SON DAKİKA
reklam
reklam

Rusya ve İran ilişkileri

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 4 Ağustos 2022, Perşembe - 09:54   Okunma Sayısı:

Rusya ve İran arasındaki ilişkilerini 15’inci yüzyıldan itibaren başlatmak yerinde olur. Her sınırdaş ülke arasında olduğu gibi bu iki ülke arasında da çatışmalar yaşanmış, ticari işbirliği yapılmıştır.

Sonraki yüzyıllarda İran, Pers inatçılığıyla hareket etmeye başlayınca Rusya, İran’ın karşısına dikilmiş, hem İran emellerini engellemiş hem de İran’dan toprak talebinde bulunmuştur. Rusya’nın bu şekilde avantajı ele geçirmesi İran üzerinde bir korku ve tehdit yaratmıştır. İran, Batı ittifakına katılınca korkuları biraz olsun hafiflemiştir.

 

Günümüze doğru

İran’da 1979 İslam Devrimi, bölgedeki denge ve ilişkileri değiştirmiştir. Önceki yüzyıllarda olduğu

**Devrim lideri Humeyni, devrim ihracına kalkışmıştır.

**İran’ın Asya ve Hazar bölgesindeki Müslüman nüfus üzerinde etkinliği olacağı kaygısı bu kez Moskova’yı tedirgin etmiştir.

**Afganistan’ın Ruslar tarafından işgali, İran’ın sert tepkisiyle karşılaşmış ve bundan sonraki tarihlerde İran Komünizm karşıtı faaliyetlere destek vermiştir.

Doğal gaz ve petrol rezervleri geniş bir sahada ve yüksek oranda olmasına rağmen İran-Irak Savaşı enerji endüstrisinin tahribatına sebep olmuştu ve yeniden inşa edilmesi gerekiyordu. İran yıllarca karşı olduğu SSCB ile işbirliğine yönelmiştir. 1987’de SSCB ve İran arasında geniş kapsamlı ekonomik protokolün imzalanması sonucu İran, SSCB’den teknik ve hammadde desteği almaya başlamıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra küresel ve bölgesel dengelerindeki değişim ile beraber, Rusya ve İran açısından ortak tehditler ortaya çıkmıştır.

Rusya, ABD’nin bölgede yer etmesinden son derece tedirginlik duyduğundan, davet edildiği tüm İslam Konferanslarına temsilci göndermiş ve Batı karşıtı olan İran’ın yanında yer almayı ve Libya’ya da ilgisini ortaya koymuştur. Tabii bunun en büyük nedeni SSCB zamanından bugünlere kadar gelen ve tahsil edilemeyen borçlardır. Rusya, Lübnan ve Hizbullah’a da ilgisini göstermiştir.

 

Nükleer çalışmalar

17 Ağustos 1992’de İran ve Rusya arasında bir nükleer santral kurulması anlaşması imzalanmıştır. Bu çıkış ABD’nin hoşuna gitmeyince Rusya, daha cüretkâr bir şekilde İran’ın yanında yer aldığını göstermiş ve Mart 1993’te İran’a bir reaktör satmıştır.

Rusya, İran’a 1995 yılında su soğutmalı ikinci bir reaktörün satışını yapmıştır. 1998’e gelindiğinde bu reaktörün ikinci ve üçüncü ünitelerinin devreye sokulacağı açıklanmıştır.

İran’da yeni nükleer tesislerin ortaya çıkması, UAEK ile İran arasında uzun bir nükleer müzakere sürecinin başlamasına neden olmuştur. Uluslararası kamuoyu İran’a yönelik baskılara başlamış, uranyum zenginleştirme programını durdurmasını talep etmiştir. İngiltere, Fransa, Almanya temsilcileri, Ekim 2003’de Tahran’a delegasyon göndermişler, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini geçici olarak durdurmasını istemişler ve ek protokolün imzalanması konusunda anlaşma imzalamışlardır.

Bu çalışmaların durdurulması konusundaki sürece Türkiye’de mğüdahil olmuş ve arabuluculuk yapmıştır.

 

İran’ın tavrı

İran, gerek Batı’dan gerekse ABD’den her kötek yediğinde daha fazla Rusya’ya sokulmuş, Türkiye’den destek istemiştir. Rusya kendi politikasının gereği olarak İran’ın isteklerini bir şekilde karşılamıştır.

İran, başı sıkıştıkça Türkiye’yi dost görmüş ve yakın durmuş; ancak terör konusunda –gerek PEJAK gerekse Suriye’nin kuzeyindeki gruplar- Türkiye’nin taleplerini karşılamaya yanaşmamıştır.

Böyle bile olsa bugün için İran ve Rusya, bölgede denge unsuru olan iki ağırlıklı ülkedir. Özellikle Suriye’nin kuzeyinde YPG/PYD örgütüne karşı Türkiye’nin verdiği mücadeleyi frenlemek istemektedir. Türkiye’nin bu bölgede yapacağı operasyonlara Rusya ile birlikte karşı çıkmaktadır.

Türkiye, bölgenin denge unsuru bu iki ülke üzerinde denge politikası yürütmek zorundadır.

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam