Bir öğle vakti… Fatih, hocası Molla Gürani’yi yemeğe davet eder. Muhteşem bir sofra kurulmasını emreder. Çok değer verdiği hocasını ağırlayacaktır. Bu yüzden yemek takımlarının altın olmasını ister.
Nihayet sofraya otururlar. Som altından yapılmış tabaklar, kaşıklar, bıçaklar pırıl pırıl parlamakta ve ihtişam göz kamaştırmaktadır. Buna rağmen Molla Gürani’nin rahat olmadığı görülür. Fatih, bunu hocasının gözündeki hüzünden anlar. Bir süre sonra da Molla Gürani’nin yüzü asılmaya, kaşları çatılmaya başlar. Acaba onun canını sıkan nedir, Fatih öğrenmek ister:
---Hocam, bilmeden size karşı bir kusur mu işledim? Bu hüznünüz nedendir? Molla Gürani kaşlarını daha da çatar ve çıkışırcasına,
---Sen bizi hâlâ tanıyamadın mı? Bizim haram lokma yemediğimizi bilmez misin? Fatih iyice şaşırır.
---Hocam, emin olun ki, soframızda haram lokma yoktur.
---Peki, bu som altından yapılmış tabaklar, kaşık ve bıçaklar nedir? Bunlara lüzum var mıydı? Dinimiz gösteriş ve israfı men etmiştir. Bu yasak padişahlar için geçerli değil midir? Bütün İslam büyükleri bu emre uydular. Halife Hz. Ömer’in en iyi yemeği, zeytin ve ekmekten ibaretti; çünkü onun halkı da zeytin ekmek yerdi. Bunu unutma ve hayatını halkın hayatına göre düzenle!
Hocasının ikazını hürmetle karşılayan genç padişah, o günden sonra bütün hayatında sadeliğe önem vermiştir.
*** *** ***
Sınırlar ve gelinen nokta
AB’nin kuruluşuna baktığımızda kurucu lider üyeler Almanya ve Fransa olarak gözükmektedir.
Her iki dünya savaşında Orta Doğu’ya ve Kafkaslara uzanan Almanya, sınırlarının bu kadar ötesinde alâka ve menfaatlere yönelmişti. Bugün İngiltere ile daha güçlü bir pozisyondayken onu dışladı. Yarın da Fransa’yı dışlamasın?
Küre’nin batısında dünya hâkimiyetini üstlenmiş tek hâkim güç varken Küre’nin doğusunda Almanya, Rusya, Çin, Hindistan ve Japonya gibi bir kaç güç var. Almanya’nın sancısı kendisine yeter de artar bile.
Avrupa’nın ortasında Kaliningrad gibi füzelerin yığıldığı bir hançer, Baltık Denizi’nde Rus donanması, NATO’ya girmek isteyen iki İskandinav ülkesine Türkiye’nin karşı koyması, Karadeniz’de Rus donanması, Akdeniz’de Rus donanması…
AB, kendisini kuşatılmış hissediyor. NATO müttefiki Türkiye’ye kızmasın da kime kızsın?
m
*** *** ***
Tarihin cilveleri mi desem?
Tarihin cilvelerini düşünüyorum. Osmanlı-Rus Savaşı sonunda 1774 tarihli Küçük Kaynarca Antlaşması’yla başlayan ilk harp tazminatına mahkûm edilişimiz, neredeyse Rusya ile yapılan her savaşın sonunda devam etmiş. Kırım Savaşı’ndan itibaren borç almışız. Kapitülasyonlar kesintisiz devam ettiği gibi gümrük muafiyetinden yararlanan ülke sayısı da artmış. Başka deyişle Rusların yayılmacı politikalarından, Fransızların kapitülasyonlarından ve İngilizlerin sinsi siyasetinden çekmişiz hep.
19’uncu yüzyılı kapatırken 1897 yılında Yunan Savaşı’na girmişiz. 1,5 ay gibi bir süre kapışmış, sonunda büyük bir zaferle savaşı kazanarak Yunanistan’ı harp tazminatı ödemeye mecbur bırakmışız. Bu kısa çatışmanın ardından barışın yeniden tesisi, çekilmemizin tamamlanması ve harp tazminatının ödenme şekli ve koşullarıyla ilgili görüşmeler başlamış. Bu süreç iki yıldan biraz fazla sürmüş. Tazminatın ilk ve ikinci taksitlerinden sonrasını tespit edemedim. Osmanlı borçları Lozan Antlaşması ile Türkiye’nin ödemesi gerektiğine bırakılmış. Yunanistan Lozan’dan sonra ödeme yapmamış.[i]
[i] Kongar, Emre, “Tarihimizle Yüzleşmek” Basım: 5, İstanbul-Nisan 2006, s: 75