SON DAKİKA
reklam
reklam

Neye niyet neye kısmet

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 16 Eylül 2017, Cumartesi - 13:00   Okunma Sayısı:

İki lider ve iki farklı yol
Almanya'da Federal seçimlere üç hafta kala televizyon karşısında rakibi Angela Merkel’le düelloya çıkan Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) lideri ve başbakan adayı Martin Schulz, Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakereleri konusunda sorulan bir soruya, “Ben başbakan olursam, görevi devralır almaz, Türkiye'yle müzakereleri sonlandırmak için Avrupa Konseyi'ne hemen başvururum. Tüm ülkelerin onayını alır mıyız, bilmiyorum; ama bunun için mücadele ederim” demiş. 
Schulz’un partisinden olan hükümetin Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel ise, Goslar kentinde yaptığı konuşmada müzakereleri ‘büyük ölçüde saçmalık’ olarak nitelemiş ve Türkiye ile müzakerelerin sona erdirilmesinden yana olmadığını söylemiştir.Başbakan Merkel de televizyon düellosunda rakibi Martin Schulz’u Dışişleri Bakanı Gabriel ile tamamen farklı bir çizgide olmakla eleştirerek müzakerelerin sonlandırılması konusunun bakanlığın gündeminde olmadığını kaydetmiştir.İç teşkilâtın yapısını ve niyetini bilmeden dış hedeflere yönelmenin insana neye mal olacağını hesaplamak gerekir. Başbakan Merkel burada gaflete düşmüştür.
Türkiye korkusuna kapılan İsveç
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Avrupa Birliği’nde Türkiye için yer olmadığını dile getirmiş, hemen ardında da Türkiye’nin hukuk ilkelerinden uzaklaştığını belirterek ekim ayında yapılacak Avrupa Konseyi toplantısında, Türkiye ile yürütülen Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakerelerinin dondurulması ya da tümüyle kesilmesi konusunu görüşebileceklerini söylemiştiEstonya’nın başkenti Tallin’de AB dışişleri ve savunma bakanlarının gayri resmi zirvesinde açıklamalarda bulunan İsveçli Bakan Wallström, Ankara’yı, “Avrupa Birliği ile yakınlaşmaya giden kapıyı kapatmak”la suçlamış ve “Türkiye’nin şu anda yaptıklarının sonuçlarının olması gerektiğini düşünenlerin sayısı giderek artıyor” diyerek suçlamıştır.Bu değerli bakan, İsveç’in Merkel ile aynı fikirde olduğunu ve Türkiye’nin yaptıklarının bir bedeli olması gerektiğini de söylemekten geri kalmamıştır. Neyse! Merkel kendi vatandaşından göremediği desteği ilk defa AB’nin bir başka ülkesinden gördü…
Barzanî’nin açıklamaları
Barzanî bugünlerde sazı elinden hiç düşürmüyor. 7 Haziran tarihinde siyasi partilerle yaptığı görüşme sonrası referandumun 25 Eylül’de yapılacağını belirtiyor ve referandum için taraftarlarına çağrıda bulunarak bağımsızlık dışında başka bir alternatiflerinin olmadığını anlatmaya çalışıyor. Barzani, liderliğini yaptığı Kürdistan Demokrat Partisi'nin (KDP) 71'inci kuruluş yıl dönümü vesilesiyle bir kutlama mesajı yayınlayarak, “Kürdistan halkının yanında tüm imkânlarınızı seferber ederek, referandum ve bağımsızlık sürecine destek vermenizi istiyorum; çünkü bağımsızlığın dışında halkımızın başka bir alternatifi yok” şeklinde ifadeler kullanıyor.Başka alternatiflerinin olmadığını da belirterek bağımsızlığı neden istediklerine ve niçin bu yolu seçtiklerine de değinen Barzani, “Barış ve kalkınmanın güçlenmesiyle felâketlerin tekrar meydana gelmemesi adına bunu yapıyoruz” demiştir.
Tanımadığımız adam değil
Barzanî, Türkiye için “bilinmeyen” değildir. Büyük abisinden yüz bulamadığı dönemlerde PKK’dan darbe yiyeceğini anlayınca Türkiye’ye yanaşır; Irak hükümeti maaşları ödemeyince Türkiye’den destek arar; Kerkük petrolünü merkezî hükümetin kontrolü dışında Akdeniz’e ulaştırmak için Türkiye’ye yıkama yağlama yapar. 
Büyük abisi tarafından dolduruşa getirilirse Türkiye’ye cephe alır. Biraderi Talabani ile Türk askerine posta koymaya kalkar. Tıpkı şimdi Türkiye’ye yüksek perdeden konuştuğu ve referandum uyarılarını dinlemediği gibi…
Barzanî’nin de Merkel gibi göremediği konu, önce kendi içinde birliği sağlayamamış olmasıdır. Kürdistan’da bile bu referandumla ilgili bir fikir birliği yok gibi gözüküyor. Kürdistan’ın ikinci büyük partisi olan Goran (Değişim) Hareketi, bu referanduma hâlâ karşı çıkıyor.Bu husus, partiler ve grupların üzerinde bir meseledir. Kürdistan’ın dört bir yanından tüm etnik grupların oy kullanmasının talep edilmesinin nedeni de bu olsa gerektir.
Bir hatırlatma
Bugün Barzanî’nin israrla üzerinde durduğu referandum, bağımsızlığa ve bir Kürt devletinin kurulmasına merdiven dayamadır. 22 Ocak 1946’da Sovyetlerden aldığı yardımla dedesinin denediği ve 22 Ocak 1946’da kurulan Mahabat Kürt Devleti, 17 Aralık 1946’da İran’ın işgaliyle son bulmuştu.Orta Doğu’da meydana gelen lider değişikliklerinin sonu hep acılarla dolu ve kanlı olmuştu. Cumhurbaşkanı, başbakan ve savunma bakanı idam edilmişler, Molla Mustafa Barzanî ise Irak’ta Barzan’a dönmüştü. Irak hükümeti, şeyh Ahmet Barzanî’yi yakalayarak hapsetti. Mustafa Barzanî ise Barzan bölgesinden kaçarak Aras Nehri’ne ulaştıktan sonra SSCB’ye iltica ederek Bakü’ye gitmiştir. 
Umarım kıssadan hisse olur.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam