Kadına karşı şiddet hareketleri, hayvanlara karşı acımasızlık bütün şiddetiyle devam ediyor. Bu iki konu hakkında Meclis’te kanunlar çıkarılsa da sonuç değişmiyor. Atını, köpeğini kamyonetinin arkasına bağlayıp çeken, hayvanına fazla yük yükleyip bir de üzerine kendisi binen, özellikle Doğu Anadolu’da balık avlamak için nehirlerin durgun yerlerine patlayıcı madde atan insanlar! Bu yazı umarım sizlere bazı şeyleri hatırlatır…
Aslında bizde hayvancılık gelişmiyor, geçen yıl sığır, küçükbaş ve kümes hayvanları miktarı şu kadardı, bu yıl daha düşük gibi rakamlar çıkıyor, diyenlere şaşıyorum. Hayvancılık büyük şehirlerimizde maşallah artış kaydetmekte, hayvanlarımız (!) “cins-i lâtif”lere kendilerine yakışır şekilde hitap etmekte ve eylemde bulunmaktadırlar.
Alkol almış şekilde yolda hayvan ezen veya insana çarpan, polis gelince de ona efece tavırlar gösteren, tahkir eden iki ayaklılarımızı bu kategoriden ayrı tutamayacağım.
*** *** ***
Bir ineğe E-5’te araba çarpmış. Hayvanın sol arka ayağı kırılmış. Sahibi elinde iki kocaman bıçakla koşmuş gelmiş. Belli ki kesecek. Vatandaşların baskısıyla hayvan kesilmeyip bir kamyonete konuldu ve götürüldü.
Şuursuzluğun bu kadarı da fazla… Hayvanı tedavi merkezine götürmek gibi bir düşüncesi olmayan sahibi, zaten acı çeken hayvana bir acı daha yaşatacaktı.
*** *** ***
Madem hayvanlarla başladık, devam edeyim: Yazın sıcak günlerinde berberhane veya esnaf lokantası gibi yerlerde dışarıda bir yere asılmış kafes görüyorum. Kafesin içinde bayılmak üzere olan muhabbet kuşu veya değişik cinste kuşlar olabiiliyor…
Sahibini kafese koysak sabahtan akşama kadar güneş altında kalsa, imamın aptes suyu gibi ısınmış fincan içinde su versek ve hislerini sorsak ne düşünür acaba?
*** *** ***
Bodrum sayılabilecek karanlık ve rutubetli ortamda takla atan güvercin besleyen adam! O hayvancıklar güneşsiz ortamda kalıyor. Senin keyfine uygun takla atacak diye onları böyle bir ortama nasıl itersin? Yarın davaların görüleceği günde bu hayvanların hakkını nasıl ödeyeceksin?
*** *** ***
Bir şikâyetim de tatilcilerden… Evcil hayvanları beraberlerinde yazlıklarına götürüyorlar. Tatil bittiğinde ise bu güzel hayvanları otoyollarda bırakıyorlar. Evde bakıma alıştırılmış, hazır gıda ile beslenmiş, tehlikeden uzak, kendini savunmaktan aciz kedi ve özellikle köpekler nasıl beslenir, kendilerini nasıl korurlar? Sizde hiç vicdan, merhamet hissi yok mu?
Osmanlı döneminde hayvanlar
Mahallenin köpeklerini sevindirmek isteyen zenginler bunları çok ucuza satın alıp köpeklere verirler. Dişi köpeklerin ve yavrularının barınmaları için evlerinin kapısında küçük kulübeler yaptıranlar, içini samanla döşeyenler, her gün ekmek ve et verenler de yok değildir.
O kadar ki, bazılarının öldüklerinde belirli sayıda köpeğin beslenmesi için para vasiyet ettikleri de olur. (François-Rene de Chateaubriand, 1806)
Türkler, canlı cansız bütün yaratıklarla barış içinde yaşıyorlar. İster ağaçlar, ister kuşlar ya da köpekler olsun, Tanrı’nın yarattığı her şeye saygı gösteriyorlar. Hayırseverlikleri bizde terk edilen ya da zulüm gören bu zavallı türleri de kucaklıyor. Bütün sokaklarda yer yer mahallenin köpekleri için su dolu kaplar var. (Alhonso de Lamartin, 1833) ve (Julia Pardoe, 1836)
Şehrin bütün sokaklarını dolduran evsiz köpeklerin yatması için sokaklar boyunca belli aralıklarla yapılmış küçük hasır kulübeleri anmadan geçemeyeceğim. Köpekler bunların içinde birbirine iyice sokulmuş yatıyorlardı. Mahalle sakinleri, kibar dilencilerin benimsenmiş ifadesiyle “geçim için tamamen hayırseverlere muhtaç” bu sahipsiz ve başıboş hayvanlara sığınak sağladıkları gibi her gün yiyecek de veriyorlar.
Çerçöple beslenen bu hayvanların basit içgüdü sınırlarını aşan bir tür iç ekonomi uyguluyor olmaları da ilginç bir olgu… Hepsinin belli bölgeleri veya uğrak yerleri var. Komşularının hakkına dadanan hayvanın vay haline! (Helmut von Moltke, 1837)
Atalarımızın bile bu kadar hassasiyet gösterdiği hayvanlara karşı nasıl davranıyoruz. Biraz kendimizi sorgulayalım mı?