Dünyanın elit devletleri (!) geçmiş asırlardaki görkemli günlerini yad etmek istiyor. Federal Almanya, Doğu Almanya ile birleşti. İngiltere, İrlanda’nın kendisinden kopmasından korkuyor, aynı İngiltere ve Fransa sömürgelerine hâlâ hayat hakkı tanımak istemiyor. Rusya, Çarlık döneminin özlemi içinde, ama en azından SSCB döneminin kaybettiği peyk devletlerini hizaya getirme çabası içinde…
Bir zamanlar topraklarında hükümran olduğumuz Balkan ülkeleri şimdi AB’ye dahil edilmiştir. Yıllarca girmek için kapısında beklediğimiz AB, ne yazık ki, bizden önce endüstriyel varlığı olmayan Balkan ülkelerini tercih etmiştir. Bu kabulde din olgusunun önemi var mıdır? Kısmen de olsa evet, vardır. Bir diğer faktör de AB, Rusya ile arasında bu ülkelerle tampon bölge oluşturmuş olmasıdır.
Faktörler
Önceki paragrafta endüstriyel alanı zikretmeme rağmen askeri alanda da bizden önde olmayan bu ülkeler, kurulması düşünülen Avrupa ordusuna nasıl bir katkı sunacaklardır, diye düşünürüm bazen… Aslına bakarsanız coğrafi olarak AB’nin sınırlarını Karadeniz’e yaslaması, belki Rusya’ya karşı tampon oluşturmak dışında pek de katkı sağlamayacaktır.
Eski Varşova Paktı’ndaki Balkan ülkelerinin çoğunun harekât planları ve arazi etütleri Sovyetler Birliği generallerinin kontrolünde yapılmış, bir zamanlar düşman olarak vasıflandırdıkları Avrupa’nın kuvvetli ve zayıf tarafları da Rus komuta heyetinin nezaretinde değerlendirilmiştir.
Kıtalararası füze sistemlerinin öne çıktığı ve yıldız savaşlarından söz edildiği bir dönemde dünyamızda konvansiyonel silahlar ve klasik kara savaşlarıyla ne yapılabileceğini irdelemeye değer buluyorum…
Sorunlarla çevrili ülke
Türkiye riskli bir coğrafyada bulunmaktadır. Kuzeyde Ukrayna’nın Rusya ile, doğuda İran’ın ABD ile güneyde de Rusya’nın himayesindeki Suriye’nin de ABD ve Türkiye ile sorunları bulunmaktadır.
Kuş gribi nedeniyle binlerce kümes hayvanının itlâf edildiğini, şarbon paniği yaratıldığını, başta buğday olmak üzere domates, sebze ve meyve türlerinin genetiğiyle oynandığını, ihraç ettiğimiz ürünlerin tekrar iade edildiğini, nefis şaraplarımızın içindeki üzümde tarım ilâcı olabileceği ihtimali belirtilerek geri çevrildiğini hatırlarsak, geçmişte kamufleli bir biyolojik savaşın Türkiye’yi teğet geçtiğini söyleyebiliriz.
Karadeniz’de gelişmeler tırmanma safhasındayken Ukrayna krizi nedeniyle ABD, Türkiye’den müsaade alarak donanmasını Karadeniz’e çıkarmış, kalma süresi bitince bir gemisinin arızalandığını bahane ederek süreyi uzatmıştı.
İkinci önemli konu ise, ABD’nin başıboş mayınların temizlenmesinde Türkiye’ye destek olmak amacıyla Amerikan mayın tarama gemilerinin Karadeniz’e geçmelerine zemin hazırlama ortamı yaratmış olmalarıdır. Türk hükümeti, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne sadık kalarak hükümleri harfiyen uygulamış ve tarafsızlığını korumuştur.
Bugün dostuz ama…
Türkiye hem Ukrayna hem de Rusya ile bugün dosttur. Aynı zamanda Karadeniz Ekonomik İşbirliği Antlaşması’nın üyesidirler.
Batı, Türkiye’den NATO’nun gereklerini yapmaya davet etmiştir. Türkiye, Rusya ile ilişkilerini bozmamak ve Türk-Amerikan ilişkilerine yeni bir olumsuzluk eklememek prensibiyle hareket etmiştir.
Aslında Batı’nın amacı, Ukrayna’yı kendi bünyesine katsa bile Rusya’ya karşı tampon olarak görmek, doğal servetlerinden istifade etmektir. Oysa bugün gelinen durum hiç de öyle değildir. Rusya’ya karşı Ukrayna’yı kışkırtanlar ve silah yardımı yapacaklarını söyleyerek pohpohlayanlar bugün sadece tiribünlerden izlemeyi tercih etmişlerdir.
Uzak ihtimalli gelişmeler
Siyasi tansiyon yükselmiş, askeri güç kullanımına geçilmiştir. Huzur denizi diyebileceğimiz Karadeniz, uzun menzilli füzelerin yığınak merkezi olmuş, Karadeniz hakkında kara sayfalar yazılmaya başlanmıştır...
Sürekli olarak yakıp yıkan ve sivilleri öldüren Rus ordusu, katliam haberleri, katliam emri veren birlik komutanının isminin açığa çıkması, cephane bütünlemesinde yaşanan sıkıntılar ve tahrip edilen Rus tanklarının sürekli olarak görüntülerinin verilmesi Rus birliklerinin daha temkinli –hatta daha pasif- hareket etmelerine neden olmuştur. Rusya’nın amiral gemisi olarak nitelendirilen 186 m. uzunluğundaki kruvazörü Moskova’nın, Yılan Adası açıklarında vurulup batması, Rusya’nın moralini ağır derecede bozmuştur.
Güneyimizdeki sıcak çatışma alanına, kuzeyimizde ikinci sıcak çatışma alanı eklenmiştir. Belki İran’ın dize getirilmesi de düşünülüyordur, ama bunun gerçekleşmesi için uzun bir süre gerekecektir. Saldırının niteliği ve zamanı şimdilik uzak ihtimal olsa da fırsat kollanacağı ve İran’ı içten çökertmeyi amaçlayan ayaklanmaların sahneye konulacağı kuvvetle muhtemeldir.