Akdeniz ve Ege, çağlar boyunca çekişme alanı olmuştur. Perslerin M.Ö. V. Yüzyıldan itibaren hem sık hem de acımasız şekilde Greklere saldırması ve yapılan muharebeler, onların ne kadar inatçı ve iyi yetişmiş askerler olduğunu göstermiştir. Perslerin İran’dan kalkıp Batı Anadolu kıyılarına kadar gelmelerine rağmen Grekler, Batı Anadolu’dan öteye gidememişlerdir. Bir defasında ise Mısır’daki Pers Satraplığının unsurlarına saldırmışlarsa da büyük bir başarı elde edememişlerdir. Persle inatçı ve cengâver millettir.
Yunan DİB (Dışişleri Bakanı)’nin demeçleri
21 Ağustos 1996 tarihinde Yunanistan Dışişleri Bakanı Pangalos, Yunanistan’ın İran ve Ermenistan arasında işbirliğini artırmak istediğini belirtmiş ve 5 Aralık 1996 tarihinde Yunanistan, Gürcistan, İran ve Ermenistan arasında haberleşme, turizm, sanayi ve teknoloji transferi, ticaret ve enerji konularında komiteler kurulması yönünde talimat vermiştir.
Dikkat ederseniz Yunanistan, İran ile arasındaki siyasi gelişmelerde Ermenistan’ı dışlamamaktadır. Yunanistan için İran’ın önemi, petrol alımı nedeniyle artmaktadır.
İran’ın Batı tarafından kabul görmesi, en çok Yunanistan’ın işine gelecek, kısa vadede ekonomik, ticari ilişkilerini geliştirecektir. Ermenistan’ı desteklemesi ise Türkiye’yi doğuda PKK terörünün yanında Ermenistan’ı da tehdit oluşturacak hale getirmek içindir.
Bunları niçin yazdım
Geçtiğimiz hafta Yunanistan, ABD zorlamasıyla bir İran gemisine el koymuştu. Hafta sonunda da İran, Basra Körfezi’ndeki iki İran petrol tankerine alıkoymuş oldu. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Themistoklis Demiris, İran’ın Atina Büyükelçisi nezdinde protesto girişiminde bulunmuş, yapılan açıklamada “Bu eylemler esasen korsanlık eylemleriyle eşdeğerdir” ifadesi yer almıştır. Genel Sekreter, uluslararası hukuk ve denizcilikle çelişen bu eylemleri sert şekilde kınamıştır.
Her zaman çığırtkan davranan ve bu özelliğiyle müttefiklerini kandırmaya, kendi mağduriyetini dile getirmeye çalışan Yunanistan, şimdi de, “Tankerlerin şiddet kullanılarak ele geçirildiğini ve bunun korsanlık olduğunu” haykırmaya başlamıştır.
Sarmala girmek
1990'dan sonra Yunanistan, Megali İdea’yı üç ana ayak üzerine oturtmuştur. Zamanın Başbakanı Mitçotakis 1991 Noel mesajında; Kıbrıs sorununu birinci ulusal dava, Ege sorununu ikinci ulusal dava, Kuzey Epir sorununu (Güney Arnavutluk) üçüncü ulusal dava olarak ortaya koymuş, 1993 yılında bunlara Makedonya sorununu eklemiştir. Andreas Papandreau’nun partisi PASOK’un seçimlerde kullandığı,
“Ege Savaşı Kürdistan dağlarından başlar”
şeklindeki slogan dikkat çekicidir. Rum yönetimi lideri Vasiliu, 30 Haziran 1990’da işbirliği protokolü imzalamak için Suriye’ye gitmiş ve “Türk yayılmacılığının direkt tehdidi karşısında bulunan ve Türkiye tarafından ezilen halklar (?) arasında, ortak bir cephe kurulması gereğinden" söz etmiştir. Vasiliu, Kıbrıs, Yunanistan, Bulgaristan, Suriye ile Ermeniler ve Kürtlerin Turancılığa karşı birleşme zamanının geldiğini" öne sürmek suretiyle Ermenileri de bu düşüncelerine katmıştır.
Tabii ki, sonraki yıllarda İran’ı da kendi saflarına çekmek için gayret sarf etmiş, Pontus Soykırımını (!) 19 Mayıs 1994 ve Ermeni Soykırımını (!) 24 Nisan 1996 tarihlerinde kendi meclisinde kabul etmiştir.
Amerikan menfaatleri
ABD, dünyanın bir köşesinden gelip NATO şemsiyesi içindeki ülkelere nizam verir. Kimisine yeni tehdit odakları gösterir, mal ve silah satar, üs ister. Kimisinin yer altı ve yer üstü zenginliklerine göz diker, o topraklarda işletmeler kurar. Son yıllarda Yunanistan bu sarmalın içine girmiştir.
Ege’nin iki yakasındaki iki komşu ülke, birbirlerinin refahına katkıda bulunmak, menfaatlerini korumak, servetleri paylaşmak yerine birbirlerine karşı hasmane hareket eder hale getirilmişlerdir.
Türkiye’nin doğusundaki İran’ın Türkiye’ye hasım hale getirilmesi fikri tutmamıştır. Bundan sonra da tutmayacağına kesin gözüyle bakılmalıdır. Amerikan baskısıyla İran gemisine el koyarsan, gün olur senin de iki gemine el koyarlar.
Biraz itidal lütfen!