SON DAKİKA
reklam
reklam

Lozan ve Oniki Adalar

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 29 Mart 2022, Salı - 14:03   Okunma Sayısı:

 

Oniki Ada’nın coğrafi durumu

… Ege Denizi, Akdeniz’in kuzeye doğru uzanan bir parçası durumundadır. Kuzeyden güneye uzunluğu 660 km’yi bulan dikdörtgen şeklindeki Ege Denizi’nin kuzeyde 270, orta kısımlarda 150, güneyde 400 km civarında genişliği vardır. Ege Denizi, 214.000 km2’lik bir alana sahiptir…  (s: 1)

 

… Ege’nin en büyük adası Girit’i hariç tutarsak adaları şu şekilde sınıflandırabiliriz:

  • Trakya Adaları: Kuzey Ege Denizi’nde yer alan adalara bu isim verilir. Bu adalar;

Taşoz, Semadirek, Gökçeada, Bozcaada ve Limni adalarıdır.

  • Kiklat Adaları: Yunanistan’ın Mora Yarımadası’nın doğusunda bulunan Andros,

Tinos, Siros, Mikanos, Paros, Amorgos, Santorin, Anafi, Milos, Sifnos adalarıdır.

  • Kuzey Sporat Adaları: Orta Yunanistan kıyıları önünde bulunan Skiatos, Skopolos,

Alonisos, Pelagos, Skiros, Eğriboz Adalarıdır.

  • Doğu Ege (Doğu Sporat) Adaları; Ege Denizi’nin orta bölümünde Anadolu

Yarımadası’na çok yakın konumdaki Midilli, Sakız ve Sisam Adalarıdır.

  • Oniki (Güney Sporat) Adalar; Batı Anadolu kıyılarının güneyinde ve kıyılara çok

yakın bulunan adalara denir. Bu adalar; Rodos, Kasos ( Kaşot, Çoban), Karpethos (Kerpe), Aliminya, Simi (Sömbeki), Tilos (İlyaki, İlkil), Nisiros (İncirli), Mandraki (Yalı), Kos (İstanköy), Astropalya (Koçbaba), Kalimnos (Kilimli), Levyos, Lipos, Chalke, Kharki, Patnos, Meis adalarıdır… (s: 18)

 

Adaların özellikleri

… Ege Denizi’ndeki adalar, kuzey güney istikametindeki bütün deniz yollarını kontrol ederler. 202den fazla adacıktan oluşan Oniki Ada grubu, Anadolu’nun güneyini tehdit eder, doğu istikametinde bir taarruzda üs rolü oynar. Girit Adası ise stratejik açıdan Ege Denizi’nin güney kilidi sayılır… (20)

 

… Oniki Ada isminin kullanılışı 1800’lü yıllardan sonra yazılı metin ve anlaşmalarda görülmeye başlamıştır… (s: 23)

 

… 1300’lü yıllarda Aydın’daki Menteşeoğullarından Mesut Bey, Oniki Ada’nın en büyüğü olan Rodos’a saldırdı. Bu saldırılar başarılı oldu ve Mesut Bey, Rodos Adası’nın büyük bir kısmını eline geçirdi. Daha sonra Rodos Şövalyeleri Ada’yı tekrar ele geçirdiler… (s: 70)

 

… Kanuni Sultan Süleyman, Belgrad Zaferi’nden döndükten sonra Rodos’un fethini görüşmek üzere divanı toplamış ve Ada’nın özellikleriyle ilgili bilgiler almıştır… Sefere karar verildikten sonra Türk donanması 20 günde İstanbul’dan Rodos’a gelmiştir. Kara gücü ise 18 Haziran 1522’de İstanbul-Üsküdar’daki toplanma bölgesinden hareket etmiştir… s: 82, 83)

 

… Rodos Adası 21 Aralık 1522’de Osmanlılara teslim edilmiş, Rodos Şövalyeleri serbest bırakılmıştır. Rodos Adası’nın fethinden sonra Kanuni, İstanbul’a dönmek üzere Marmaris’e gelirken 5 Ocak 1523’te İstanköy Adası, Bodrum ve Tahta Kulu Kaleleri ele geçirilmiştir… (s: 85, 86)

 

… Rodos Şövalyelerinin Oniki Ada’da 213 yıl, Bodrum’da ise 117 yıl süren egemenlikleri son bulmuş ve adalarda Türk hâkimiyeti başlamıştır. Meis Adası ise, 20 Eylül 1520’de Kaptan Muslihiddin tarafından Türk idaresine geçmiştir.

 

     Burada dikkati çeken husus, Osmanlı Devleti bu adaların hiçbirini Yunanlılardan almamıştır. Adaların büyük bir kısmı Ceneviz ve Venediklilerden, birkaç küçük ada Bizanslılardan, Rodos Adası ise Saint Jean Şövalyelerinden alınmıştır. (s: 87)

 

… Osmanlıların Ege Adalarının tümünde ve tabii ki Oniki Ada grubunda hâkimiyet 1820’li yıllara kadar tartışmasız sürmüştür. 1830 yılında bağımsız Yunan devleti kurulmuştur. Bu şekilde kurulan denge ile 1912 yılına kadar gelinmiştir… (s: 99)

 

Yorumlama

    Kitabın yazarı Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran, kitabında özellikle Oniki Ada konusunu gayet ayrıntılı şekilde izah etmiş, adaların el değiştirmesini sebep-sonuç ilişkileri içinde ele almıştır.

 

    Tek mermi atmadan, tek askeri toprağa düşmeden kilometre karelerce toprağa ancak böyle sahip çıkan Yunanistan bugün gereksiz yaygara ve diretmelerle Ege’de sancılar yaratmaya devam etmektedir.

 

    Bir de Lozan’ı hafife alan, o dönemin antlaşmalarını yapan insanları küçük düşüren, Musul’un kaybından İsmet Paşa’yı sorumlu tutan, İzmir’i keşke Yunan alsaydı diyen bir zihniyet oluştu. İnsanımız ne yazık ki, hiç okumadan ve araştırmadan belirli odakları takip ederek kesin yargılara varmaktadır. Böyle yapmakla karşımızdakinden ziyade bizlerin birbirimize zarar vereceğimiz kaçınılmaz ve daha ağır olmaktadır. Cemalettin Hoca’nın yayımladığı kitap Lozan ve Sevr Antlaşma metinleriyle birlikte ele alınırsa faydalı olacaktır.

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam