Bayrağımızı yaktılar
Kendilerine ev ve okullar yaptığımız bir grup, Türkiye’nin Suriye’ye barış çağrısını hazmedemedi ve askerimizi taşladılar, Türkiye’yi protesto ettiler. Türkiye’yi protesto etsinler, önemli değil, ama bayrağımızı yakmaları yüreğimi sızlattı.
Ah, o bayrak uğruna canlarını veren şehitlerimiz! Sizler bunu şimdilik duymayın. Bu eyleme mutlaka PKK bulaşmış ve destek de vermiştir. Devletimiz, bu adiliği yapanları bulup hesabını soracaktır. (Suçluların yakalandığı gazetelerde çıktı)
*** *** ***
Askeri hastaneler yeniden açılıyor
Daha emekli olmamıştım. Bir gün eğitim alanında komşu birlik komutanının dalgın ve üzgün bir şekilde birliğimin yanından geçtiğini görmüş ve eğitim alanımıza davet etmiştim. Lütfedip geldiler. Kısa bir konuşmadan sonra bu durgunluğun ve üzüntülü halin sebebini sormuştum.
Meğer devredeceği yeni birlik komutanı kıdemsiz ve mesleğine yeni başlamış, daha imzalar atılmadan komutan odasında değişikliklere gitmiş. Eğitimden çektiği birkaç askeri bu işlere memur etmiş. Şimdi konuşmaya başlamıştı:
“Bunları benim yanımda yapması ağır geldi. Oysa bina eski yapım bir binadır. Yarın yağmurlar başlar ve tavan akarsa masayı eski yerine aldıracaktır. Kolordu komutanı denetlemeye gelecektir, emirleri gereği flama ve eğitim çantası önceki yerine konacaktır. Atatürk resminin de komutanın arkasındaki duvarda olacaktır” demişti. Yani sözün kısası, “her şey aslına rücu eder” diyerek sözünü tamamlamıştı.
Askeri hastaneler konusunda çok şey yazıldı, çok şey söylendi. Ben de yazmıştım. Neredeyse 2,5 milenyum ötesinden gelen tecrübe ve gelenekler, TSK’nın sağlık kültürünü oluşturuyordu. Bir çırpıda silinmesi mümkün olamazdı. İşte bir konu daha aslına rücu ediyordu…
Bununla bağlantılı olarak doktorlarımızın yurt dışına gitmelerini de göz ardı etmeyelim. Bu kan kaybıdır. Şimdi anlaşılmayabilir ama zaman geçtikçe yaratacağı zafiyet belirgin hale gelecektir. Konu ivedilikle yeniden ele alınmalı ve çözüm üretilmelidir.
Seçim çalışmaları
Bütün partiler sahaya iniyor. Belli çizgiler doğrultusunda önce hakla buluşma, kendilerini anlatma, oy isteme ve yavaş yavaş aday adaylarını tespit etme şeklinde faaliyetlerini sürdürecekler.
Ben yerel seçimlerde adayların kişisel özelliklerini, prensiplerini, ortak yan ve vaatlerini incelemiştim. Birbirlerinden veya farklı parti programlarından kopya yapıp yapmadıklarını bir şablona koymuş, bu şablonla ülkenin ihtiyaç ve beklentilerini içeren şablonu üst üste getirerek değerlendirmeye çalışmıştım.
Eksik olan sadece vaatlerin dayandırıldığı “kaynaklar”dı. Net bir şekilde kaynaklar belirtilmemişti. Bunu da seçilme gerekliliğine bağlamıştım. Ancak projeler bir kaynaktan beslenemeyecekse sonucun hüsran olacağını da bilmek gerekirdi. Bu öngörülemiyorsa sonuç üfürmedir ve hüsrana varacaktır… bazı partiler için varmıştır da.
Adaylığa giden yol
Herhangi bir partinin adayının belirlenmesi, onu milletvekilliğine götürmelidir. Her adayın hedefi parti genel başkanlığı olmalıdır. Her partinin bir tüzüğü vardır ve parti mensuplarının da bu tüzüğe uymaları gerekir.
Ben, bazı adayların kendi parti tüzüklerini bilmediklerini ve vaatlerini parti tüzüklerine göre yapmadıklarını görmüştüm. Dünya görüşü olmayan, stratejik bakıştan yoksun, yabancı dil bilmeyen veya yabancı ortaklı bir şirkette çalışmamış olan “seçilmiş”, daha başlangıçta dezavantajlarla “kutsal yürüyüş”üne başlar. Bu nitelikleri taşımayan bir milletvekilinin BM mevzuatından ve icraatından haberdar olmasını bekleyebilir miyiz?
Komşu ülkelerin sosyal ve siyasal yapısı ve anayasası, Türk ekonomisindeki yeri ve ekonomimize katkıları, Türkiye’ye bakışı konusunda neleri bilebilir? Danışmanlar vasıtasıyla öğrenir diyebilirsiniz. Dış temaslarda insanı öyle bir yoklarlar ki, o anda uygun ve doyurucu cevabı verdiniz verdiniz, veremedinizse hiç büyüklenmeye gerek yoktur. Batılılar insanı böyle çaktırmadan ölçerler.
Yapılacak olanlar
Herkes öncelikle bir özeleştiri yapmalı, meslek veya ticaret hayatında kırık çizgilerini ortaya koymalıdır. Elbette kimse partisine veya liderine lâf söylenmesini istemez. Verilecek tepki boş lâflarla zaman geçirmek olmamalıdır. Şimdi koltuklara, kırmızı plakalara koşma zamanı değildir.
Halkın kuru gürültüye varan didişmelerden bıktığı, dünyanın bize yönelttiği bazı itham ve sorulardan cevap beklediği bir dönemdeyiz. Önümüzde içte ve dışta çözülmesi gereken derin sorunlar vardır. Toplumda ayrıştırma yerine bütünleşmeyi sağlamak amacıyla tüm ilgili ve yetkililer güncel brifinglerle bilgilendirilmelidir.
Avrupa parlamentolarının işleyiş biçimleri ve Avrupa mahkemelerinin karar süreçleri üzerinde ciddi çalışmalar yapılmalıdır. Onlarla sağ ve sol görüş ayrımı yapılmadan karşılıklı dostluklar kurulmalıdır. Yoksa sepetinde pamuk olmayan kişilerin vaatler manzumesinden ve slogan üretiminden söz etmiş oluruz.
Hal böyle olunca ‘yeni tanıtım yöntemleri’ ortaya çıkıyor. Telesekretere not bırakıp otomatik aramayla kendini tanıt(tır)anlar, özgeçmişini matbaacının Türkçeye olan vukûfiyetine (!) emanet edenler, yaptığı iki basit tesisi beş pankartla anlatmaya çalışanlar aklını kullanmadıklarının veya yeteneklerini (!) sergileyemediklerinin farkındalar mı acaba?
Sonuç
Buraya kadar yazılanlar seçim öncesine aittir. Seçim sonrası muhtemel faraziyeler ise yine mevzuata uymayan, bir partinin kaybettiği yerde hoşgörülü davranamayan yeni seçilmiş yöneticilerin ‘enkaz devraldık’ edebiyatı, ‘bunu bile düşünememişler’ safsatası, ‘siz yattınız biz yaptık’ karalaması şeklinde sürüp gidecektir.
Özür dileyerek tüm yeni seçileceklere soruyorum. Bir şirkete eleman, muhasebeci veya müdür alınırken kişinin nasıl bir ateş çemberinden geçtiğini biliyorsunuz değil mi? O halde duymak istemediklerinizin iş başına gelmenize yardımcı olacak ilkeler olduğunu da görebilmelisiniz.
Biliyorum olmayacağını… Böyle gelmiş böyle gider, her şey aslına rücu eder.