SON DAKİKA
reklam
reklam

AB’nin güvenlik korkusu

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 1 Eylül 2022, Perşembe - 15:06   Okunma Sayısı:

     Rusya Devlet başkanı Vladimir Putin, 1997 sonrasında NATO’nun genişlemesini ülkesinin güvenliğine yönelik bir tehdit olarak eleştirmişti. Ağustos 2008’de Gürcistan’da başlayan olaylar üzerine Rusya, Gürcistan’a saldırmıştı. Gürcistan ile Rusya arasındaki diplomatik ilişkiler sonlanmış ve Gürcistan’a bağlı Güney Osetya bölgesinin bağımsızlığını ilan etmesiyle sona erdi. Avrupa, Güney Osetya Savaşı’na gerekli tepkiyi göstermekte yetersiz kalmıştı.

   18 Mart 2014… Rusya, hür dünyanın gözlerinin içine baka baka Ukrayna’ya bağlı Kırım’ı da ilhak etti. Batı bu kez de seyirci kaldı.

… SSCB döneminin güçlü unsuru Ukrayna, 1991’deki dağılmadan sonra Batı yanlısı bir tutum izlemeye başlamıştı. Rusya, 12 Kasım 2021’den itibaren yığınaklanmaya geçmiş, Ukrayna’yı adeta avucunun içine almıştı. 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya saldırıya geçmişti. Batı, Rusya’nın kaybettiği toprakları geri alma hırsı içinde olduğunu yeni anladı.

 

Rusya’nın algılaması

  1. Moskova Uluslararası Güvenlik Konferansı’nda Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, yaptığı konuşmada, Rusya ve Ukrayna arasında devam eden savaşa değinmiş ve Batı ülkelerinin Ukrayna’ya askeri destek sağladığına dikkati çekmişti.

   Şoygu, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin askeri operasyonlarının Washington ve Londra’da planlandığını, hedef koordinatları ve atışlarla ilgili verilerin silah sistemlerine Batılı uzmanların kontrolünde girildiğini, İngiltere’nin ise Ukrayna yönetiminin ana sponsorlarından biri olduğunu ifade etmişti.

   Bütün dünyanın merakla izlediği ve kulak verdiği konu ise, Rusya’nın Ukrayna’da nükleer silah kullanma ihtimalini öğrenmekti. Şoygu, "Askeri hedeflere ulaşılması için Ukrayna'da nükleer silahı kullanmaya gerek yok" İfadesiyle adeta gönüllere su serpmişti.

 

NATO ve Batı dünyası

   24 Şubat 2022 günü Rusya’nın Ukrayna’ya özel askeri operasyonu başlatması, Soğuk Savaş dönemi içinde yaşanan iki kutuplu dünya yaşanmış, ancak 1991-2000 arası dönemde tek kutuplu bir dünya yaşanmıştı.

   Bu tarihten sonra kendini toparlayan Rusya Federasyonu, kaybettiği topraklar üzerinde hakkı olduğunu ve NATO’nun Rusya sınırlarına yaslanmasının kendisine karşı yakın tehdit oluşturduğunu yüksek sesle dile getirmeye başlamıştı.

   Küresel ve bölgesel güvenlik alanında köklü değişiklikler yaşandığı bu dönemde Çin ve Rusya, Akdeniz’de hakiki mermi ve füzelerin kullanıldığı müşterek atışlı tatbikat yapıyor, NATO’nun bağrına adeta hançer saplamak gibi bir durum yaratıyorlardı. ABD ve müttefiklerinin koşulsuz hâkimiyeti kırılmışa benziyordu.

 

Doğuya bir adım daha

   NATO’nun izleme politikası bazı Avrupa ülkelerinde tedirginlik yaratmış, hatta Fransa Cumhurbaşkanı, NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğinden söz etmişti. Almanya daha itidalli hareket etmeyi yeğ tutuyor, ABD ile görüşmelerini daha tutarlı şekilde sürdürüyordu. Avrupa’dan kopan İngiltere ise, istisnasız ABD’nin yanında yer almıştı. Batı dünyası güvenlik sorunu yaşamaya başlamıştı.

   NATO, doğuya doğru altyapısını güçlendiriyor, güven ve silah kontrol mekanizmalarının bozulması yönündeki süreci sonlandırmaya çalışıyordu. İsveç ve Finlandiya da NATO’ya katılmak için müracaat tarihi üzerinde duruyordu.

   Helsinki ve Stokholm’un NATO’nun stratejik planlama sürecine resmen katılması ve bu devletlere ait toprakların silahların konuşlandırılması için kullanılması ihtimali, Baltık bölgesinde ve Arktika’daki güvenlik koşullarını değiştirecek ve Rus topraklarının savunulmasına yönelik yaklaşımların gözden geçirilmesini gerektirecekti.

   Rusya Savunma Bakanı Şoygu, "NATO’nun ortak nükleer planlama ve eğitim konusundaki çalışmalarının bu bölgeye aktarılacağı göz ardı edilemez. Bunun teknik temeli, Amerikan yapımı uçakların aktif tanıtımıyla zaten atılıyor. Nükleer eğitim uygulamalarının Avrupa’dan aktarılması, bölgeyi havaya uçuracak." ifadelerini kullanmıştır.

 

Son tespit

   Durum böyle bir hal alınca çift kutuplu dünya çok kutuplu dönüşüme girmiştir. Aslında hem Batı hem de Rusya, karşılıklı güven bunalımı içindedir. Bence her kutbun liderleri önce psikolojik testten geçirilmeli, sadece barış ve güven arttırıcı önlemler konulu toplantıda biraraya gelmelidirler.

   Jean Jacques Rousseau (1712-1778),  “İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı” ve “Toplum Sözleşmesi” adlı eserlerini vermiş… Bu eserler bir ailede, bir toplumda uyulması gereken prensipleri belirtmekte, huzur ve barış içinde yaşamanın ilkelerini belirtmektedir. Bugün için bir ülkedeki toplumu ele almayıp dünya ailesini ele alan ve dünyaya barış ve huzur getirecek eserler üretilmesi gerekiyor galiba?

   Neden derseniz, dünyada hükmeden devletlerin liderleri ile tahakküm altında tutulan milletler, kabileler ve toplumların liderleri var. Platon’un, “Efendiler ve uşaklar arasındaki ayrılığın daha az göze battığı yerde daha adaletli bir düzen vardır” sözünü doğru telâkki etmemiz mi gerekiyor?

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam