Bulgaristan
Yurtdışındaki Bulgarlardan Sorumlu Devlet Bakanı Bojidar Dimitrov 2010 yalında bir demeç vererek, yüz binlerce Bulgarın bugünkü Türkiye topraklarında bıraktıkları mal varlıklarına ilişkin gerekli evrakın yılsonuna dek toplanmasının şart olduğunu savunmuştu.
Dimitrov, "Türkiye, 800 bin Bulgar göçmeninin mal varlığını bu kişilerin varislerine tazmin etmeli" diyerek sahip oldukları mal varlığı ile ilgili ellerinde evrak bulunmayan göçmen varislerinin endişe etmemesi gerektiğini belirterek, "Osmanlı devleti arşivinin neredeyse tamamı bizim elimizde" diye konuşmuştur.
Dimitrov daha önce yaptığı bir açıklamada, Türkiye'den talep edilen tazminat bedelini önce 10 milyar dolar şeklinde belirtmiş, sonra da bu rakamı 20 milyar dolar olarak telaffuz etmiştir. Bakan ayrıca bu tazminatın ödenmesini Bulgaristan'ın Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine girmesine koşul olarak göstermişti.
Türk Dışişleri Bakanlığı’nın tepkisi üzerine Dimitrov’un açıklamaları tevil yollu düzeltilmeye çalışılmış, Bulgar Başbakanı tarafından da iki ülke arasındaki ilişkilere zarar vereceği düşüncesiyle sert şekilde tenkit edilmiştir.
Tazminat talebini ortaya atan kişi ve çevresi, iddialarını 27 Kasım 1919 tarihli Neuilly (Nöyyi) Antlaşmasına dayandırmamıştır. I. Dünya Savaşı’nın sonunda yenik sayılan Bulgaristan’ın, İtilâf Devletleri ile yaptığı bu anlaşmada Osmanlı Devleti taraf değildir. Anlaşmanın maddeleri arasında din, dil, ırk ve milliyet farkı gözetmeksizin azınlıklara tam eşitlik sağlanması, dini vecibelerini serbestçe yerine getirebilmeleri, istedikleri meslek ve memuriyetleri serbestçe seçebilmeleri, eğitim, öğretim ve sosyal örgütlenmelerini serbestçe yapabilmeleri gibi konular vardır.
Balkan Harbi sonunda 1913 yılında Bulgarların işgaline maruz kalan yerlerden göç eden ve Muhacirun Müdüriyet-i Umumiyesi’ne iskân edilmeleri için müracaat edenlerin sayısı 115.883 kişidir. Bir başka eserde 1885-1923 arasında Türkiye’ye sadece Bulgaristan’dan toplam olarak 500.000 kadar Türk’ün göç ettiği belirtilmektedir.
Ayrıca Jivkov döneminde yaşanan 1989 göçüyle 300.000 civarında Türk’ün zorla Türkiye’ye gönderilmesin çabuk unutulduğu veya hatırlanmak istenmediği de anlaşılıyor.
Acaba Bulgar Bakan bu gerçekleri görerek mi konuşma yapmıştır yoksa konunun Türkiye’nin AB üyeliğini etkilemeyeceğini belirterek başka beklentilerin peşine mi düşmüştür? Veya ekonomik sıkıntılar yaşayan hatta Yunanistan gibi bir üyesini dar boğaza düşmesine seyirci kala AB’nin, üyeliğe yeni aldığı Bulgaristan’ın yaratacağı iktisadi külfeti bu şekilde gidermeye çalıştığını mı söylemek daha doğru olacaktır?
Polonya
- Dünya Savaşı 1939’da Almanya’nın Polonya’ya saldırısıyla başlamış, 1945 yılında sona ermiştir. Polonya’da taş taş üstünde bırakmayan Nazi orduları altı milyon insanı katletmişlerdir. Bugünkü Polonya hükümeti de Almanya’dan yüksek miktarda tazminat talep etmektedir
Yunanistan
1899 Türk-Yunan Harbi sonunda Türkiye galip gelmiş ve yapılan anlaşma sonunda Yunanistan Türkiye’ye tazminat ödemek durumunda kalmıştı. İlk taksit zamanında ve belirtilen miktarda ödenmiş, ikinci taksit gecikmeli olarak ödenmişti. Sonraki taksitler Batılı ülkelerin araya girmesiyle ve savaştan çıkmış bir Yunanistan maliyesinin sıkıntılarını dile getirmeleriyle unutturulmuş veya sindirilmiştir.
Aynı Yunanistan II. Dünya Savaşı sırasında Nazi ordularının çok sayıda Yunan’ın ölümüne ve ülkede tahribata sebep olduğu gerekçesiyle Almanya’dan tazminat talep etmiştir. Alman hükümeti İsrail ve Yunanistan’a daha önceden kısmi bir ödeme yaptığı için bu talebi karşılayamayacağını bildirmiştir.
Demek ki kasası boşalan ülkeler geçmişi hatırlayarak birbirlerinden tazminat istemeye kalkışmaktadırlar, Bizim koca Ege bölgesi yakıldı yakıldık, insanımıza zulmün her çeşidi reva görüldü. Acaba biz de Yunanistan’dan tazminat istesek mi?