Başlangıç gelişmeleri
15’inci yüzyıldan beri Kırım’a karşı ilgi duyan Rusya, bu toprakların kendisinden kopacağını hissedince birtakım manevralarla Kırım’ı ilhak etmişti. SSCB’nin çökmesiyle Karadeniz donanmasını Ukrayna ile paylaşan Rusya, Batı’nın tahrikleri sonucu Ukrayna’nın Batı’ya entegre bir ülke olacağını anlayınca buraya da müdahalede bulunmuştu. Bu huzursuzluğun perde arkasında 1990’da başlayan çöküş nedeniyle geniş ve verimli toprakların, zenginlik gibi imkânların kaybedilmesi endişesi ve hırsı yatıyordu.
Rusya’nın kendisini güçlü kabul ettiği yanları
Dev ordusuna, enerji kaynakları ve yer altı servetlerine güvenen Rusya, büyük birlikler kullanılarak sıcak çatışmalara girme döneminin bittiğini göz ardı ediyordu. Batı’nın hava gücünün üstün niteliklerine ulaşamamış olan Rus Hava Kuvvetleri, nicelik olarak fazla uçağa sahipti.
Putin, AB’nin ve ABD’nin uyarılarını elinin tersiyle kenara itiyor, “dediğim dedik” inadıyla Kırım ve Ukrayna üzerine birlikler sevk ederek belli bölgelerde füze rampaları tesis ediyordu. Güçlü bir kıtalar arası balistik füze sistemi vardı; ama Rus ekonomisinde yaşanan ekonomik sıkıntılarla uzun süreli bir harekâtı nasıl devam ettirebilirdi? Enerji kaynakları meta olarak mevcuttu; ama bir değere dönüşebilmesi için “Pazar” gerekiyordu. Belki “Ruble” gibi bir parası vardı; ama değeri yoktu…
Rusya’nın görmek istemediği zayıf yanları
Yoksul olan Rus halkı arasında hastalık, içki ve uyuşturucu kullanımı yüksek oranlardaydı. Yolsuzluk ve rüşvetin tavan yaptığı ülkede işsizlik ve konut sorunu had safhadaydı. Düşük ücretler ve adaletsiz gelir dağılımı, sosyal katmanlar arasında uçurum yaratacak nitelikteydi. Kırım’ın ilhakı ve Ukrayna topraklarında yaşanan savaş, Rusya’nın rezervlerini 100 milyar doların üzerinde eritmiş ve bugüne kadar varidatını 420 milyar dolara kadar geriletmişti.
Ukrayna, Belarus, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Ermenistan ve Tacikistan gibi ülkelerin Rusya’da çalışan yurttaşları vardı. Rus ekonomisi bu insanlarla oksijen alıyor, dış borçlarını ödüyordu. İktisadi durumun daha da kötüye gitmesi halinde bu çalışanlar Rus bankalarındaki paralarını çekmeye kalkışırlarsa “Ruble”de aşırı değer kaybı yaşanabilir, ekonomide kırılmalar görülebilirdi.
Ukrayna inadı ve askeri harcamaların artması
Kırım ve Ukrayna konusunda Batı ile gereksiz inatlaşma, yüksek faizin yaşandığı Rus ekonomisinde daralmaya yol açtı. Tahıl ihracatı durmuş, Belarus gibi küçücük bir ülkeden bile alacağı elektrik parasına muhtaç duruma düşen Rusya parasını tahsil edemeyince Belarus’un elektriğini kesmişti.
Putin, Avrupa’yı sıkıntıya sokacağını sandığı “Güney Akımı Projesi”ni durdurduklarını, Rus doğalgazının Karadeniz’den geçecek boru hattı ile Türkiye ve Bulgaristan üzerinden Avrupa’ya taşınması yerine Türkiye topraklarında yeni bir dağıtım merkezi oluşturulacağını ve Erdoğan ile mutabakata vardıklarını açıklamıştı.
Batı, karşı eylem ve yaptırımlara yöneliyor
Rusya’nın bir numaralı ticari ortağı yüzde 41’lik pazar payı ile AB olup ticari ilişkileri 2012’de rekor seviyeye ulaşmıştı. ABD, Putin Rusyası ile savaşa girmeden ekonomik kriz yaratarak Rusya’yı dize getirmek ve giderek artan problemler nedeniyle Rusya’yı Doğu Ukrayna konusunda AB ile görüşmeye teşvik etmek istiyordu.
Petrol ihraç eden ülkeler, petrol fiyatlarını düşürünce Rus petrolü dünya piyasalarında alıcı bulamadı. Batılı işadamlarının Rusya’da yaptıkları yatırımlar durdu hatta ülkeden sermaye kaçışı başladı. Batılı kredi kuruluşları, Rusya’nın kredi notunu negatif izlemeye aldılar ve bazı alanlarda kredi notunu düşürdüler. Avrupa, Rus enerji devi Gazprom’a soruşturma başlattı. Bütün bu gelişmeler karşısında Rus parası % 50’ye varan düşüş kaydederek “pul”a döndü.
Batı’nın tespit ve gözlemlerine göre Rus topraklarında dini, etnik ve hatta ırkçı ayrımcılık ve çatışmalar yayılma eğilimine müsaitti. Şovenist ve faşist gençlik örgütlerinin on binlerce üyesi olduğu biliniyordu. Batı daha bunlara el atmamıştı.
Putin çıkış yolu arıyor
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, “…gerektiğinde Rusya’ya yardım etmeye hazır olduklarını; ancak Rusya’nın da mevcut ekonomik sorunların üstesinden gelme kabiliyetine sahip olduğunu…” söyleyerek “…Rusya’nın zorlukları aşmalarını sağlayacak bilgeliği bünyesinde barındırdığını…” ifade etmişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “…Ukrayna krizi nedeni ile Rusya’ya uygulanan yaptırımlardan Ukrayna’nın da etkilendiğini belirterek Rusya’nın uyguladığı karşı tedbirler ve gıda alımını durdurma kararıyla Avrupa Birliği ülkelerinin yaklaşık 6 milyar dolar kaybettiği…” şeklinde demeç vererek karşı propaganda yapmaya çalışmıştı.
Kötü durum nereye varır
Politbüro anlayışıyla bir devletin ne kadar yürütülebileceği geçmişte görülmüş olmasına rağmen Putin, bu alışkanlığından vaz geçemiyordu. Kırım ve Ukrayna konusunda Batı’yı karşısına aldıkça yaptığı her siyasi çıkış ve askeri manevra, Batı’nın daha etkili bir aksiyonu ile karşılık buluyordu.
Tarih tekerrürden ibarettir. Osmanlı Devleti ve koca SSCB de birtakım ekonomik sorunlar ve borçlanmalar yaratılarak hatta paraları pula döndürülerek çöküşün eşiğine getirilmediler mi? Bu iki ülke de dönemlerinin en yüksek askeri gücüne sahip değiller miydi?
Kişisel kaprisler, üstünlük taslamalar ve ülke menfaatlerini iyi analiz etmeden, geçmişi iyi okumadan yapılan çıkışlar başa iş açabiliyor. Putin, “küpe girmeden sirke olmak” istedi, sirke tutmadı… Dileriz, testiyi de çatlatmaz