Bir insana kırk kere deli derseniz deli olurmuş. Birkaç kez yazdım ama tekrarlamakta fayda olacağına inanıyorum. Konuyu otomatiğe bağladım. Burada Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Okullarıyla ilgili konuya temas etmeden geçemeyeceğim. Bir emekli subay olarak Kuleli Askeri Lisesi ve Kara Harp Okulu’nda okudum. Bizler çocukluk ve gençlik yıllarımızda vatan sevgisiyle dopdolu olmayı, silah arkadaşlığının kardeşten öte olduğunu hissetmeyi ve edilen yemine sadık kalmayı bu okullarda öğrendik.
Eski öğretmen ve komutanlara saygılı ve nazik olmak, özel günlerde onları aramak -mümkünse ziyaret etmek-, milletin her ferdini sevmek ve asla yalan söylememek (İsterseniz söyleyin, yalanınız açığa çıktığında ceza alacağınız kaçınılmazdır), hepimizin bugün bile tavizsiz sürdürdüğü kazanımlar arasındadır. Harp Okulu yıllarımızda Harbiye Marşı’nı söylerken bütün vücudumuzu büyük bir heyecanın kapladığını bilirdik.
Öğrenimlerine son verilenler
Bugün öğrenimlerine son verilen Kuleli öğrencileri ve Harbiyelilerin üzüntülü ruh hallerini anlayabilmek, bizler için hiç de zor değildir. Gitti o gencecik çocukların gençlikleri, hayalleri, ümit ve beklentileri... Hepsine FETÖ’cü gözüyle bakabilir miyiz?
Kimdir bu çocukları kötü emellerine alet edenler? Önceki yıllarda ve aylarda atılanların anlattıklarını dinledikçe gerçekten ağır ve zor olan Harbiye eğitimiyle ilgisi olmayan bir meşgale yaşamış olmalarını, hele hele ahlaksızlık ve fuhuş gibi birtakım yakıştırmalarla karalanan kız ve erkek öğrencilerin okuldan uzaklaştırılmalarını içimize sindiremedik.
Dönemin okul, alay ve tabur komutanları, öğretim başkanları kimlerdir? Nasıl böyle şeylere göz yumdular? Komuta kademesine kadar uzanan bir mekanizma varken, bu okullar hiç mi denetleme görmedi? Şimdi herkes birbirinin üzerine atıyor. “Efendim kimi kime şikâyet edeceksiniz? Herkes onların adamı zaten” diyor. Bu kolaycı yöntem, canı yanmış insanları hâlâ üzüntüler içinde kıvrandırmaktadır.
Söz konusu olan
Vatan sevgisi doğruları görüp söylemektir. Terfi beklentisi içinde olan insanlar, konuyu bilse de rütbe, mevki, makam kaybetme endişesiyle üst makamlara duyurmamış, duyurulmasını da istememişlerdir.
Peki, ey oportünistler, bir basın açıklaması yaparak istifa etmeyi neden düşünmediniz? Şimdi daha mı iyi oldu? Yüce Atatürk’ün “Söz konusu olan vatansa gerisi teferruattır” sözünü hiç mi hatırlamadınız?
Üzüldüğüm bir diğer konu da askeri liselerde görev yapan müstahdem (yemekhane, koğuş görevlileri, lostra, çamaşırhane, banyo sorumluları, terziler ve berberler) ve idari işlerde çalışan sivil memurların (sekreterler, not kayıt memurları) işlerine son verilmiş olmasıdır. Veya aynı işleri yapmayacak olmalarıdır.
Bizler, 1975 yılında Kara Harp Okulu’ndan mezun olan bizler, o vefa insanlarını hep aramışızdır. Aralarında orta yaşta olanlar vardı, yaşlanmış emekliliği gelmiş olanlardan vardı. Hayatını kaybedenlere rahmetler diliyorum. Hayatta olanlar varsa onore olsunlar. Bu insanların da bizim üzerimizde çok hakları vardır. Bazen en üzüntülü zamanlarını onlarla paylaşanlarımız olurdu.
Zamanında kalkamayıp yatağını düzgün yapamayan öğrenci, koğuş görevlisine yatağını düzeltmesini rica ettiği zaman gözü arkada kalmazdı. Evet, onlar asker değildi, sivil kişilerdi ama her birisi şefkat meleğiydi. Askeri liselerin ve her üç kuvvetin Harbiyelerinin kültüründe onların da payı ve katkıları vardır... İnanıyorum ki, şimdi o insanlar da büyük üzüntü duyuyorlardır.
Tesisleri kapatmak
Bir tesisi ortadan kaldırmak o kadar kolay olmuyor. Hatıralar, hisler ve bir parçasını oluşturduğu ana kültür hep etkileniyor. Şimdi böyle bir yerde bu yoksul milletin imkânlarıyla çağının modern eğitim ve öğretim yöntemleriyle yetişmiş bir insanın Harbiye ruhunu kaybetmiş olmasından söz edilebilir mi?
Kutsal yuva Kuleli’de ve Harbiye’de görev yapan FETÖ’cü asalaklar, kendi milletinin fertlerine nasıl kurşun sıkabildiler? Bu konuda kızgınlığım dinmeyecek, heyecanımı da yenemeyeceğim. Daha çok yazı yazacağıma da inanıyorum.