Cahilden tercüme
İki arkadaş trendeyiz. Rusça konuşan bir grup var. Kendi aralarında konuşup gülüşüyorlar, bazen de kahkaha atıyorlar. Bir aylak yolcu, onlara bakarak güldükleri zaman gülüyor, konuşmaya geçtikleri zaman dinlemeye geçiyordu. Bir şey anlamadığına kanaat getirdik.
Arkadaşım, “Ben bu aylak adamı işleteceğim” dedi. Kafasında tasarladığı senaryoyu önceden bana anlattı. İkimiz de birbirimizi tanımayacak, ancak bir süre sonra ben bu aylak kişiye Rusça bildiğini (!) ve Rusların aralarındaki konuşmaların ilgi çekici olduğunu düşündüğümü ve bana da anlatmasını söyleyecektim.
Arkadaşım Rusça biliyormuş gibi yaparak bu aylak kişinin duyacağı şekilde Türkçe anlatacak ve güldükleri yerde gülecekti. Senaryo şöyleydi:
Tımarhane müdürü ölmüş. Tımarhanede akıllandığını iddia eden delileri toplamışlar ve içlerinden iki tanesini tımarhaneyi temsilen mezarlığa götürmüşler. Cenaze defnedilirken bu iki deli alkışlamaya başlamış. Defin töreninden sonra delinin biri diğerine,
---Bizim tımarhane müdürünü de kimse sevmiyormuş. Ceset toprağa verilirken bizden başka kimse alkışlamadı, demiş. Aylak kişi can kulağıyla bunları dinlemişti. Onun yanına yanaştım.
---Siz galiba Rusça biliyorsunuz. Nedir bunların arasındaki muhabbet? diye sordum.
Böbürlenerek ve birtakım hareketler yaparak Rusça’yı iyi bildiğini söyledi ve katıla katıla gülerek bu olayı bana anlatmaya başladı. Türkçe’yi bilmediği de kesindi. Tezgâha gelmişti, farkında değildi. Onlara güldüğünü zanneden bu kişi, başkalarını kendisine güldürdüğünü bir bilebilseydi?
*** *** ***
Trene binerken 65 yaş üstü ücretsiz geçiş kartımı bastım ve geçtim. Koşarak gelen birisi,
---Abi, rica etsem bir de benim için basar mısın? dedi.
---Bu kart “kart”lar içindir. Seni taşımaz ama…
---Kart kartlar için ha? O ne demek abi?
*** *** ***
Bakü’den bir anı
Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bir müddet sonra 1997 yılında Azerbaycan’ın Başkenti Bakü’de görev yapmıştım. Yer altı ulaşım hatlarının bir örümcek ağı gibi sardığı Bakü, Çarlık Devri’nin görkemli sanat eserlerini, Sovyet zamanının sınai tesislerini, eğitim kurumlarını, büyük meydan ve parklarını diğer illerden adeta kıskanırcasına kendisinde toplamıştır.
Böylesine güçlü bir alt yapısı olan ve sanat eserleriyle donanmış olan bu ülke, çok sayıda sanatçı yetiştirmiştir. Edebiyat alanında, müzik, resim ve heykel sanatına halkın ilgisi çok yüksek seviyededir. Tablolara konu olan yağlıboya resimler, Ressamlar Çarşısı denilen yerde üretilir ve satışa sunulurdu. Ressamlar, edebiyatçılar ve müzisyenler de burada toplanırlardı.
Mesai dışı zamanlarımda bu şehri tanımak için çok gezmişimdir. Çarlık Devri’nin haşmetli kâğıt paralarından koleksiyon yapmaya başladığımdan beri yaşlı insanlarla konuşur ve geçmişle bağ kurmaya çalışırdım.
…Bayır çıkarak bir semte gidiyordum. Karşıdan saçı sakalı birbirine karışmış, pejmürde kıyafetli, havada daireler çizen bir sarhoş geliyordu. Tepeye doğru bakarak sordum:
---İskele tepenin neresinde?
Adam elini başına götürdü. Yumaklaşmış kirli saçlarının arasında parmaklarını gezdirdi. Bir dakika kadar düşündü. Ben uzay problemi sormuştum tabii, düşünmesi gerekirdi. Ağzındaki sigarayı nefesinin yettiği güçle fırlattı,
---Tepeye doğru git!
---Ne kadar süre?
---Sen doğru git!
Bu adam acaba iskele nasıl bir yerdir, hayatında hiç gitmiş midir, bilmiyorum, ama konuyu şu güzel anlatımla bitirmek isterim:
“İçki, aklın nöbetçiliğini ortadan kaldırır. Böylece ayık iken gizleyecek kadar kurnaz olduğumuz alâmetleri göstermeye bizi mecbur eder.” (Henry Fielding)