Bugün sınırlarımızın hemen ötesinde bir tehdit vardır. Türkiye, yaklaşık 37 yıldan beri PKK terör örgütüne karşı büyük bir mücadele vermektedir. Bu mücadelede Batılı dostlarımız (!) çoğu kez bizi yalnız bırakmışlardır.
7,5 yıl görev yaptığım Doğu ve Güneydoğu Anadolu insanının ne kadar devletine bağlı olduğunu görmüşümdür. Bazen çaresizlik (terörist tehdidi) bazen yoksulluk (parayla satın alınabilme) bazen de terör örgütüne yandaş olma gibi özellikler nedeniyle bir kısım insanımız farklı saflara geçmiş olabilir. Esasen ülkemizdeki Kürt vatandaşlarımız her dönemde devletine sahip çıkmıştır.
Devletimiz, PKK terörünü kazımaya kesin kararlı ancak bölgedeki Kürt halkına karşı şefkat doludur. Irak’ın kuzeyindeki duruma karşı oluşumuz da yine bölgedeki Kürt halkına karşı olduğumuz anlamında değildir. Barzanî ve yönetimine karşı oluş söz konusudur.
Rusya’nın Doğu bölgemizle ilgilenmesi
Rusya’nın Doğu Anadolu’daki konar-göçer veya yerleşik hayata geçmiş aşiretlerle ilgilenmesinin tarihi 1805 yılına kadar inmektedir. Rusya’nın sıcak denizlere inmesi için Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu kapsayacak şekilde bir Ermeni devletinin yanında bir de Kürt devletinin kurulmasıyla mümkün olacaktı.
Rusya, bu koridoru oluşturabilmek amacıyla İngilizlerle çoğu kez menfaat çatışmasına girmekle birlikte genelde bu devletle Kürtçülük ve Ermeni faaliyetlerine destek olmayı Orta Doğu politikasının temeli saymıştır.
Bu politikanın uygulayıcıları arasında Rusya’nın Diyarbakır Konsolosu Yakimanisk, Tebriz Konsolosu Bonafiyd, Kırım Savaşı sırasında Binbaşı Loris Malakof (veya Melikof) ile General Babatov ve 1856 yılında Erzurum Konsolosu olarak görev yapan A. Jaba’yı zikredebiliriz. Hatta Jaba zamanında Kürtçe bir lügat bile oluşturulmuş ve Kürtçülük politikasının ilk nüveleri ortaya konmuştur.
1829 ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşları
1829 yılında yapılan Türk-Rus Savaşı sırasında Botan, Revandiz, Bodinan ve Hakkâri aşiret beyleri bu suretle kazanılmış ve bu aşiretler Kafkas cephesinde Türk ordusunun yenilmesinde oldukça menfî rol oynamışlardır. Bu savaş sırasında bir Kürt alayı, 1854 Kırım Savaşı sırasında da iki Kürt alayı Rus ordusunda görev almıştır.[i]
Osmanlı-Rus Harbi sırasında Kars, Ardahan ve Bayezit’teki Osmanlı kuvvetlerinin durumu belirtildikten sonra Kürt reislerinin Ruslarla ilişkilerine dair İngiltere Sefaretinin verdiği raporlardan söz edilmektedir.[ii]
İsyanlar sırasında
1877-1878 Osmanlı Rus Harbi sırasında meydana gelen isyan ile 1880 İsyanı, Rusların Kürt aşiretlerini kışkırtması sonucunda gerçekleşmiştir. 1889 yılında Çar II. Nikola, Seyit Taha’yı, Şıkakan aşireti reisi Cafer Ağa ve Abdürrezzak Bedirhan’ı Rusya’ya davet ederek onları, “Nefis hediyelerle ve özlemlerini tahrik eden, hayallerini alevlendiren cesaret verici mektuplarla” geri göndermiştir. Osmanlı arşiv kayıtlarında Kürt lideri Bedirhan Paşa’nın oğlu Abdürrezzak’ın, Rus Sefareti tarafından Kafkasya’ya gönderildiği belirtilmektedir.[iii]
Osmanlı-Rus hududu hakkında bilgi aldığımız bir başka evrakta Kafkasya hududu ve Erivan havalisinde Kürt eşkıyasının bir takım saldırılarda bulunduğu, bu hareketlerinin engellenmemesi halinde Rus askerlerinin hududu geçerek Kürtleri cezalandırmak zorunda kalabilecekleri anlatılmaktadır.[iv]
Şımartmanın ters tepmesi
Ruslar, kendi emelleri için Kürtleri silahlandırmış ve aşiret reislerini parayla satın alarak dediklerini yaptırmışlardır. Öyle bir zaman gelmiştir ki, parasız veya silahsız kalan Kürtler hududu aşarak yağma, soygun ve talana yönelmişlerdir.
Bir Kürt çetesinin hududu aşarak Rus karakoluna saldırması, buna bir örnektir. Rus resmî makamları olayı Osmanlı makamlarına şikâyet etmişler ve böylesi durumların devam etmesinin vahim sonuçlara yol açacağını bildirmişlerdir.[v]
Bir başka seferinde ise, Erzurum Rus Konsolos Vekili Prens Şahoski ile Erkân-ı Harp Mirlivası Perço Vasili, Erzincan’a gelirken Kürt eşkıyalar tarafından pusuya düşürülmüşlerdir. Haklarında takibat ve tahkikat başlatılmıştır. [vi]