Sahip olanlar / Seyretmeye mahkûm olanlar
Tuzla’ya kahvaltı yapmaya gidiyoruz. Oldukça geniş bir otopark alanı olmasına rağmen öğle saatlerine yakın gidilirse yer bulunamayabiliyor. Biz otoparkın içinde boş yer ararken yanımızdan çok hızlı geçen bir görgüsüz yer kapmaya çalışıyordu. Ani duruşlar, keskin dönüşler, motoru bağırttıra bağırttıra kalkışlar…
Bu potansiyel tehlikenin yanımdan uzaklaşması için beklemede kaldım. Neyse ki bir boş yer buldu ve girdi. Kara gözlüklü, kara sakallı, beyninden ziyade gövdesini geliştirmiş bu bilmem ne yavrusu, yürüyüşüyle bile antipatikti.
Buna edebi nasıl anlatmak gerektiği konusunda biraz kafa yordum, ama gövdede kütükleşme başladığından yapacak bir şey olmadığına kanaat getirdim. Hiç mi aile terbiyesi görmedin, hiç mi okula gitmedin, hiç mi bir şirkette çalışıp şirket kültüründen istifade etmedin be yarma? Görgü denen şey senin yanından hiç mi geçmedi? Kutsal kitaplarda hukuktan, haktan, hak gaspından bahseder. Bunlardan hiç nasiplenmedin mi?
Tempo tutanlar
Vaktiyle bu memlekette el birliğiyle TSK aleyhine tempo tutanlar, gözbebeğimiz ordumuzun general ve subaylarına tv ekranlarından işaret parmağını savurarak ciyak ciyak bağıranlar, “İyi ki, bu komutanlarla savaşa girmemişiz” diyenler, “TSK kâğıttan kaplanmış” diyenler! Yok, ikinci dalga yok üçüncü dalga tutuklamaları bıyık altından gülüşlerle destekleyenler! Şimdi yaptıklarınızla övünebilirsiniz!
Gaflet içinde ve kimin haklı kimin haksız olduğunu bilmeden peşin hükümlerle söylediğiniz sözlerle güvendiğimiz en büyük kuruluşu, TSK’yı yaraladığınızı, teröristin başını sıvazladığınızı anlayabildiniz mi?
Dün bu kötülükleri yapanlar değil miydi, “adalet önünde hesap verin” diyenler... Siz de kendinizi vicdan terazisine koydunuz mu? Hayatını kaybedenlerin, intihar edenlerin ve hastalık sahibi olanların neler çektiğini, nasıl bir ruh hali içinde olduklarını düşündünüz mü? Oysa son nefesi vermek pek öyle kolay değil.
Koskoca Kanuni’nin son nefesinde bir solukluk ömür istediği nokta, hepimizin gönlünden geçen bir dilektir. Bu an muhasebe anı değildir. Hepimiz yaptıklarımızla ve yapmadıklarımızla öbür tarafa gideceğiz ve karşılığını göreceğiz. Bunun da hesabını yaptınız mı?
İslam dünyası-Balkan furyası
İslam âlemi her zamanki gibi uyku halinde ve bir tahribat içindedir. Orta Doğu, her gün yeni birtakım saldırı, kıyım, işgal, etnik ve mezhepsel kavgalarla çalkalanmaktadır. Lider taslakları, emperyalist güçlerle birlik olup kendi halkını dövmekte ve dövdürmektedir. Batı’nın işine gelen bu durum, bir yangına dönüştürülmüş ve Afrika topraklarına da sıçratılmıştır.
ABD, Arap ülkelerinin itaatini satın almış, Katar da ABD’den 12 milyar dolar tutarında silah almakla paçasını kurtardığını sanmıştır. Daha önceki iki yazımda 110 milyar dolarlık silah satın alan Suudî Arabistan, İslam dünyasındaki gelişmemiş ülkelerin yoksulluğunun sebebidir. Gazeteci cinayetinin dosyasını da Türkiye’den almış, adil şekilde (!) kapanmasını sağlamıştır. Batı âleminin gözleri önünde cereyan eden bu olay, Türkiye’nin asaletini sarsmıştır.
Lozan Antlaşması
Temmuz ayı yaklaşıyor. Ne var bunda diyeceksiniz? 24 Temmuz Lozan Antlaşması’nın imzalandığı gün… Bilen bilmeyen, ilgisiz olan nice insan, İsmet İnönü’nün Ege adalarını nasıl verdiğini ballandıra ballandıra anlatacak. Bir kısım insan da onlara çanak tutacak.
Yok gizli maddeler, yok efendim yüzüncü yılını doldurma ve anlaşmanın geçersiz kalacağı naralar…
- Bence kendinizi yırtmayın. Öncelikle Lozan Antlaşması’na tepki gösteren iktidar
kanadı olmasına rağmen şimdi Antlaşma’nın gerekliliğini ve önemini kavramıştır.
- Gelecek yılı beklemenin de uygun olacağını düşünüyorum. Anlaşmanın geçerliğini
koruduğunu görünce inanan daha çok olacaktır.