Kısa coğrafi bilgiler
**Toros Dağlarının doğuya uzanımı Güneydoğu Anadolu bölgesini doğal olarak Doğu Anadolu bölgesinden ayırır. Bu bölge içinde Karacadağ Volkanı, Gaziantep Platosu ve Mardin-Midyat Eşiği coğrafi açıdan nirengi nokta ve bölgeleridir. Fırat ve Dicle Nehirleri ve bu nehirlerin üzerinde kurulmuş baraj gölleri bölgeye bir tarım havzası özelliği kazandırmaktadır.
Bölgede verilen mücadeleler
**İlkçağ’dan itibaren bölgede küçük yerleşim sahaları oluşmuştur. Bu durum yerleşim alanlarındaki kabile ve aşiretler arasında etnik ve siyasi farklılıkların doğması ve yoksul toplulukların iktisaden güçlenen aşiretlere karşı muhasım tavırlar alması nedeniyle mücadele alanı olmuştur.
**Asur-Urartu, Asur-Hitit, Mısır-Hitit, Bizans-Abbasi, Bizans-Memluk, Selçuklu/Abbasi-Mısır ve Osmanlı-Memluk mücadeleleri esas itibariyle kuzey ve güneyin mücadelesi özelliği şeklinde düşünülebilir. Bölge İran, Anadolu ve Mısır coğrafyasının kesişim sahasında yer alır. Savunulması zor bir coğrafya olması nedeniyle bölge, göçlere, istilâlara ve savaşlara gebe kalmıştır.
**1984 yılından beri cereyan eden PKK saldırılarına karşı verilen mücadele ise halen güneydoğu sınırlarımızın dışında devam etmektedir. 40 bin civarında cana ve milyarlarca lira maddi kayba neden olan bu mücadelenin hızı kesilmiş, ancak tam olarak bitirilememiştir. Bölgeyle ilgili tarımsal ve hayvancılıkla ilgili sorunlar, her insanın, her çiftçinin, hayvanı olan herkesin fikri alınarak harmanlanmalı ve teknisyen, bilim insanları, akademisyenler ve hükümetin görüşleriyle yoğrularak bir senteze varılmalıdır.
Kalkınmada esas: Tarım ve hayvancılık
**Bölge genel olarak bozkır görünümü arz eder. GAP Projesi dünya çapında bir eserdir. Gaziantep ili iktisadi kalkınmanın önderidir. Buna bağlı olarak dünyada isim yapmış en değerli ürünümüz Antepfıstığıdır. Badem, pamuk, buğday, keten, susam, nohut, zeytin…
**Özellikle yaz mevsimleri kurak geçtiğinden tarımsal üretim, basit ekimler ve hayvancılık şeklinde tezahür eder. Bir tarımsal havza olan Diyarbakır Havzası, yapılacak her türlü yatırıma açıktır. Yeni tarım alanları üretilmeli, taşlık alanlar ıslah edilmelidir.
Yeni analizler yapılmalı
** Dünya Savaşı’nda İngiliz ve Fransız işgaline uğrayan bölge halkı, kendi verdiği mücadeleyle istilâcıları kovmasını bilmiştir. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında çıkan Kürt başkaldırmaları, Cumhuriyet döneminde de isyanlar şeklinde devam etmiştir.
İsyanlar, dün hangi il ve ilçede başlatılmışsa bugün de aynı yerlerde çıkarılmıştır. O zaman şunu demek doğru olacaktır: Tartışma konusu olan yerler hakkında yeterli tarihi ve idari coğrafya analizleri yapılmış, ancak gelişen durumlara uygun değişiklikler yapılmamıştır. Bugün de terör örgütü PKK’nın el attığı, işlediği ve kullandığı konular olmuştur.
Dil sorunu
**Türk, Arap, Kürt, Moğol, Arami gibi etnik unsurlar olmasına rağmen, özellikle terör örgütü PKK’nın etki ve baskılarıyla Kürt sorunu yaratılmak ve ana dil olarak Kürtçe ön plana çıkarılmak istenmiştir. Dil konusu da net olarak ele alınmamış, Türkiye’de yaratılmak istenen Kürt sorununun temeline dil öğesi konulmuştur. Bu konuda;
- Dün SSCB’de bugün Rusya Federasyonu’nda bulunan çok sayıdaki etnik grup,
- ABD ve AB’nin etnik yapısındaki unsurlar
- Osmanlı Devleti’nde ümmet başlığı altında görülen Arap Yarımadası, Balkanlar ve
Kafkaslardaki Müslümanlar,
- Osmanlı Devleti’nde Arnavut, Boşnak, Hırvat, Bulgar, Rum ve Yahudi gibi farklı etnik
yapıdaki tebaa kendi dillerini kullanmışlar; ancak devletin resmi dili her zaman başta olmuş, yazışmalarda geçerli kılınmıştır. Bu konu üzerinde örneklerle sağlıklı bir bilgilendirme ve çalışma yapılmalıdır.
Yer altı servetleri
** Batman, Diyarbakır ve Adıyaman-Kâhta’da petrol yatakları mevcuttur. Buralarda kurulu petrol tesisleri halen üretimlerini sürdürmektedir. Yeni yataklar araştırılmalı, mevcut olanlarda daha derine inilmeli ve tesislerin kapasitelerinin genişletilmesi ele alınmalıdır.
Çağımız nükleer silah ve araçların çağı olduğuna göre yer altı servetlerimizden olan toryum, baryum, bor, rubidyum ve stronsiyum gibi elementlerin elde edilmesine ağırlık vermek esas alınmalıdır.
Sonuç
** Günümüz için emperyalist düşünceye sahip devletler, sınırlarımıza yönelik bir taarruzî harekette bulunmamakla birlikte etnik yapıdaki çatlamalardan istifade etmek suretiyle terör örgütlerine “vesayet savaşları” yaptırmış ve “sınır delme” çabalarını sürdürmüşlerdir.
Prof. Mustafa Akdağ’ın “Türkiye’de Dirlik Düzenlik Kavgası” isimli büyük eserinde “…Halkın vergi vermekten kaçınması ve çocuklarını askere göndermek istememesi nedeniyle dağların ulaşılması güç yerlerinde mezralara çekildiği ve kom’larda kaldığı…” yazılıdır. Bugün de sorun yine ekonomiktir.
Hem güvenlik hem de sosyal imkânların dağlarda yaşayanlara sunulabilmesi için bu yerleşim yerleri ulaşılması güç coğrafi engeller ve zorlu iklim şartlarından aşağılara çekilmeli ve toplu yerleşim alanları şekline dönüştürülmelidir.
Ekonomiye katkısı olacağına inanılan her türlü atıl tesis faaliyete geçirilmeli, güvenliği sağlanmalı, çalışanların sigorta sistemleri devreye sokulmalıdır.