SON DAKİKA
reklam
reklam

Kos Adası gezisi –III-

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 23 Temmuz 2022, Cumartesi - 21:43   Okunma Sayısı:

 

İzlenimler

 

Ada’ya ayak basmamızdan itibaren en dikkat çeken ayrıntı her yerde Yunan bayraklarının dalgalanmasıydı. Turistik bir bölge olmasına rağmen iki sahil muhafaza botunun limanda bulunması, içinde dört beş askerin bulunduğu iki cipin değişik zaman aralıklarıyla Kos merkezine girmesi, aynı yere bir askeri kamyonun gelmesi ve limanda bir askeri kamyonun bulunması biraz göz tırmalayıcıydı. Silahtan arındırma ve askersizleştirme yerini bir askeri üs olma özelliğine bırakmış gibiydi. Sonuçta her iki ülke hem komşudur hem NATO üyesidir. İlgili mercilerimizin bu konuları hasmane değil ısrarcı şekilde takip etmesi,

 

Bodrum ve diğer ilçelerimizden yapılan gemi seferleriyle gidenlerin oradaki soydaşlarımızla kısa zamanda kaynaşmasını sağlamakta ve onlara yalnızlıklarını unutturmaktadır. Bu durum Ada yerlisi Türklerin kültür izolasyonu dışına çıkmalarını da imkân dahiline sokmakta ve Türkiye ile iletişimini kolaylaştırmaktadır. Yunanistan’ın Avrupa nezdinde olur olmaz her çıkışına karşı Kültür Bakanlığımızın bu yönde baskı yaratması,

 

Televizyon kanallarımız ve yeni kurulacak olan güçlü radyo istasyonlarımızla Ada Türklerinin dillerine sahip çıkmasının sağlanması,

 

Ada merkezinin birçok yerinde cami, çeşme ve hamam gibi tarihi ve mimari eserler ve kitabeleri bulunmaktadır. Bu eserler geçmişteki Türk varlığının kültürel ve edebi izleri ve Türk kültür varlığının en göz alıcı temsilcileridir. Geçmişte Ada’daki Türk varlığının teminatı olarak görülebilmesi için Avrupa ülkeleri Kültür Bakanlıklarının Ada’ya her yıl heyetler göndermesinin temin edilmesi,

 

Hava Kuvvetlerinin olmadığı 16, 17, 18 ve 19’uncu yüzyıllarda en zor muharebeler deniz muharebeleri olmuştur. Hele Ada savaşları çok sayıda şehit verilmesini gerektirmiştir. Şehitlerimizin kanı pahasına alınan ve yaklaşık dört asır Osmanlı egemenliğinde kalan İstanköy Adası’nda eski eserlerin korunması ve restore ettirilmesi konusunda her iki hükümet arasında görüşmeler yapılması, gerekiyorsa restorasyon çalışmalarına Türkiye’nin de destek vermesi,

 

Yaşadıklarımızdan

 

Dönüş saatimiz yaklaşıyordu. Gemi 18.00’de kalkacak ve biz de 16.45’te pasaport işlemleri için hazır olacaktık. Polis kontrolünden geçtikten sonra Gümrüksüz Satış Mağazası (Duty Free)’na girdik. Basit bir iki şey aldıktan sonra bekleme salonuna (burada tel örgü ile çevrili yer) geçtik.

Bizi götürecek olan gemi geldi. Hava muhalefeti nedeniyle Liman İşletmesince geminin kalkışına müsaade edilmediği açıklandı. Yeni geminin ayarlandığı bildirilerek pasaportlar toplandı. 200 kişinin birden biletlerini yazan printer yandığı için bir kısım yolcunun biletleri kesildi. Onlar gelen gemiye bindiler. Bu arada 4-5 gemi daha kalkış yaptı.

Tekrar bekleme noktasına döndüm ve bu açıklamayı tüm bekleyenlere ilettim. Bir yetkiliyle görüşmek istediğimi Yunan polisine ilettim. Bizim pasaportları toplayan hanım, yetkili kişiymiş. Benim gibi gençten bir arkadaş da Bodrum ile irtibat kurmuş, bir geminin daha kalktığını öğrenmişti.

60-70 kişilik bir grupla biz de kaldık. Tekrar pasaportlar toplandı. Bizi götürmek üzere gelen ama kalkışına izin verilmeyen katamaranın kaptanıyla görüştüm. Gayet kibar emekli bir deniz subayı idi. Kendisinin gidebileceğini ancak limandan çıkış izni verilmediğini belirtti.

Sonuçta görüşmeler yapılıyor, pasaport ve biletlerin elden dağıtılacağı noktalara koşturup duruyordu insanlar. Nihayet yaklaşık iki saat beklemenin ardından kalan grup da biletsiz olarak yola çıkarıldı. Bodrum’dan kalkacak olan gemi hakkında telsizden aldığı haberlerle beni de bilgilendiren Sea Star Makri isimli katamaranın kaptanına, Yunan gümrük polisine ve pasaport işlemleri sırasında gerçekten çile çeken görevli hanıma teşekkür ederim.

 

Teklif

 

Burada ortaya çıkan durumu değerlendirmek gerekirse;  hava koşullarının bir anda değişiklik göstermesiyle seferler iptal edilebilir. Bunu kabul etmek mümkündür, ama kalma yeri konusunda alternatif tedbir ortaya koyamamak düşündürücüdür. Gerek Türk gerekse Yunan tarafının kalan yolcular için misafirhane gibi bir tesis kurmalarının uygun bir çalışma olacağını düşünüyorum.

Anakaraya ve adaya geçenlerin geri dönüş zorunluluğu aksayabilir ve bu telâfi edilmelidir. Bugün Yunan tarafında yaşanan yarın bizim tarafımızda yaşanabilir. Önlem alınmasının yararlı olacağını değerlendiriyorum.

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam