapı salınımının belirli sınırlar içinde kalması hedeflenmektedir. Yapı salınım faktörü, deprem sırasında binada bulunanlarda tedirginlik yaratacak salınımların önüne geçilmesi açısından önemli bir etken olurken; kat salınım faktörü de yatay yükler karşısında camların kırılmaması, duvar kaplamalarının dökülmemesi, bölücü duvarların çatlamaması açısından önemlidir. Bu tür faktörler, inşaat mühendisliğinin çalışma alanı dahilinde incelenip çözümlenmektedir. Oysa ki, yüksek bina tasarımı söz konusu olduğunda sıra inşaat mühendisliği alanına gelinceye kadar pek çok aşamadan geçilmektedir.

Bu aşamalar genel olarak karar verme süreciyle başlamakta; ön araştırma sürecinde çevresel etkenlerle fikir, belli bir olgunluk kazanmaktadır. Projelendirme süreci bir yüksek bina için şehircilik, mimari, mühendislik, malzeme bilgisi, güvenlik sistemleri projelerinin hepsini birden içermekte; sosyoloji ve psikoloji bilimlerinden de destek alınmaktadır.

Bu kadar çok disiplinin birlikte çalışması, başarılı bir yüksek bina tasarımı için kaçınılmazdır. Ve bu bilim dalları öylesine içiçe girmiştir ki, özellikle mühendislik ve mimarlık disiplinleri yüksek bina tasarımında sürekli birlikte çalışır olmuşlardır. Mühendislik alanı, türlü hesaplarla taşıyıcı sistemin sağlığı için çalışırken; mimarlık alanında da yine yapının her türlü yük altında dayanımının sağlanması için belli tasarım kriterleri uygulanmaktadır. Bunlar, bina ağırlık merkezinin en uygun noktada oluşması için tasarlanacak geometrik kurgudan başlayarak, uygun olmayan geometrik

formların dilatasyonlarla uygun hale getirilmesine; yapıdaki oranlardan simetri dengesine; bırakılacak boşlukların özelliklerinden, doluluk boşluk oranlarına kadar türlü alanda her iki disiplinin işbirliğini gerektirmektedir. Depremle birlikte oluşan gerilimin düzenli dağılımı, simetri ve basit form ile doğrudan ilişkilidir. Taşıyıcı elemanların düzeni, yatay ve düşey taşıyıcıların birbirleriyle olan ilişkileri, taşıyıcıların boyutlarının uygunluğu ve yatayda düşeyde orantısı, strüktürde gereğinden fazla derz olmaması sismik tasarımda basit fakat önemli adımlar olarak dikkat çekmektedir.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam