SON DAKİKA
reklam
reklam

Nükleer tehdit

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 30 Haziran 2022, Perşembe - 23:18   Okunma Sayısı:

Çevremizdeki ülkelerin nükleer araştırmalara önem verdiği, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA)’nın yasak, sınırlama ve kısıtlamalarına uymadığı, bu enerjinin kullanılacağı silahları harp sahasına sürmek istediği bilinen bir gerçektir. İran bu konuda devamlı ayak diretmekte, İsrail ise sahip olduğu nükleer füzeleriyle avantajı elinde bulundurmaktadır.

 

İran’ın faaliyetleri

 

UAEA Yönetim Kurulu, İran’da adı açıklanmayan üç ayrı yerde nükleer madde bulunduğunu belirterek Tahran yönetimini sorumlu tutmak istemişti. UAEA’nın 8 Haziran’da aldığı bu karar 30 oyla onaylanmış, ABD, Almanya, İngiltere ve Fransa kararı desteklemişler, Çin ve Rusya karşı çıkmıştı.

 

İran aleyhindeki bu karara Tahran yönetimi, İran’daki nükleer tesislere yerleştirdiği kameraları kaldırarak karşılık vermiş ve gerilimin tırmanmasına yol açmıştır. Tahran yönetimi "UAEA'ya yönelik politikasını ve yaklaşımını yeniden gözden geçirme" tehdidinde bulunarak, bazı gözetleme kameraları ile uranyum zenginlik ve akış ölçerlerinin fişini çektiğini duyurmuştur.

 

UAEA, gözetim sisteminin devre dışı bırakılmasını Viyana sürecine "ölümcül darbe" olarak nitelendirmiş ve İran’la anlaşmaya varılmasının oldukça zor olduğunu belirtmiştir. İran’da bazı kesimler ise "Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'ndan (NPT) ayrılıp atom bombası yapılması" çağrılarında bulunmaya başlamıştır.

 

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması

 

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması, Ukrayna’daki askeri birlik, füze ve silah sistemlerini yerle bir etmesi, ancak nükleer tesislere hiç zarar vermeden ele geçirmesi dikkate değerdir. Putin, Şubat 2022’de NATO liderlerinin "saldırganca açıklamalar yaptığını" söyleyerek ülkesinin nükleer güçlerini "özel alarma" geçirdi.

 

Jirinovsky’nin cenaze törenine gidişinde nükleer komuta çantasını yanında bulundurması ve sonraki bir dönemde nükleer saldırıyı bir daha ima etmesi dünyanın nasıl bir tehdide maruz kalacağına işarettir.

 

Avrupa'daki konvansiyonel kuvvetler açısından güven arttırıcı önlemler konusunda ilk önemli adım da yine, 1975'de, "Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı"na (AGİK) (Conference on Security and Cooperation in Europe (CSCE) katılan otuz beş ülke tarafından imzalanan Helsinki Nihaî Belgesi kapsamında ortaya çıkmıştır.

 

Avrupa'da çıkabilecek bir konvansiyonel savaşın belli bir aşamada nükleer savaşa geçici davetiye çıkarabileceği muhtemeldir. Konvansiyonel kuvvetlerin nükleer silahlardan bağımsız düşünülemeyeceği de göz ardı edilmemelidir. Konvansiyonel kuvvetlere ağırlık verilmesinin önemini şu başlıklar altında anlatmak mümkündür:

 

*Konvansiyonel savaş alanındaki kuvvet denetiminin nükleer savaş olasılığını azaltmayı amaçlaması bakımından gereklidir.

 

*Nükleer silahların karşılıklı işbir1iği içinde yasaklanması çabalarını destekleyecek bir adım olarak kabul edilmektedir.

*Bu uygulamalarla konvansiyonel kuvvet esaslarında kalınması ve silahların bu stratejiye uygun şekilde yenilenmesi düşünülmektedir.

 

*Askeri diyalog ve işbirliğine önem verilmesinin gerekliliği vurgulanmaktadır.

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam