SON DAKİKA
reklam
reklam

Orman ve ağaçlarımız (21-26 Mart Orman Haftası)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 22 Mart 2022, Salı - 22:58   Okunma Sayısı:

Yukarıdaki uyarlamayı “Ağaca baltayı vurmuşlar, neyleyim sapı bendendir” şeklindeki atasözünü esas alarak yaptım.  Her yıl aile fertlerimle ağaç dikmeye gidiyorduk.  Önceden diktiğimiz fidanların büyüdüğünü gördükçe mutlu oluyor, gurur duyuyorduk. Üzerlerinde künye levhası şeklinde küçük plaketleri var. Arkadaş grubumuzla bahara girişi bu şekilde kutlamak ve resimler çektirmek daha iyi. 

    Aslında bu hafta orman haftasıydı. Sokağa çıkma yasağı nedeniyle fidan dikimine gidememiştik. Böyle olunca da ağacın önemini bir kez daha vurgulamanın gereğini düşündüm.

 

Ülkemizin konumu

    Ülkemiz üç tarafı denizlerle çevrili olduğundan ılıman bir iklime sahiptir. Yurdumuz sahip olduğu yüce dağlarıyla Ortadoğu’nun su deposudur. Tarıma elverişli verimli topraklar üzerinde çeşitli bitki ve ağaç türleri yetişir.

    Verimli tarım ve orman alanlarının oranı giderek düşmektedir. Yangınlar, yerleşime açılan alanlardaki plansız yapılaşmalar, küresel ısınmanın etkileri, ısınma amacıyla kesilen ağaçlar, maden arama düşüncesiyle yüzeyi kazınan araziler… Ve bunlara karşılık biz seyirciler (!)…

    Ağacın yararlarını saymak gerekirse;  ülkenin ekonomisini, iklimini, yerleşim alanı sayısını ve nüfus yoğunluğunu değiştirebileceğini söylemek yeter herhalde? En basit şekliyle bizlere gölgesini sunması, erozyonun önüne geçmesi ve oksijen sağlaması öğrencilik yıllarımızdan beri bildiğimiz konulardır.

    Bugüne kadar kâğıt sanayiinin çekirdeğini oluşturmuştur ağaç.  Bir ağacı kâğıt hamuru makinesine göndermemek için kullanılmış kâğıtların yeniden üretime kazandırılmasına, özellikle şirketlerde ve devlet dairelerinde kâğıt tasarrufuna ve kullanılmış kâğıtların çöpe atılmamasına önem vermeliyiz.

 

Edebiyat ile aşinalık

    Şiir kitaplarında adı çok geçen “yaşlı çınar”lar,  anlatımlarda simge olmuştur. Bu sözcükler, iş hayatında büyük gayretler gösteren insanları betimlemede vefalı bir yaklaşım ve hitap şekline dönüşmüştür.  Boy uzunluğu “kavak”la benzeştirilir. Mobilyada fazla miktarda atılan cilânın, damarları yok etmesinden ve ağacın dokusunu silmesinden söz edilirken “muşambalaşmış” denir. El yapımı ahşap işleri, insanlık tarihinin derinliklerine kadar gittiğinden her zaman değerini korumuştur.

    Bütün bunların yanında ağacın özelliği olmayan tarafına “odun” denir. Bu sıfat, aynı zamanda edebiyatımızda kaba-saba insanlara yakıştırılan bir sözcüktür. Dünya nüfusunun artması ve teknolojinin gelişmesiyle baltanın yerini, elektrikli testereler almış, seyrekleştirme ve gençleştirme adı altında orman alanları daraltılmıştır.

 

Yeşil alan, orman alanı

    Ülkemizde çayır, koru ve orman alanlarının bir bölümü vurguncular ve başıboşlar tarafından gasp edilmek istenmektedir.  İstanbul’dan örnek vermek gerekirse, tarihi Beykoz ve Küçüksu (her ne kadar üniversitenin kontrolünde ise de) Çayırları ile Abrahampaşa Korusu’nun on yıl daha yaşayıp yaşamayacağı şüphelidir.

    Halkın bir kısmı piknik alanı diye ayrılan yerlerde mangal keyfi yapıyor. Bizim fidan dikim sahasının yakınında da piknik yapanlar olmuş. Et pişirme nedeniyle gölgesine sığındıkları ağacı tütsülemişler adeta. O canım ağacın yaprakları sararmaya ve kurumaya başlamış. Çöpler ortalıkta bırakılmış.

    Söndürülmeden atılan sigara izmaritleri, ağaç gövdelerinde idrar izleri, diken diplerinde pislikler vs. Böyle davranan ailelerle pikniğe giden çocuklar, büyüklerinden gördüklerini büyüdükler zaman devam ettireceklerdir. Aileden sonra okulda da bir şey verilmediğinden her birisi adaydır, ormanı yakmaya, çöplük haline getirmeye, salıncak kurmak veya meyvesini yemek için dal kırmaya...

 

Çocukluğumdan örnek

    Hayatta kalan tek öğretmenimi her ay ziyarete giderdim. Şimdi Allah’tan rahmet diliyorum. Keşke daha yaşasaydı da gidip ellerinden öpseydim… Tabiat derslerimizde Beykoz ortaokulundan çıkar,  Beykoz Korusu’na giderdik.  Yaprakların şekil ve damar yapılarına göre ağaçların cinslerini öğretirlerdi öğretmenlerimiz.  Evimizin bahçesindeki ağaca kurduğum salıncak nedeniyle dalın çatlamasına sebep olmuştum.  Babamdan işittiğim azarı ben bilirim. 

    Ailelerin evlerinde çiçek beslemeleri yetmez; çiçek sevgisini küçük yaştan itibaren çocuklarına aşılamaları, her yıl orman haftası etkinliklerine götürmeleri, bir fidan dikme gibi alışkanlıklar kazandırmaları şarttır.

    Tema Vakfı’nın çalışmaları gayet olumlu ve ülkemizin yararınadır.  Onların gönüllü temsilcileri olmaya ve destek vermeye devam etmeliyiz. İşlenmemiş, susuz ve vitaminsiz topraklarda yetişen ve bakımsız kalan ağaçlar gelişemezler, zayıf kalır, dış etkilerle çabuk kırılırlar.  Zaten “İnsan kabalıktan ağaç incelikten kırılır” sözü de bunu doğrulamıyor mu?

      

      

 

       

     

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam