*1 Eylül 1920 Lübnan devleti kurulmuştur.
*Halen görevde olan Cumhurbaşkanı Mişel Avn 31 Ekim 2016’da seçilmiş, Başbakan Necip Mikati 10 Eylül 2016’da göreve başlamıştır.
Tarihsel süreç /
Osmanlı hâkimiyetine geçiş
Doğu Akdeniz’de yer alan küçük ülke Lübnan, tarih boyunca büyük dertler yaşamış ve 1516 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyetine girmiştir. 400 yıllık süre içinde Osmanlı sanat anlayışı ve kültürü benimsenmiştir.
16’ncı yüzyıldan beri dünya üzerinde sömürgeler üreterek İngiltere ile yarışa giren Fransa, 1840’lı yılların başından itibaren Lübnan’da Maruni ve Dürzîler arasındaki çekişme ve çatışmalarda taraf olmuştur.
Fransızlar Marunilerin, İngilizler de Dürzîlerin yanında yer almışlardır. Her iki devlet, Gerileme Devrini yaşayan Osmanlı İmparatorluğu’nun bu bölge üzerindeki kontrol ve müdahale imkânının zayıf olduğunu gayet iyi değerlendirmişler ve istifade etmeye başlamışlardır.
Fransız etkisi
400 yıl Osmanlı hâkimiyeti altında kalan ve I. Dünya Savaşı’nın sonunda imzalanan 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi ile Lübnan’ın beş vilâyeti Fransız, Suriye ve Lübnan mandası kontrolüne girmiş, ayrıca kuzeydeki Suriye’nin petrol sahalarını ele geçiren Fransızlar, Doğu Akdeniz’e egemen olmuşlardır.
Hatta Fransızlar, İstiklâl Savaşımızın hemen öncesinde Anadolu’nun güneyi ve güneydoğusundaki bazı illerimizi dahi işgal etmişti. (Atatürk’ün ölümünden sonra, 1939 yılında Hatay topraklarımıza katılmıştır.) Lübnan’ın 1943 sonunda bağımsızlığını ilan etmesiyle birlikte Fransa, bu topraklardan çekilmesini tamamlamış; ancak ilgisini eksiltmemiştir.
1975’ten itibaren ülke, siyasal ve mezhepsel grupların neden olduğu ve 15 yıl süren bir iç savaş yaşamaya başlamıştır. Suriye, 1976-2005 yılları arasında, İsrail ise 1982-2000 arasında Lübnan topraklarının bir kısmını ele geçirmiştir. Bu tarihten hemen sonrasıyla Lübnan Bekaa Vadisi’nde terör elemanlarının yetiştirilmesine göz yummuş hatta desteklemiştir.
Lübnan Parlamentosu, hasmane bir tutumla 2001 yılında sözde Ermeni soykırımını kabul etmiştir. (Fransa’daki Ermeniler, 18 Ocak 2001 tarihinde Fransız Ulusal Meclisi’nin sözde soykırım yasasını kabul etmesinde önemli rol oynamışlar ve Lübnan’daki Ermenileri de etkilemişlerdir.)
İsrail’in etkisi
İsrail, 12 Temmuz 2006’da sekiz askerinin öldürülmesi ve iki askerinin kaçırılması olayından sorumlu tuttuğu Lübnan’ı yeniden işgal etmiştir. İleri teknolojiyle donatılmış İsrail Hava Kuvvetleri’nin ağır bombardımanı, sivil halkın yok edilmesine ve büyük acılar yaşanmasına neden olmuştur.
Rakam belirtmek istemiyorum; ama mülteci sayısının bir milyon civarında olduğunu basından öğrenmiştik. Lübnan hükümeti ise maddî kayıpların 2,5 milyar dolara ulaştığını açıklamıştı. Eylül 2006’dan itibaren bizim de dahil olduğumuz koalisyon gücü, BM’nin isteğiyle barışa hizmet etmek üzere görevlendirilmişti.
Lübnan Cumhurbaşkanı’nın demeci
Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan Devlet kuruluşunun 100’üncü yıldönümü dolayısıyla 2020 yılında Osmanlı Devleti’ne hakaret içerikli bir konuşma ve "Osmanlıların Lübnanlılara devlet terörü uyguladığı" yönünde skandal sözler sarf etmişti.
Bazı siyasiler sepetinde pamuk (!) olmadığı halde siyasetten, hukuktan, ekonomiden anlar ve sürekli atar tutar. Lübnan Cumhurbaşkanı’na Lübnanlı tarihçi Prof. Dr. Halid el-Cundi, Osmanlı Devleti’nin Lübnanlılara karşı şiddet uyguladığı yönündeki açıklamasının gerçekleri yansıtmadığını, Osmanlıların bölgeye gelişi sırasında Araplar ile yaşadıkları bir şiddet olayının bulunmadığını hatırlatmıştır.
Cundi, “Büyük Lübnan” diye bir şey olmadığını, o dönemde Lübnan'ın “Beyrut Vilayeti”, “Sayda Vilayeti” ve “Trablusşam Vilayeti” gibi birkaç vilayetten oluştuğunu kaydetmişti. Osmanlı döneminde Lübnan’da inşa edilen çok sayıdaki kilise olduğunu belirten Cundi, bunların Osmanlı Devleti’nin fermanları doğrultusunda yapıldığını vurgulamıştı.
Bölge halkları arasında ayırımcılık yapan ve Osmanlı yapılarını yıkan Batılı güçlerin, Avn tarafından “sömürgeci” yerine “nüfuz” sahibi olarak nitelendiğine işaret eden Cundi, Osmanlı sonrasındaki Batılı güçlerin bölgedeki zenginlikleri yağmaladığını belirtmişti.
Osmanlı Devleti’nin din ve ırk ayırımı yapmaksızın tüm vatandaşlarına adil davrandığını, anlatan Cundi, Osmanlı’nın, Lübnan’daki farklı din ve mezheplerden oluşan toplum yapısını ayakta tutan fermanlar çıkardığını kaydetmiştir. (Devam edecek)