Atatürk büstlerine saldırılar İstanbul-Bağcılar’da kapalı durumdaki İÇDAŞ ilkokulunda yaşları 13-16 arasında değişen çocuklar 15 Temmuz günü Atatürk büstüne çöp kovası fırlatmış ve küfretmişler. Artık meczuplar kenara çekilmiş, bu işi 13-16 yaşlarındaki çocuklara ihale etmişler. Meczuplar yakalandıkları zaman hep aynı ifadeleri vermeyi kendilerine yakıştıramamışlar ki, artık çocukları kullanmaya başlamışlar. Anne ve babaların çocuklarına verebilecekleri önemli bir öğüt, onların devletin arşivine girmemelerini sağlamaktır. Yıllar geçse de suçlar, kabahatler, eylemler bir şekilde insanların karşısına çıkıyor ve kişiyi olumsuzluğa götürüyor. Okullarda da öğretmenlerin öğrencileri bu konuda uyarmaları gerekir. *** *** *** Şiddet devam ediyor Meclis Araştırma Komisyonu, sağlıkta şiddeti önleyecek önerileri 19 Haziran 2012’de bütün partilerin oy birliğiyle kabul etmiştir. Yaklaşık 10 yıl geçmesine rağmen sağlık çalışanlarına şiddet devam etmektedir. Bizde yanlış giden bir uygulama vardır. En tepede bir emir yazılır, en alttaki birime kadar aynen gelir. Oysa her makam sahibi bu yazıdaki en kritik konuları tespit etmeli, kendisini ilgilendiren hususları detaylandırmalıdır. Bu işin uygulayıcıları da pilot uygulamalar, çeşitli senaryolar, personel yeterliliği veya yetersizliğini tespit etmeli ve bunu raporla üst makamlara iletmelidir. Denetleme esas olmalıdır. İşin muhatabı olan en alttaki memur veya görevli, konuşma üslubuyla, davranışlarıyla yerinde izlenmeli, aksak hususlar not alınmalıdır. Yoksa,“kanun çıkardık, emir verdik” gibi sözlerle zaman geçiriliyor olacaktır. Sağlık çalışanlarını koruyacak olan özel güvenlik görevlileri bu kategori içine alınabilir. Üniversite öğrencilerinin üzerine acımasızca giden özel güvenlik görevlileri gördük, ama sağlık görevlilerine saldıran hasta yakınlarına karşı hiçbir şey yapamıyorlar. Diğer yandan işin çığrından çıkmak üzere olduğu bir konu daha var. Trafikte alkollü olarak araç kullanan densizlerin kendilerini durduran polislere karşı hakaretamiz sözlerini, kaçışlarını, itiş kakışlarını bu sütunlarda yazmıştım. Bu görüntülerin kamerayla topluma yansıtılmasına ve başka densiz adaylara cesaret vermesine karşıyım. Şimdi daha vahim bir tablo var. Bir mahallede halkı rahatsız eden serseri takımını uyaran polis, yerlerde tekmelenerek ölesiye dövülmüştür. Halkın linç etmeye çalıştığı bu bilmem kaç kişiyi yine polis korumaya alıyor ve ifadeye götürüyor. Nasıl olsa salınacaktır (!). Her iki olayda da acaba biraz yetki eksikliği olduğunu kabul etmek yanlış mıdır? *** *** *** Bu şiddet kültürünü nereden kazandık dersiniz? Belki birazcık tarihimizden, belki biraz dindeki yanlış algı ve uygulamalardan, belki de günümüzdeki adaletsizliklerden olsa gerek… Bodrum’da yüzlerce İstanbul plakalı araç var. Önümüzde gideni takibe aldım. Sıranın önüne geçmek için kaldırıma çıkıyor, gereksiz korna çalıyor, trafik kurallarına külâhını ters giydiriyor. Bu şekilde geçtiği her aracın sürücüsüyle el kol hareketleri yaparak tartışıyor. Evlâdım, bir gün senin gibi bir sabırsız aynı hareketleri sana yapacaktır. Sen uyarmaya kalktığın zaman da ağzını burnunu eline verecektir. Bunlara maruz kalmadan keşke bir polis seni çevirse de yüzünün konstrüksiyonunda bir değişiklik olmasa! *** *** *** Bayram sonu Bayram bitince Bodrum ilçe sınırları dışına doğru gitmeye başladım. Yol kenarlarında yasak olmasına rağmen ateş yakıldığını, yolların çöplüğe döndüğünü, orman kıyısı ve ağaçlık alanlara köpek ve kedilerin bırakıldığını gördüm. Bunlar yaşlanmış, hastalık sahibi olmuş hayvanlardır. Tatil yöresine getirilmelerinin ana nedeni de dönüşte terk etmek içindir. Bu manzara vefasızlık örneği değil midir? O hayvanların nasıl bir ruh hali içinde olacağını hiç düşünmez misiniz?