Yazımın ilk bölümünde Hazar’a sınırı olan ülkelerin Hazar’ın nimetlerinden nasıl faydalanmak istediklerini ve aralarındaki görüş ayrılıklarını dile getirmeye çalışmıştım. İkinci bölümde bu ülkelerden bazılarının Türkiye ile olan anlaşmazlıklarını dile getirmeye çalışacağım.
İran Türkiye ilişkileri
İran basını, Türkiye’yi IŞİD’in kurucusu, hamisi ve en büyük destekçisi olarak görüyor ve sunuyor. Türkiye’nin PKK’ya karşı mücadelesini bile PKK’yı zayıflatarak IŞİD’i güçlendirme ve alan açma mücadelesi olarak gösteriyor.
1639 tarihli Kasr-ı Şirin Antlaşması miadını doldurmuş gibi gözüküyor. İran 1979’daki devrimin ardından ‘devrim ihracı’ siyasetiyle Ortadoğu’da etkinlik sağlamaya çalışmıştı. İsrail-Filistin sorununda etkin olan İran, bölgedeki İslamcılığı -Şiî ve Sünnî fark etmeksizin- desteklemekteydi.
Diğer yandan İran’ın P5+1 ülkeleriyle yaptığı mutabakattan sonra Türkiye’ye yönelik dilinin ve duruşunun sertleştiğini görüyoruz. Komşularla iyi ilişkiler kurmak düşüncesinde olduğunu iddia eden resmi ağızlar, eylemleriyle aynı tavrı sergileyemiyorlar.
Günümüzde ise İran, Suriye konusunda Rusya’nın yanında yer alarak Türkiye’ye karşı zarar verici bir politika izlemektedir. Oysa dün nükleer silah ve tesislerden vaz geçmesi konusunda Batı’nın köşeye sıkıştırdığı İran’ın yanında Türkiye vardı. İran bu desteği çabuk unuttu. Irak toprakları üzerinde de Şiî egemenlik alanını genişletme çabalarını sürdürmektedir.
Bu siyaseti nedeniyle PKK ve PYD’yi de destekleyen İran, bu tutumuyla kendi stratejik hedeflerinin bağdaştığını ortaya koymaktadır. Türkiye’nin Rusya ile arasındaki krizden yağ (!) çıkarmak istercesine gaz satabileceğini ima etmiştir.
Azerbaycan, Türkmenistan ve Kazakistan’ın Türkiye ile ilişkileri
Her yönden mükemmeldir. İki devlet bir millet esasıyla ilişkiler yürütülmektedir. Rusya-Türkiye arasındaki kriz nedeniyle Türkiye’nin ihtiyaç olarak hissettiği doğalgaz ve petrol konusunda Türkiye ile birlikte çareler aramaktadır.
Türkiye’nin şimdiye kadar Türkmenistan ve Kazakistan ile ilişkilerinde önemli bir sorunu olmamıştır.
Rusya’nın bu ülkelere bakışı
İran hariç, daha düne kadar Türkmenistan, Kazakistan ve Azerbaycan SSCB’nin güdümündeki ülkelerdi. Bu dev birliğin 1990’da çatırdayıp çökmesinden sonra bu ülkeler nefes almaya başladılar. Türkmenistan “Tarafsızlar Grubu”nun mensubudur. Azerbaycan zengin petrol yataklarına sahiptir ve bu tesisleri Batılı şirketler işletmektedir. Kazakistan ise uzaya fırlatılan araçların konuşlandığı üslere sahiptir.
Rusya’nın eski sömürgelerini kaybetse bile -Gürcistan, Kırım, Ukrayna örneğinde olduğu gibi- gözünü onların üzerinden ayırmadığı ve fırsat bulduğunda üzerlerine çullanmayı aklından çıkarmamıştır.
Rusya’nın Hazar Denizi tatbikatları
Hazar bir iç deniz olmasına rağmen, kıyısına olan sınırları nedeniyle birkaç devletin ortak alanıdır. Rusya’nın bu alanda üstün bir egemenliği vardır. Bu denizde bulundurduğu harp gemilerinden fırlattığı füzelerle Suriye’nin kuzeyindeki Esad karşıtlarının tepesinde boza pişirmiştir.
Tatbikatlar bir gövde gösterisi sayılabileceği gibi NATO’ya gözdağı olarak da kabul edilebilir. Füzenin katettiği mesafe yaklaşık 1400 km. dir. Ve tabii ki Türkiye üzerinden ve yüksek irtifadan geçmektedir. Bu amaçla Hazar Denizi’nde sık sık gözdağı vermek maksadıyla tatbikatlar yapmaktadır. Her büyük tatbikatın arkasında mutlaka gizli nedenler vardır. Bir yerlerde tespit edilmiş zenginliklerin üzerine oturmak ve egemenlik alanını yeniden tesis ederek genişletmek olabileceği gibi yeni üretilen uzun menzilli füzelerin de test edilmesine yardımcı olacaktır. Belki Hazar Havzası sıcak çatışmalara sahne olmayacak ama sıcak çatışmalar için hazırlıkların tamamlanmasını sağlayacaktır. Örneğin; Ukrayna’ya atılan uzun menzilli süpersonik füzelerin ateşlenme ve hedefe gidişinde test alanı olarak kullanılmış olabilir.
Türkiye’nin seçiciliği
Türkiye, bu bölgeden yapacağı ithalât, boru hattı ve taşımacılık işlemlerinde çok dikkatli olmak zorundadır. Bugün PYD’ye silah ve mühimmat desteği sağlayan Rusya’nın yarın PKK’yı Ermenistan sınırlarına çekmeyeceğini garanti edemeyiz.
Terör örgütünün Kuzeydoğu bölgelerimize de çekilmek istenmesi terörle mücadelede yeni bir cephe açılması demektir. Tek taraflı ilişkilerden ziyade Batı camiasının ve İttifak içi ülkelerin katılımıyla bu bölgelerde ticarî ve sınaî faaliyetlerin müştereken yürütülmesi akla daha uygundur.