Vahşeti düşünerek yürürken…
İnsanları görüyorum, sabahın köründe yollara düşen... Duraklar tıklım tıklım. Hele kadınlarımız. Eşinden ayrılmış, çocuklarının nafakasını doğrultmak için çırpınan, hasta anasına bakmaya çalışan, okul masrafını çıkarmaya çalışan, evinin giderlerini karşılamaya çalışan o vefakâr kadınlarımız...
Kolunu tutunma halkasına geçirmek suretiyle ayakta uyuyabilmeyi kolaylaştıran ve otobüsün hareketine göre öne yıkılan arkaya kaykılan insanlar. Yaşlı veya hanımlara yer vermemek için uyuklamayı seçenler, hapşırdığı zaman eline silip demirlerden tutunanlar...
Bu olayın üzüntüsüyle İstiklâl Caddesi’nde yürümeye başladım. Toz toprak, çukurlu taşlı, bol iş makineli ve tahta perdeli… Ortalık toz toprak. Fransız Konsolosluğu’nun önüne geldiğimde asfalt döküldüğünü gördüm. Buharlaşmış zehirli maddeler günün en yoğu saatinde insanların solumasına sunulmuş. İnanıyorum ki, Belediye Başkanı’nın bu olaydan haberi yoktur.
Tv görüntüleri
Bir restoranın önünden geçiyorum. Ekranda Kapıkulu’de yığılan vatandaşlarımızla ilgili görüntüler… Hepsi dertli. Kimisi gümrükten, kimisi vergilerden, kimisi memurların davranışlarından şikâyetçi…
Avrupa’daki Türkler, 1960’lardan itibaren ekmek parası arayışına giren vatandaşlarımızdır. Büyük göçlerle yollara düşmüşlerdir. Bireysel polisiye olayların dışında hiçbir zaman toplumsal ve siyasi nitelikli bir olayın yaratıcısı olmamışlardır.
1992 Mölln ve 1993 Solingen facialarına rağmen tahrike kapılmamış, üzerlerinde hep Anadolu’nun mahzunluğunu taşımışlardır. Bulundukları ülkenin yasalarına ve hukukuna bağlı kalan insanımız, her zaman hasret çeken taraf olmuş, anavatanlarına gelişlerinde gümrük kapılarında sıkıntı yaşayan çilekeşler olmuşlardır.
Özellikle gıda sektöründe ticaretle uğraşan çoğu kimse isim yapmış, Alman devletinin ekonomisine katkıda bulunmuş ve bulunmaya da devam etmektedir. Sadece Almanya değil Avrupa’nın birçok yerindeki Türklerin aralarında yeterli bir örgütlenme söz konusu değildir. STK’lar, Almanya’daki Türklerin haklarını koruyacak yeterli çıkışları yapamamaktadır. Türkiye’de bazı illegal gruplar sermaye ile, medya ile ve dış mihraklarla bağlantılı çalışmalar yapmışlardır. Türkiye’nin tanıtımı ve içinde bulunduğu durumun anlatılması yeteri kadar ve doğru şekilde yapılmamaktadır.
Bizdekiler
Almanya’daki ırkçılar nasıl ki Türklere gaddarca davranıyorsa bizdeki meczuplar ve millî hislerden yoksun olanlar da kadınlara ve Atatürk heykellerine saldırıyorlar. Bu saldırılara her gün veya gün aşırı bir yenisi ekleniyor.
Afyon-Şuhut’ta “Büyük Taarruz”a katılan atlı birliklerimizle ilgili bir haber dinledim. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın uhdesinde gerçekleştirilen “Zafer Haftası” etkinlikleri bu yıl büyük bir coşku içinde kutlanacak. Etkinlikler kapsamında Afyonkarahisar’dan yola çıkacak atlı süvariler İzmir’e gidecek.
Her yıl 25 Ağustos’u 26 Ağustos’a bağlayan gece Afyonkarahisar Şuhut ilçesinin Çakırözü köyünden başlayıp Kocatepe’de sona eren ve ülkemizin dört bir yanından gelen vatandaşlarımızla birlikte gerçekleştirilen temsili “Zafer Yürüyüşü”ne bu yıl farklı bir tema daha eklenecek.
Zafer Haftası münasebetiyle gerçekleştirilecek anma etkinlikleri kapsamında, 26 Ağustos 1922’de Afyonkarahisar Kocatepe’de başlayan ve 9 Eylül’de İzmir’de düşmanın denize dökülmesiyle neticelenen İstiklal Savaşı’nda süvarilerin gittiği güzergâhta “Büyük Taarruz Atlı Birlik” yürüyüşü canlandırılacak. 26 Ağustos’ta “Büyük Taarruz” karargâhından 10 süvari ve 10 at ile başlayacak yürüyüş, 9 Eylül’de İzmir Konak Meydanı’nda sona erecek.
Yaklaşık 15 yıldan beri Trakya gazetesinde, üç yıldan beri de Tünaydın gazetesinde köşe yazıları yazıyorum. Yazılarımda millî hislerin yüceltilmesine çok önem veriyorum. Orman ve Su İşleri bakanlığımızın uhdesinde gerçekleştirilen bu olay beni derinden etkilemiştir. Sayın Bakan’a şükranlarımı sunar, bu çalışmada görev alan tüm ilgilileri tebrik ederim. Şehit ailelerinin bu törenlere davet edilmesini de teklif ediyorum.
Bir teşekkürü de meczuplara anında müdahale ederek adalete teslim eden cesur polislerimize ve kadın düşmanlarına etkili cezalar veren hâkim ve savcılarımıza sunmak istiyorum. Var olun!