SON DAKİKA
reklam
reklam

Öncesi ve sonrasında bayram

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 10 Mayıs 2022, Salı - 23:00   Okunma Sayısı:

Bayram sofralarına davetler

 

Bayram günleri İstanbul sofralarında nefaset vardır, güzel koku vardır. Zevkle hazırlanmış bir masa haz verir insana. Yoksulla, düşkünle, komşuyla ve akrabayla bu güzellikleri paylaşmak esastır. Batı kültürü etkisinin sezildiği 19’uncu yüzyıldan itibaren masada kandil, çiçek ve daha sonraları müzik yerini almıştır bu sofralarda.

 

Saray kasırlarının tavanları, odanın işlevini yansıtan görüntülerle süslenmiştir. (Örneğin; meyve odası, meyve dolusu tabaklarla resimlendiriliştir.) Günümüzde yemek masalarının süslenmesi, örtülerin temizliği ve mekânın aydınlığı çok önemlidir.

 

Yemeğe davet edilen misafirleri geliş saatlerinde gayet candan şekilde kapıda karşılamak bir değer göstergesidir. Aynı incelikle uğurlamak örfümüzün gereğidir.

 

Yemeklerde “ilk”ler

 

Ülkemizdeki ilk konserve fabrikası 1904 yılında Selanik’te kurulmuş. Türkiye beslenme kaynakları çok zengin bir ülke olmasına rağmen bunlardan gerekli biçimde ancak 1904 yılında kurulan konserve fabrikası sayesinde yararlanmaya başlamıştır.

 

Türkiye’de gazoz ve maden suyu 1890’lı yıllarda dışarıdan getirtilip tanıtılmış. Halk gazoza ilgi gösterince müteşebbis bir Rum işadamı olan Aleksandr Mısırlıoğlu, Fransa’ya giderek gazoz yapım araçlarıyla Türkiye’de yapım haklarını satın almış. İlk gazoz Mısırlıoğlu adıyla Karaköy’de üretilmiş. 1908’de Hürriyet ve Hasan Bey gazozları, 1917’de Beyaz Ruslarca üretilen Neptün marka gazozlar çıkmıştır.

 

Konserve, ev hanımları için biraz rahatlamayı sağlarken, gazoz da kurban etiyle midesini şişirmeyi zevk edinenlerin imdadına yetişmiş. Ayrıca sofralarda zenginlik belirtisi olarak bulundurulmaya başlanmış. Müzik ise masada kendisini biraz daha zor kabul ettirmiş.

 

Gerçi menkıbedir anlatılır; ama yine de milliyetini yazmayım.  … milletinden bir turist restoranına gider ve yemek siparişini verir. Aradan biraz zaman geçer. Kemancı selam vererek masaya yaklaşır:

 

    ---Efendim, bir serenat emreder miydiniz?  Aklı midesinde açlığı da başına vurmuş olan kişi kızgındır:

    ---Ne serenadı kardeşim. Bonfile söylemiştim ben…

 

*                                    *                                  *

Trende

Alış veriş için gittiğimiz Kadıköy’den bindiğimiz trende boş yerler vardı. Eşimle yer bulduk ve oturduk. Muhtemelen Suriyeli olduğunu tahmin ettiğim 25 yaşlarındaki genç bağıra bağıra yaptığı telefon konuşmasıyla trendekileri esir alıyordu. Terbiye ve edebî sözlerin kapsama alanının dışındaki bu kişiye ne diyeyim? Gençlerin diliyle ‘çüş!’ diyesim geliyor.

 

Bu hengâme içinde iki çocuklu bir hanıma yerimi verdim. Nezaket özürlü kocası olacak herif sadece yüzüme baktı. (Teşekkürü yazılı olarak sonradan posta ile gönderecekti herhalde)

 

 

*                                    *                                  *

Temel’in deneyi

Yeme içmeyle ilgili bir başka anlatım da Temel’den olsun ve son olsun… Tarım Konferansı’nda katılımcılar, yaptıkları çalışmaları ve sonuçta gerçekleştirdikleri verim artışını anlatıyorlarmış. Sıra Temel’e gelmiş;

 

    ---Kuru fasulyeye gül aşıladuk, demiş.

    ---Peki, puni niye yaptınız?

    ---Yellenince gül kokayi

 

 

 

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam