SON DAKİKA
reklam
reklam

Sol Ayağım (Kitap tanıtımı)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 14 Kasım 2022, Pazartesi - 22:11   Okunma Sayısı:

 

Yazarı Christy Brown

Dublinli bir duvarcı ile fedakâr bir annenin iki çocuğundan biri olan Christy Brown, 1932 yılında Serebral Palsi olarak bilinen beyin felciyle dünyaya geldi. O yıllarda rahatsızlığının tedavi yöntemleri henüz yeterince gelişmemiş olduğundan konuşmasını ve hareketlerini kontrol edemiyordu. 

Zekâsı ve cesareti onun okuma yazmayı, resim yapmayı ve daktilo kullanmayı öğrenebilmesini, hatta bu kitabı yazabilmesini sağladı. 18 yaşına kadar yalnızca sol ayağıyla hayata tutunabildi.

18 yaşından itibaren fizik tedavi görmeye başladı. 1981 yılında hayatını kaybedene dek beş roman ve Collected Poems adlı şiir kitabını yayınladı.

Sol Ayağım isimli kitabında kendi yaşam öyküsünü kaleme almıştır. Bütün bunları öğrenebilmek için sol ayağını kullanmış ve büyük mücadele vermiştir. Sol Ayağım, Christy Brown’u, Daniel Day-Lewis’in canlandırdığı aynı adlı çok başarılı bir filmle beyaz perdeye de uyarlanmıştır.

 

Kitaptan alıntılar

 

“…Zorlandığımda veya ne demek istediğimi anlamadıklarında yeri işaret ediyor ve sol ayağımla sözcükleri yazıyordum. Yazmak istediğim sözcüklerin harflerini yazamadığımda çok öfkeleniyordum. Bu da homurtularımı daha da anlamsızlaştırıyordu…”

 

“…Yedi yaşımda ve erkek kardeşlerimin de yardımıyla yaşıtlarımla arkadaş olmaya başladım. Okuldan sonra oyun oynamak için dışarı çıktıklarında beni de götürüyorlar ve “gezinti arabası” dedikleri paslı eski bir arabayla beni taşıyorlardı. Hayatımın en güzel yıllarının bazıları o yamuk saplı, eciş bücüş tekerlekli ılık bir haziran akşamının alaca karanlığında veya aralık gecesinin soğuk griliğinde aydınlatılmış sokaklardan geçerken ve karanlık ürkütücü geçitlerde sürülürken gıcırdayıp homurdanan o arabada geçti…”

 

“…Sekiz yaşında da hâlâ o eski arabaya biniyor, içinde asil bir kral gibi oturuyordum. Bu araba eski püskü bir şeydi, kimseden iyi muamele görmüyordu. Hep tekmeleniyor, devriliyor, itiliyor ve üstüne basılıyordu. Herkes onunla alay ediyordu. Ama benim gözümde neredeyse bir insan gibi sevilmeye değerdi. Benden başka kimsenin takdir edemeyeceği garip bir saygınlığı vardı sanki…”

 

“…Artık 10 yaşında yürüyemeyen konuşamayan, kendi kendine yemek yiyemeyen ya da giyinemeyen bir çocuktum. Çaresizdim, ama ne kadar çaresiz olduğumu yeni fark etmeye başlamıştım. Kendimle ilgili hâlâ hiçbir şey bilmiyordum; diğerlerinden farklı olduğum gerçeği dışında. Beni farklı kılan şeyin ne olduğuna ya da neden böyle olması gerektiğine dair hiçbir fikrim yoktu. Yalnızca konuşamadığımı, futbol oynayamadığımı, ağaçlara tırmanamadığımı, hatta diğerleri gibi kendi kendime yemek bile yiyemediğimi biliyordum…”

 

“…13 yaşındaydım. Hâlâ kendimi keşfedememiş ya da yeteneklerini henüz bunları kullanabilecek kadar anlayamamış küçük bir ressamdım. Resim yapmak nenim için her şey demekti. Bu sayede kendimi birçok açıdan ifade etmeyi öğrenmiştim. Bu yolla gördüklerimi ve hissettiklerimi henüz benim için bir gerçeklik haline gelmeyen dünya hücresinden bir mahkum gibi işe yaramaz bedenimde yaşayan zihinde olup bitenleri anlatıyordum…”

 

“…Komik ama geometriyi sevmiştim. Üçgenler, açılar, paralelkenarlar, alan hesapları, dikdörtgenler gibi şekillerle ilgili problemler çözerken çok zevk alıyordum. Matematiğin bu dalını sevip, diğerlerinden nefret ettiğimi bilmiyorum. Geometriyle uğraşarak saatlerimi harcamaktan mutluyum…” 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam