SON DAKİKA
reklam
reklam

Sorunlar yumağı Lübnan Bölüm-II-

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 27 Nisan 2022, Çarşamba - 23:46   Okunma Sayısı:

Hizbullah’ın Suriye’de Esad rejiminin saflarında savaşa dahil olması ve Lübnan siyasetindeki parçalanmışlık şiddetin giderek artmasına neden olmuştur. Hizbullah bir yandan Suriye savaşında taraf olmakla kalmamış bir yandan da şiddet yanlısı grupları harekete geçirmiştir.

Daha doğrusu Lübnan, 2005 yılında istihbarat yetkilisi Visam Hasan’ın öldürüldüğü bombalı saldırının ardından bu yana karışıklıklara ve gerilimlere sahne olmuştur.

 

Suriye işgal yılları

Lübnan’da 1975 yılında başlayan iç savaşın başlamasından kısa süre sonra Suriye yaklaşık 16 bin askerle Lübnan’a girmişti. İsrail ordusu ise 1978 ve 1982 yıllarında Lübnan topraklarını işgal etmişti. 2000 Mayıs’ında güneyde silahtan arındırılmış bir bölge bırakan İsrail Lübnan’dan çekilmişti.

Eski Başbakanlardan Refik Hariri’ye 14 Şubat 2005’te Beyrut’ta bombalı bir saldırı yapılmış, Hariri hayatını kaybetmişti. Projektörler, iç savaşın başlamasıyla Lübnan’a 16.000 askeriyle giren Suriye’ye çevrilmişti. Baskılar üzerine Suriye askerlerinin ülkeden tamamen çekilmesi 2005 yılında tamamlanmıştı.

Lübnan, 2008’in ilk üç ayında devam eden devlet başkanlığı krizinin paralelinde birçok şiddet olayı gelişti. Militanlar silahlanmış ve şiddet sokağa inmişti artık…

 

Adım adım ekonomik çöküşe doğru

Lübnan’da sağlanamamış olan uzlaşma nedeniyle Devlet Başkanlığı seçimi 13 kez ertelenmişti. Arap Birliği’nin çözüm için ortaya koyduğu çabaların olumlu sonuçlanması zor bir ihtimaldi. Hizbullah, seçim çalışmalarında ortaya koyacağı tavizleri hükümete kabul ettirmek isterken ABD, İran, Suriye gibi ülkeler olayı yakından takip ediyorlar, S. Arabistan, Fransa, İsrail de bu mücadelede taraf olduklarını söylüyorlardı.

Krizler dönemi başlamıştı.

Halkının %80’i yoksulluk sınırının altında yaşayan Lübnan’ın ekonomisi 19’uncu yüzyıldan beri en büyük ekonomik darboğazdan geçiyordu. Krizler acımasız bir şekilde halkı mağdur etmeye başlamıştı. 2019’dan itibaren,

 

*Enerji krizi nedeniyle evlere elektrik verilemiyor. Hastaneler %50 kapasiteyle çalışıyordu,

*Devlet borçları ödenemiyordu,

*Lübnan lirası büyük ölçüde değer kaybediyordu,

*İthalata bağımlı ekonomi sürekli açık veriyordu,

*Yoksulluk sınırının altında yaşayanların oranının yüzde 80’i geçtiği, UNICEF’in raporlarında ailelerin yarısından fazlasının öğün atladığı belirtiliyordu,

*Büyük oranlarda göç yaşanıyor, doktorlar ülkeyi terk ediyordu,

*Lübnan’da ciddi elektrik kesintileri, akaryakıt krizi ve siyasi çekişmeler yeniden artmaya başlıyor ve bir iç savaşın patlak vermesi endişesi yaşanıyordu.

*Merkez Bankası, dolar likidite sorunu olduğunu itiraf ediyor, döviz rezervleri eriyordu,

*Yakıt krizi benzin istasyonlarının önünde uzun kuyruklar yaratıyor, Irak’tan ithal edilen petrol ve Suriye’den kaçak temin edilen yakıtla durum dengelenmeye çalışılıyordu. Devlete ait santrallar durma noktasına gelmişti.

 

Cumhurbaşkanı Michel Avn, 2021 Aralık ayında devletin “çökmekte” olduğu konusunda uyarılarda bulunuyor, dini liderler ülkenin çökme riskiyle karşı karşıya olduğunu konuşuyorlardı.

Son söz

Cumhurbaşkanı Avn’ın Osmanlı yönetimiyle ilgili sözlerini Bölüm-I’de yazmıştım. O yönetimi yerin dibine sokuyordu. Ben de bugün için Avn’a şunları söylemek isterim:

Madem 1920 yılında bağımsızlığa kavuştunuz, bugüne kadar olan bitenden de sizler sorumlusunuz. Neden ülkenizin siyasi birliğini sağlayamadınız, neden halkınıza refah sunmadınız?

Gelecek nesiller o topraklarda yaşayabilecek mi, yoksa Fransız hegemonyası, Suudi kılıcı veya Amerikan çizmesi altında inleyecek mi? Onları mali yardım alacak hale getirmeniz buyruk almalarını da gerektirir. Nitekim daha o günlere varmadan Başbakanınız Türkiye’ye geldi ve yardım talep etti.

Siz Osmanlı hakkında söylediklerinizden utanıp özür mü dileyeceksiniz, yoksa hâlâ pişkinlik mi göstereceksiniz?

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam