Geçen gün yazdığım yazılarda 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkan Yunan askerinin 30 Ağustos 1922 Başkumandan Meydan Muharebesi’nin bitimine geçen sürede Ege bölgemizde yaptığı zulüm, işkence ve vahşetler son derece insanlık dışıdır. Alman Nazi askerlerinin Polonya’da yakıp yıktıkları ve tahrip ettikleri yerler, öldürdükleri insanlar bile Yunan vahşetinin yanında masum kalır.
Bu vahşet devletin resmi arşiv belgelerinde, mahalli yönetimlerin yazışma ve raporlarında, kitaplarda ve yazıya geçirilmiş sözlü anlatımlarda dile getirilmiştir. Bu yazımda sizlere Yunan vahşet ve zulmünden örnekler vereceğim.
Türkiye, şu anda dört bir yanından kaynatılmaktadır. Birlik ve bütünlüğe çok ihtiyacımızın olduğu bir dönemde bazı kendini bilmezler çıkıp “Keşke Yunan kazansaydı” demiş, bazı boşboğazlar da bugün Atatürk’ü ağzına almamak ve onu tahkir edecek sözler sarf etmektedirler.
Sadrazam ve valilere işgal hk. telgraflar
14 Mayıs 1914 günü İstanbul’da bulunan İngiliz temsilcisi Amiral Webb, Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya İzmir’in işgaliyle ilgili bir nota verdi. Bu notaya karşılık Sadrazam ertesi gün için hazırladığı resmi tebliğde şu açıklamaya yer veriyordu:
“Hükümet bu konuda milletin hukuku ve devletin korunması için üzerine düşen görevleri yerine getirmeye kalkışmış, ağırbaşlılık ve suskunluğunun korunması lüzumunun halka duyurulması lüzumunun münasip bir lisanla halka duyurulması Dahiliye Nezareti’nden vilâyetlere tebliğ edilmiştir.”[1]
Aynı gün saat 23.30’da İzmir limanına gelmiş bulunan İngiliz filosu komutanı Amiral Calthorpe, 17’nci Kolordu Komutanı’na vermiş olduğu notada,
“Mondros Mütarekesi’nin 7’nci maddesi gereğince İtilâf Devletleri namına 15 Mayıs saat 08.00’den itibaren İzmir’in işgal edileceğini ve saat 07.00’den itibaren iskelelerin kontrol altına alınacağını ve hiçbir surette müdahale edilmemesini, kıtaların bulundukları yerlerden ayrılmamalarını, bir İngiliz deniz Piyade Müfrezesi’nin telgrafhaneyi işgal ve limandaki filoların asayişini temin edeceğini…” bildiriyordu…
İlk günden başlayan vahşet
…Yunan bayrağını taşıyan küçük rütbeli bir subayı takiben rıhtım yoluyla kışla önüne gelmekte olan Efzun Taburu, etrafında birçok Rum kadını, çocukları ve ellerinde tabancalarıyla erkekler, gazeteciler, Megali İdea cemiyetinden bir kısım üye olduğu halde kışla önüne gelmişlerdi.
Kışlayı geçtikten 200 m sonra bir Rum’un silahını ateşlemesiyle birlikte Yunan asker ve subayları geldikleri yönde kaçmışlar, kışla ile hükümet binası arasındaki bahçede mevzilenerek kışlanın pencerelerine şiddetli ateş açmışlardır. Bu ateşe karşılık verilmemesine rağmen yarım saat süreyle ateşi sürdürmüşlerdir.
Dışarıda olup da korumalı gördükleri Ziraat Bankası girişindeki merdivenlere sığınan kadın ve çocuklar acımasız şekilde şehit edilmişlerdir… Daha sonra vilayet binasına giren Yunan askerleri, vali ve diğer memurları süngü ve dipçik darbeleriyle yaralanmış ve dövülmüşlerdir.
Hükümet konağından çıkarılan jandarma subay ve erleriyle memurlar, elleri başlarının üstünde olduğu halde dipçik ve sopalarla dövülerek Kordonboyu’ndan geçirilmiş, ceplerinde ne varsa yağma edilmiştir. Rıhtımda bulunan sivil Rumlar da demir, odun ve zincirlerle esir aldıkları askerlerimizi dövmüşlerdir. Kolağası Necati Efendi, feci şekilde dövülerek şehit edilmiş, yanında bulunan 8-10 yaşlarındaki oğlu, şehit babasının üzerine kapanıp ağlarken süngülenerek şehit edilmiştir.[2]
Akla gelmeyecek iğrenç bir işkence olayı da Walter David adında bir yazarın “Çanakkale Olayı adlı eserinde yer almaktadır. “İzmir limanındaki gemisinden kıyıyı seyreden bir İngiliz deniz subayı rıhtımda su diye inleyen yaralı bir Türk erinin üzerine çömelerek ağzına işediğini” görmüştür.[3]
Balçova’dan gelen genç köylü kadınlardan Yunan askerlerine rastlayanların hemen hepsi bu askerlerin saldırısına uğramış ve namusları kirletilmiştir.[4] Aydın Merkez Komutanının raporundan: “Çocukları annesiyle birlikte kesmek ve unların ayıp yerlerini açmak, burun, kulak, el ve ayaklarını kesmek gibi vahşet ve cinayetler bu canavarlar için çok basittir…”[5]
Tutanak ve soruşturmaları dosyalar dolduran binlerce olaydan ve her türlü duygudan mahrum olan yunan askerlerinin bir başka marifeti de 8 Haziran sabahı Malgaç Çayı civarında Yunan askerlerinin saldırısına uğrayan Sultanhisar’ın Gündük köyünden xxx oğlu xxx’nın hanımı xxx’nın ifadesidir.
“Aydın’ın işgalinin sekizinci günü sabahleyin Yenipazar’ın Çolhan köyünde oturan hasta babasının yanından Güvendik köyündeki evlerine giderken 19 yaşlarında sivil elbiseli uzun boylu ve silahlı bir Rum ile dört Yunan askeri, bu hanımı köprü tarafında bulunan Kürt Osman’ın bahçe kulesine götürüp yatırarak boğazını sıkmış ve tecavüz etmişlerdir. Bu olay tekrarlanarak tam dört saat devam ettikten sonra kadın perişan halde salıverilmiştir…”[6]