SON DAKİKA
reklam
reklam

BUGÜN YİNE...

Köşe Yazarı: Sinan ERDOĞDU   Eklenme Tarihi: 2 Mayıs 2022, Pazartesi - 23:36   Okunma Sayısı:

Yazısı için kıymetli şair ve yazar Durmuş Türker’e çok teşekkür ediyoruz...

Alıp başımı çocukluğuma gideceğim yine; izninizle... Ne kadar çok gidiyorum çocukluk günlerime; annem mi çağırıyor ne? İnsanın ne çok gidesi oluyor bile- mezsiniz annesinin sesine...

Çocukluğumuzun ilk işiydi
koşu hayvanlarımızı otar-
mak. Oyun ne denli hoşluk
verirse bize, hayvan otarmak da o denli sıkıntı verirdi içimize. Gündüzleri uzun, geceleri kısaydı ya yaz gün- lerinin; o nedenle uykuyu bir türlü yetiremezdik kendimize. Sabahları ya babamız, ya annemiz ya da ağabeyimiz seslenirdi bize. Babamızın ve ağabey- imizin sesi katıydı ve amirane ama annem ne kadar büyük bir sevecenlik yüklerdi sözlerine. O yüzden ol- malı daha çabuk uyanırdım annemin sesine...

İlk işi beni doyurmaktı annemin. En çok yaptığı da yağda yumurtaydı ya da kaygana. Her ikisi de ne kadar lezzetli gelirdi annemin o öpülesi elleriyle yapıldığında. Şimdi düşünüyorum da annem un, yu- murta ve yağdan çok sevgisini katıyormuş gibi geliyor bana onlara. Bir de olduğunca çok şey koymak isterdi azığıma evde bulduğunca...

Çocukluğumuz ll. Dünya Savaşının sonrasına denk gelmişti olduğunca. O nedenle kıtlık günleriydi daha. Evlerimizde o yüzden daha çok yer vardı una ve bulgura. İnek ve koyunlarımız vardı ne iyi ki de doyu- yorduk süte, peynire, çökeleğe ve yoğurda. Süt ve yoğurt konamazdı ama çökelek ve peynir konabilirdi ekmeğin yanına. Bütün bunlar annemin elleriyle konu- lurdu her sabah azık çıkınıma.

Ahırdan alıp hayvanlarımızı çıkıyorduk meraya on- ları otarmaya. Elbette arkadaşlarımız vardı yanımızda. Onların hayvanlarıyla katışırdı hayvanlarımız ve gün boyu birlikte otlanırdı ilkten biraz yadırgılık yaşansa da. En otlu yerlerde otlatmak isterdik mutlaka ama bazen dilediğimizce yürümezdi işler. O günlerde köyümüzde o kadar çok küçük ve büyükbaş hayvan vardı ki onlara otunu yetiremezdi mera. Bu yüzden açlıkla karşı karşıya kalırdı hayvanlarımız kimi zaman. Az mı azar işittik bu yüzden ağabeylerimizden ve ba- balarımızdan.

Çocukluğumun en sıkıntılı günleri annemin yaylada olduğu zamanlardı. Yaylalarımız ki köyden yaya bir, bilemediniz bir buçuk saatte gidilecek kadardı ama yine de içinde o yaşta taşıyamayacağım denli özlem vardı. Annem ki onca yakınlıkta bile benim çocuk gön- lüme çok uzaktı. Öğretmen Okullu da oldum sonraları ama yine de ilk gurbet duygusunu bana o yaylalar yaşattı. O nedenle annemi uzaktan da olsa görebile- ceğim yerlerde otlatmayı istedim hayvanlarımızı. Uzaktan bakıp bakıp annemi düşündüm hep ve ağladım da çokçası. Her yaşta da öyledir belki ama in- sanın çocukluğunda daha da çok içinde oluyor anası... Hani ben hep çocukluğuma gidiyorum ya bunun en büyük nedeni yine annem. Ne kadar çok haz almışsam o katıksız sevgisinden...düşlemlerimde bile olsa hep anneme gidiyorum yeniden, yeniden.

O nedenle midir ne annemin o güzel yüzü olduğu gibi duruyor ve hiç mi hiç gitmiyor gözlerimin önünden... Bir kez daha anlıyorum ki hiçbir gücün kolayına koparamayacagı bağlar doğuyor sevgiden...Doya- mamış olmalıyım ki annemin o doyumsuz sevgisine, alıp başımı çocukluğuma, anneme gittim bugün yine... Sahiden sevilmiş ve gerçekten bir annenin çocuğu olmuşsa... kim gitmez ki annesine?..

İyi bir gün diliyorum herkese...

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam