SON DAKİKA
reklam
reklam

Suriye’nin kargaşalı ortamı

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 17 Mayıs 2022, Salı - 23:16   Okunma Sayısı:

Afrika’nın kuzey sahillerinde sosyal tahribat yaratan ve siyasi değişimlere yol açan Bahar Rüzgârları, Mart 2011 de Suriye’de de çalkantılara neden olmuş ve güçlü merkezi sistemin sarsmaya başlamıştı.

 

Şam’daki ilk toplumsal patlama

Gözaltına alınan ve ailelerine şiddet uygulanan öğrenciler, 15 Mart 2011'de, Cuma namazı çıkışı Şam ve Dera’da protesto gösterileri düzenlemişlerdi. Devlet Başkanı Esad’ın şiddetle bastırdığı bu gösterilerde onlarca sivil hayatını kaybetmişti. 2011’de 22 milyon nüfusa sahip olan nüfusun 8-8,5 milyonu ülkeyi terk etmiş durumdadır.

El Kaide’nin üyeleri, bugün Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) veya farklı muhalif gruplarla birlikte ülkenin belli bölgelerinde faaliyetlerini sürdürmekte ve yuvalandıkları toprak parçalarını kontrol eder durumdadır. Savaşın başlangıcında örgütlü bir silahlı gücü olmayan Demokratik Birlik Partisi (PYD), bugün ABD ve Rusya’dan destek görmektedir. Bu örgüt, Batı başkentlerinde temsilcilik bulundurmakta ve Suriye’nin kuzeyinde önemli bir alanın kontrolünü elinde bulundurmaktadır.

 

Özgür Suriye Ordusu

Bu gelişmeler karşısında 30 Temmuz’da çoğu ordudan ayrılan subaylardan oluşan Özgür Suriye Ordusu’nun kurulduğu açıklanmıştır.

2013 yılına gelindiğinde İran, Suriye’deki olaylara müdahil olmaya başladı ve Şam ordusuna silah, milis ve Kudüs Gücü üzerinden eğitim/komuta desteği verdi. 5 Haziran 2013’te Lübnan sınırındaki Kuseyr, Şam ordusunun kontrolüne geçti. Kasım Süleymanî önderliğinde Hizbullah ve İran'a bağlı milislerin desteğiyle Esad’ın elde ettiği bu zafer, muhaliflerin iki yılda kazanımlar elde ettiği iç savaşın seyrini Esad lehine değiştiren dönüm noktası oldu.

3-21 Ağustos 2013 tarihinde Suriye resmi hükümeti, Şam dışındaki yerleşim alanlarında sarin gazı kullanılınca ABD Başkanı Obama, Kongre’den askeri yetki talebinde bulundu. Rusya ile Suriye’deki kimyasal silahların ülke dışına çıkarılması konusunda anlaşma yaptı ve muhaliflere kısıtlı destek vermeye başladı. Müslüman Kardeşler’in güçlenmesi, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinde tedirginlik yarattı.

 

IŞİD’in kendini göstermesi

4 Ocak 2014’te IŞİD, Rakka’yı ele geçirdi, halifeliğin başkentinin Rakka olduğunu ilan etti. Rakka’dan çıkarılan Ahrar-ı Şam ve El Nusra gibi örgütler önemli güçleriyle İdlib’e yönelmiştir.

IŞİD, aynı yılın haziran ayında Musul’u ele geçirip Türkiye sınırına yakın yerlerde mevzilenmeye başladı. ABD, 23 Eylül’de IŞİD kontrolündeki Irak-Sincar bölgesini ve Suriye’deki yuvalarını hava bombardımanına tabi tuttu. 27 Eylül’de IŞİD’i Kobani’de bir kez daha vurdu. Gelgelelim Başkan Obama 19 Ekim’de Erdoğan’ı arayarak YPG’ye silah yardımı yapacağını söyledi.

Bu durumda savaşın seyri değişecekti.  YPG, Kobani’yi geri püskürtmekten vaz geçip Türkiye sınır hattı boyunca ilerlemeye başladı ve Rakka’yı ele geçirdi. 

 

Rusya’nın müdahil olması

Rusya, Eylül 2015 yılında buradaki gelişmelere doğrudan müdahil olmaya başlamıştır. Gelişmelerin olumlu yönde ilerlediği sanıldığı anda bir Rus uçağı yanlışlıkla Türk Hava Kuvvetleri tarafından vurulmuştu.

Rus hava kuvvetlerinin devreye girmesiyle savaşın Esad lehine ilerlemesi hız kazandı. Putin,

 

"Ülkedeki cihatçıların Rusya için tehdit olduğunu, savaşa bu grupları engellemek için girdiğini" 12 Ekim'de BBC'ye verdiği röportajda anlattı. Devamında ise, "Bizim yabancı topraklara ihtiyacımız yok. Sovyetler Birliği'ni yeniden inşa etmek gibi bir niyetimiz de yok. Ama bağımsızlığımızı ve egemenliğimizi savunmalıyız." dedi. Rusya’nın yeşil ışık yakmasıyla Türkiye, iki YPG bölgesi arasında köprü kurulmasını engellemek ve sınırındaki IŞİD tehdidine son vermek için;

 

*24 Ağustos 2016’da Fırat Kalkanı Operasyonunu,

*2018’de Afrin’e Zeytin Dalı Operasyonunu düzenledi. Türkiye için artık Suriye'de en önemli öncelik YPG olmuştu.

 

Türkiye çözüm ararken

Suriye’den sığınmacılar Türkiye sınırlarına akmaya başladı. ABD, TIR’lar dolusu mühimmatı YPG emrine göndermeye başlamıştı. Adana Mutabakatı gündeme geldi. Rusya ile Ukrayna arasındaki olaylar tırmanmaya başladıkça Lozan Antlaşması sorunlu gösterilmeye çalışıldı.

Karadeniz’deki Rus donanmasının serbestçe hareket edebilmesi için güneyinin emniyette olması gerekiyordu. Türkiye, Lozan Antlaşmasını gerekçe göstererek bu güvenceyi sağladı.

Bu konu kapanmış gibi gözükse de bir gün patlama yapma ihtimali vardır. Türkiye siyasi platformlarda tarihten gelen bütün argümanları detaylandırarak çıkmalıdır.

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam