Wolfgang Amadeus Mozart (27 Ocak 1756 Salzburg- 5 Aralık 1791 Viyana)
1683 yılındaki 2’nci Viyana Kuşatması ve 1699 tarihli Karlofça Anlaşması’ndan sonra Osmanlı’nın gerileme dönemi başlamış, “Osmanlı tehdidi” 18’nci yüzyılla birlikte ortadan kalkmıştı.
“Türk” korku objesi öncelikle Viyana’dan başlayarak tüm Avrupa’da silinmeye yüz tutmuş ve “egzotik” bir simgeye dönüşmüştü. Hatta sanat alanında bile ressamlar Osmanlı kıyafetlerini, yazarlar eserlerine “Türk” karakterlerini katmaya başlamıştı.
Müzikte ise, “Türk” etkisi, Mehteran esintileriyle, vurmalı çalgılarla ve Türk müziğine benzeyen melodik unsurların kullanılmasıyla göze çarpıyordu. Mozart, bunlardan feyz alarak bestelediği 11 Numaralı Piyano Sonatı’nın 3. bölümüne “Alaturka” adını vermiş, bu bölüm “Türk Marşı” ve “Türk Rondosu” isimleriyle yaygınlaşmıştı. Mozart’ın 1782’deki meşhur Saray’dan Kız Kaçırma (Die Entführung aus dem Serail) operası bunun bir örneğidir.
Mozart’ın 1780’de yazmaya başladığı ancak bitiremediği Zaide operası ise bunun ilk örneği olarak bilinmektedir.
Mehter Marşı'ndaki ritimden esinlenen Mozart, Türklerin Avrupa'da hayranlık uyandırdığı yıllarda, 11 numaralı la majör piyano sonatının (K. 311) 3'üncü bölümünde " Rondo alla Turca" yani Türk Marşı'nı bestelemiştir.
Ludwig von Beethoven (17 Aralık 1770 Bonn-26 Mart 1827 Viyana)
Beethoven’in “Atina Harabeleri” sahne müziğindeki Türk Marşını da Mehterin bir “Cenk Marşı”ndan uyarladığı bilinmektedir. Beethoven önce piyano için yazdığı varyasyonlarda kullandığı bu temayı daha sonra orkestral olarak 1811 yılında yazdığı op. 113 Atina Harabeleri’ne (Die Ruinen von Athen) taşımıştır.
Beethoven’in Op.113 Atina Harabeleri adlı yapıtındaki “Türk Marşı”, “Dervişler Korosu” ve “9. Senfoni”nin korolu son bölümünde Mehter etkisi hemen dikkati çeker. Beethoven, 9. Senfonisi’ni “Türk işi müzikli Almanca senfoni” olarak nitelendirmiştir. Günümüzde AB’nin resmî marşı olarak da kabul edilen son korolu bölüm, Mehter’in “Yeniçeri Marşı”ndan esinlidir.
Marşın son bölümü Mehterin kös, davul ve zurnasıyla seslendirilmiştir. Aynı eserdeki Mevlevi Ayini’ne gelince, Avrupalı müzikologlar ve besteciler uzun yıllar Beethoven’in bir Mevlevi Ayini’ni nereden duymuş olabileceği üzerine fikirler ileri sürmüşlerdir.Beethoven’in bestelediği metnin içinde Muhammed ve Kâbe vurguları geçmektedir. Eserde Türk Marşı’ndan önce gelen bu koral, ülkemizde Atina Harabeleri’nin sadece uvertürünün seslendirilmekle yetinilmesi nedeniyle pek dikkat çekmemiştir.
Johann Wolfgang von Goethe (1749-1832)
Hâfıznâme
Gelin olsun sözcüğün adı
Damat ise ruhun namı
Her kim ki anar Hâfız’ı
Bili bu düğnün şanını
"İnsan oğlunun erişebileceği en büyük saadet şahsiyet sahibi olmaktır." Bunu söyleyen şair, işte böyle bir saadete erişmişti: O, bir şahsiyetti; şahsiyetini eserleriyle kazanmıştı. Viyana’da, Avrupa’ya yeni bir şekil vermek için çarpışılırken, Fransa’da, bir kral tahttan indirilip bir ikincisi tahta çıkarılırken, Korsikalı Cihangir, son defa olmak üzere bütün bir kıtayı dehşet içinde sarsarken, Almanya’nın Goethe'si hatıra defterine, Doğu ilmi alanında yayınlanmış eserlerin adlarını sıralıyordu. Onun haftalarca okuduğu, seyahatlerinde yanından ayırmadığı bir eser vardı.
Bu eser, kendisini sadece mekân bakımından değil, zaman bakımından da uzaklara, 14’üncü yüzyılın İran şiirine, edebiyat dünyasında Hâfız diye tanınan Şemsü’din Muhammed Şirazi’ye götürmüştür.
Eser, Hâfız’ın "Divan"ıdır. Almanca’a, bizim de kendisini Osmanlı tarihi müellifi olarak çok iyi tanıdığımız, tarihçi Hammer tarafından çevrilmişti. "Ey gönül, sana kurtuluş yolunu göstermek için iyi rehberlik edeyim: Fasıklıkla övünme, sofuluk satma!" diyen Hâfız, dar görüşlü sofulardan değildir.
Goethe, Hâfız’ın ölümünden sonra, hakkında, birbirini tutmayan şeyler söylendiğini biliyordu. Birçokları ona sadece şarap ve aşkın zevklerini terennüm eden hafifmeşrep, kıyamet gününe inanmayan bir şairdir, diye ona cenaze merasimi bile yapmak istememişlerdir. Hâfız’ın aşk ve şarap şiirleri, bu dünya şiirleri olarak mı, yoksa mistik manada mı alınacağı uzun zaman tartışılmıştır.
Kanuni Sultan Süleyman, Viyana’yı muhasarası sırasında, İstanbul’da meşhur Müftü Ebussuud’a, Hâfız hakkında bir fetva vermesini rica etmiştir. Goethe’nin üçüncü şiiri "Fetwa" böyle oluşmuştur. (Prof. Dr. MELAHAT ÖZGÜ, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 4. sayıdan ayrı basım, S. 89-103)