Yazısı için kıymetli yazar ve şair Durmuş Türker’e teşekkür ediyoruz.
**************************************************************************
Sözlerime, terkib-i bendlerin ustası Ziya Paşa’nın bir terkib-i bendi ile başlayayım:
“Asude olam dersen eğer gelme bu cihana
Meydana düşen kurtulmaz seng-i kazadan.”
Günümüz türkçesiyle açıklaması şu olmalı: Eğer, mutluluk ve huzur içinde yaşamak istiyorsan bu dünyaya gelme. Gelecek olursan da bil ki bu dünyaya gelen belaya düşer, kaza taşından kurtulamaz, kötülüklerden kaçamaz.
Gerçekten de öyle değil mi? Hele ki bunca sevgisizliğin, bunca sömürünün, bunca haksızlığın olduğu bugünün dünyasında.
Bunlara bir de gönül yarası eklenmişse eğer…hepten çekilmez oluyor dünya. İnsan oğlunda gönül denilen bir şey var ya…ne anlaşılmaz bir şey o. Us’tan ne kadar uzaksa, his’se o kadar yakın. Böyle olduğu için mi ne zaten çekilmez olan dünyada bir yarada o açıyor kendine…hem de habire soyuyor o yaranın kabuğunu sanki iyileşmesini hiç istemezcesine.
Belli ki tek avuncu işi söze dökmekte buluyor; o zaman da işi kalıyor şiire. İşte şöyle:
YARALIYIM
İyileşmez benim yaram
Dil yüzünden yaralıyım
Bulunmaz derdime çarem
Kul yüzünden yaralıyım
Uydum da gönül sesime
Sevdalandım birisine
Dedim Leyla’nın suçu ne
Çöl yüzünden yaralıyım
Sevda baştan gitmez oldu
Elim yare yetmez oldu
Saz kırıldı ötmez oldu
Tel yüzünden yaralıyım
Salınıp gezemediğim
Sırrını çözemediğim
İçinde yüzemediğüm
Göl yüzünden yaralıyım
Ak olmadı karalarım
Azar oldu yaralarım
Taştı bütün derelerim
Sel yüzünden yaralıyım
Türker der ki neyleyeyim
Derdim kime söyleyeyim
Bülbüle ben ne diyeyim
Gül yüzünden yaralıyım
Dilerim ki sizin yaranız olmasın. Dünyaya gelmiş olsanız bile derde düşmüş olmayın. Olursa da gönül yarası olsun, içinde sevmek var ya…sevgiyle yine de güzelleşiyor dünya…