Osmanlı devleti, Fransızların ekonomik ayrıcalıklarında, İngilizlerin siyasi egemenliklerinden ve Rusların yayılmacılığından çok çekmiştir. Bunlardan İngiltere ve Fransa’ya sokulduğumuz zaman Ruslarla aramız açılmış, Ruslarla dost olduğumuz zamanlarda da İngiliz ve Fransızlar karşımıza geçmiştir.
Türkiye’ye gelince; NATO’nun Libya’ya müdahalesine karşı çıkmış sonra da gemi göndermiştir. Suriye’deki gelişmeler üzerine Türkiye, NATO’dan koruma talep etmiş ve Patriot füzeleri getirilerek topraklarımızda konuşlandırılmıştır.
Alman istihbarat örgütünün Türkiye’yi dinlediği ortaya çıkınca Patriotlar sökülerek götürülmüştü. Sonraki tarihte de Türkiye’nin mülteci krizi için yaptığı NATO’nun müdahale etmesi önerisine Almanya karşı çıkmıştır.
Aynı tavırlar şimdi ortaya çıkmıyor mu? NATO, Kürecik radar üssüne yerleşmek isteyince Rusya ve İran ayağa kalkmış, Türkiye’yi defalarca uyarmışlardı. Rusya, Suriye’ye yerleşme çabalarını sürdürürken Batı ayağa kalkmış ve Türkiye’ye baskı yapmaya başlamıştı.
* * * *
AB’nin çözülme emareleri
İngiltere Birlik’ten ayrılacağını ima ettiği zaman huzursuzluk yaşayan ancak sessizliğini koruyan AB, referandum tarihi yaklaşınca sessizliğini bozmaya başlamıştı. Almanya bunu yüksek sesle dile getirirken, Hollanda’nın Almanya’ya destek verdiği görülüyordu. Fransa ise, terör olayları, Euro 2016 meşguliyeti ve olayları geç kavrama özelliği nedeniyle “İngiltere’nin Birlik’ten ayrılmasının kötü bir etki yaratmayacağı” görüşünü savunuyordu.
SSCB’nin dağılmasıyla peyk ülkeler, Batı’nın hükümranlık alanına girmişti. AB’nin üye sayısı artmış, sınırları KRY ile Doğu Akdeniz’e, peyk ülkelerle Karadeniz’e ve kuzeyde Baltık Denizi’ne kadar yaslanmıştı. AB, bu kazanımlarıyla Rus-Amerikan karşıtlığını absorbe eden yeni bir güç odağı olmuştu.
Rusya, AB’deki bu gevşeme/çözülme/dağılma sürecini fırsat bilecek, eski hayallerini daha hızlı şekilde gerçekleştirme yoluna gidecekti. Kafkaslarda Gürcistan üzerinde gösterdiği acımasızlığı, Kırım’ın ilhakını, Ukrayna’ya sınırlı fiili müdahaleyi, Baltık’taki küçük piyonların hava hudut ihlâllerini ve Suriye’ye yerleşme çabalarını canlı örnekler halinde sunuyordu.
* * * *
Türkiye’yi ne yönüyle etkiler?
Türkiye, mensubu olduğu ittifaklarla, üyesi olduğu ekonomik kuruluşlar ve hukuksal nitelikteki siyasi örgütlenmelerle Avrupa ailesinin bir ferdidir. AB’ye henüz girememiş olmamız, bu örgütlenmelerle ilişkilerimizin zayıf veya kopuk olduğu anlamına gelmez. Üstelik AB’nin desteğini gördüğümüz taraflar da vardır.
Açılan her fasılla AB müktesebatını yavaş da olsa özümlemiş, bir çok Avrupa devletinin ortak değerlerini benimsemiş ve kabul etmiş oluyoruz. Dolayısıyla Türkiye, Avrupa aynasına baktığında yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla kendisini görüp tartabilmektedir.
Aslına rücu etmek budur işte...
Bir veya bir kaç ülkenin Birlik’ten çıkması halinde Türkiye’nin bu ülkelerle yeniden bağlantı kurmasının zor olacağı da ortadadır. Örneğin; İngiltere’nin Birlik’ten ayrılma sebeplerinden birisi, Türkiye’nin AB’ye girişini kabul ediyor görünüp kabul etmek istememesiydi. İngiliz siyaset adamları her fırsatta verdikleri demeçlerde bunu dile getirmişlerdi.
Özellikle Balkan ve Orta Avrupa ülkelerinin kopması/dışlanması veya Birlik’ten çıkarılması Türkiye’yi yine Rusya ile buluşturmuştur.
* * * *
Biz ne yapabiliriz?
Türkiye, Bütün ülkelerin liderleriyle dostluk kurarak ticari ilişkilerimizi geliştirmek, ticari ilişkilerin seviyesine göre yakınlaşmamızı ayarlamak zorundadır.
Beyoğlu’ndaki Fransız konsolosluğunun etkinliklerine daha az ilgi göstermeliyiz. Fransız filmlerini izleyen kitle/ler, farkında olmadan Fransız sinema endüstrisinin kalkınmasına katkı sağlamaktadır.
Türkiye’nin Almanya’ya yaptığına gelince; Türkiye de Almanya gibi bir NATO ülkesidir. Her iki ülkeyi bağlayan taahhütler vardır. Yeni Alman hükümetiyle de ilişkiler daha hızlı ve daha yakın geliştirilmelidir.
Özellikle Rusya ile gayet dinamik ve karşılıklı güvene dayalı bir denge politikası kurulmalı, Rusya’nın Kırım ve Ukrayna konusundaki hassasiyetlerine son derece dikkat edilmelidir.