Etnik ayırımcılık
HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin grup toplantısında Cumhuriyet’in geçmiş yüzyılını hedef alarak “100 yıllık bir yıkım süreci”nden söz etmiştir.
Cumhuriyetin kuruluşunda ademi merkeziyetçilik olduğunu belirten Buldan, “Cumhuriyetin kuruluşundaki ademi merkeziyetçilik ve demokrasi fikrinin terk edilerek, yerine Kürtler ve Aleviler başta, tüm farklılıkların ret ve inkârına dayalı tekçilik sisteminin devreye sokulmasıyla yaşanan 100 yıllık bir yıkım sürecinden bahsediyoruz. Yönetimler değişse de zihniyet değişmiyor. Bir asırdır çözümsüz bırakılan Kürt sorunu, cumhuriyetin demokratikleşmesinin önündeki en önemli engel.” demiştir.
Eski zihniyetten hiçbir şey çıkmayacağını, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının aktörünün kendileri olacağını belirten Buldan, "Yüzü vesayete, inkâra, adaletsizliğe dönük olanların gelecek yüzyıl vizyonu olmaz. Yüzleşme ve adalet olmadan yeni bir yüzyıl hiç olmaz.
Söz veriyoruz, ikinci yüzyılın aktörü onlar değil, biz Türkiye halkları olacak. Asıl belirleyici güç halklardır; Kürtlerdir, Alevilerdir, Ermenilerdir, bu kadim topraklarda dışlanan tüm halklardır. Ülkeyi gerçek bir demokratik cumhuriyet ortamına birlikte taşıyalım, bir dönemi kapatalım, yeni bir aydınlık dönemi başlatalım” şeklinde düşüncelerini ifade etmiştir.
Bölücülük ancak bu kadar ifade edilebilir…29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ile 10 Kasım Atatürk’ü Anma gününü ortalayıp milli his ve halkı bütünleştirici değerlerimizi incitecek bu demeç, Atatürk’ü sevenleri fazlasıyla üzmüştür.
Bu ülkede ne kadar çok Atatürk karşıtı varmış meğer! Bir gün öncesiyle de baltayla Atatürk heykelini parçalamaya kalkan örümcek kafalı birini polisler halkın elinden son anda kurtardılar. Yazıklar olsun!
Acaba belli bir merkezden mi güdümleniyor, senaryosu yazılıp oyuncular sahneye mi sürülüyor, anlamak mümkün değil… Vaktiyle Atatürk’ün heykellerine, mozole önündeki saygı duruşuna, kurucu liderlere az mı lâf edildi? Tepelerde çalan ıslıklar aşağıda fırtınalara yol açtı. Gayet doğaldır, amaç huzuru bozmaktır.
Bölücülüğün başka versiyonu
Mezhepçilik ve dini söylemler, insanları birbirine düşürmektedir. Aslında dinle, imanla, vicdanla pek ilgisi olmayan çeşitli çıkar grupları, istihbarat örgütleri tarafından kullanılırlar. Onlarla işbirliği yapmayı dine hizmet sayarlar. Kullanıldıklarını anladıklarında iş işten geçmiştir, isteseler de yaptıklarından uzak kalamazlar.
Örgütlenme, aşağılara doğru ayrıntılı şekilde devam ettirilerek hiyerarşi yaratılır (tıpkı FETÖ’de olduğu gibi) ve bunun sonucu olarak farklı yorum, tefsir ve görüşler ortaya konulur. Bu görüşler de yeni müritler, şeyhler, dervişler yaratmakta; müritler yaratırlar. Böyle olunca da her dindeki insanlar, esastan uzaklaşmaya başlarlar.
Çatışmalar
Kendisini otorite olarak görüp dinî mevzuata ekleme yapanlar, hem dini kirletmekte hem de içinden çıkılamayacak intihar, katl, bölünme, çatışma ve terör gibi hallere sebebiyet verirler. Aradığı huzuru bulamayan insanlar, manevi yönlerini kuvvetlendirmek ihtiyacını hissettiğinden bu tür tarikat ve oluşumlara girerler.
“Haram caziptir” denir. Birtakım zorlama ve kandırmacalarla elde edilen bağışlar, kişilerin aklını çelmek için kullanılıyorsa, fikri ve feraseti olmayan kişiler için cazip gelebiliyor ve oluşumlara katılabiliyor.
Belirli bir dinden olmasına rağmen dine karşı soğukluk duyan veya mesafeli davranan insanlar da başka dinlerin misyonerleri vasıtasıyla diğer dine davet edilebiliyor veya kendiliğinden geçiş yapabiliyorlar.
Mahalle baskısı, günah korkusu ve vicdan rahatsızlığı gibi nedenlerin, hür iradeyi baskı altına aldığı, dine karşı gizliden tepki doğmasına ve gizlice din değiştirilmesine neden olduğu artık “bilinenler” hanesinde yer almaktadır.
İnsanlığın beklentileri
Çağımızın nimetleri, ihtiyaç ve beklentilerimizi karşılayamamakta ve insanlık giderek yokluğa mahkûm olmaktadır. Huzur bulamayan refahtan kopan kişiler bunalıma düşmekte, iktisadi sistemler krizlere girmektedir. Bireyden başlayan bu şekildeki olumsuzluklar, sosyal çalkantıya dönüşerek insanlığı da tehdit etmektedir.
Dini akit ve kaideler, bazı kesimler tarafından günümüzün sosyal yasalarıyla uyuşmazlık teşkil ettiği ve kul hakkı anlayışında farklılıklar sergilediği istismarına açıktır. Beklentilerine karşılık bulamayan insanlar din ile aralarına mesafe koymaktadırlar.
İnsanlığın, her konuda olduğu gibi manevi alanlarda veya inanç sistemlerinde görülen kirlenme ve ilkelerdeki katlanmışlıklardan kurtulmaya niyetlendiğini ve yeni değerler arayışına yöneldiğini görüyoruz.
Uygulaması halen devam eden, evrensel değerlerle zıtlık yaratmayan hatta bazı alanlarda bu değerlerin önüne geçen mevcut dinlerin yüceliği de buradan kaynaklanırken, mezhepçilik ve tarikatçiliğin pek de faydalı şeyler olmadığı anlaşılacak ve itibar edilmeyecektir.