SON DAKİKA
reklam
reklam

IŞİD, PKK, PYD ve diğerleri

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 20 Kasım 2022, Pazar - 23:06   Okunma Sayısı:

Güneydoğu Anadolu bölgemiz I. Dünya Harbi sonundan beri sancılı bünyeye, sınırın ötesi ise kanserli sorunlara sahiptir. IŞİD terör örgütünün Suriye’de Kobani bölgesini kuşatması, yöre halkını Türkiye’ye doğru sürmesi ve bazı petrol kuyularını ele geçirmesiyle başlayan olaylar giderek ivme kazanmış ve geniş bir alana yayılmıştır. PKK’nın Suriye kolu olan PYD, Kobani’de denetim ve kontrolü kaybedeceğini haykırınca ABD, buradaki Kürt unsurların silahlandırılacağını ve IŞİD’e karşı koyma gücünü arttıracağını açıklamıştı. IŞİD denen bu örgüt ne güçlü bir örgütmüş ki, dünyanın 104 devleti ona saldırıyor, Danimarka, Hollanda gibi ülkeler altışar uçaklık filolar ve hava-yer unsurlarıyla operasyonlara katılıyorlardı. Geçmişten gelen özellik 1975 yılında kurulan Ermeni ASALA terör örgütü, özellikle Türk diplomatlarına karşı acımasız bir katliam başlatmıştı.

Alınan tedbirler sonucu gücü kırıldı. Türkiye, PKK terör örgütüyle tanıştı. Örgüt ilk eylemini 1984’te başlatınca “3-5 çapulcu” diye nitelendirilen gruplarla başlatmıştı. Şehitler vermeye başladık ve ancak 30 yıl sonra örgütün 3-5 kişiden ibaret olmadığını anladık. Sivrisineklerle uğraşmak yerine “bataklığı kurutmak” lâzım geldiğini düşünmeye başladık. Batılı ülke vatandaşlarının “örgüte katılımını önlemek” ve “örgütün mali kaynaklarını kurutmak” yönünde tedbirler alırken örgütün arkasında “koruyan, gizliden silah yardımı yapan ve kollayanlar” olduğunu idrak ettik. PKK terör örgütü, tehdit ve şantajlarla Kürt halkını katlediyordu. Kampları, bayrak ve flamaları vardı. Milliyetçi kışkırtmalarla Türk ordusuna saldırıyorlardı. Nihaî hedefleri Kürt devletini kurmaktı. Resmi literatürde “alan hâkimiyeti, uçuşa yasak bölge, tampon bölge, ovada siyaset, çatışmasızlık, barış, kardeşlik projesi” gibi tabirler dillerden düşmüyordu... Hassas dönemin hassas konuları Türkiye’nin bölünmesine yol açacak süreci bekleyen emperyalist güçler, Türkiye’nin başının dertten kurtulmak üzere olduğunu anlayınca, karşımıza yeni bir belâyı “IŞİD belâsı”nı doladılar. Kurucuları veya eğiticileri kim olursa olsun, IŞİD belâsının bugüne kadar izlediği sürecin yukarıda sayılanlardan bir farkı yoktu. Sonuçta bu örgüt de araziyi bilen, başka yerlerde savaşmış, eski askerlerden teşkil edilmiş ve ağır silahlarla donatılmıştı.

Din ve mezhep motifleriyle bezenen ve devlet kurma hayaliyle kendisini halife ilan etmiş olan bir kişi, örgütün adını devlete yükseltgeyerek liderliğini yapmakta ve yoluna devam etmekteydi. Aslında düne kadar PKK’ya destek veren Suriye, sonunda kendisinden de toprak gideceğini anlayınca ciddi önlemler almaya başladı. ABD’den “odunu yememek” için yumuşatılmış siyasi söylemlerle ortak frekans yayınına girmişti. Fasit dairede aynı işlev IŞİD’in PKK’dan bir farkı var. PKK “silahla” insan öldürürken IŞİD format değişikliği yapmış, canice ve “keserek” öldürüyordu. Menfaat umanların istekleri arttıkça veya ilgi alanları genişledikçe terör, çeşitli kılık ve kisvelerle şekil değiştiriyordu... Seçilen arazi yine aynı arazi idi. İnsanımıza yıllarca gözyaşı döktüren, ayrılık ve yokluk yaşatan terör örgütü mensuplarının destek bulduğu, barınma ve eğitim için topraklarında üslendiği Suriye arazisinin bir bölümüydü. Bu kadar eli silahlı adamın (ÖSO, PYD, PKK, IŞİD, PKK, diğer Suriyeli muhalifler), sınırlarımızın hemen dibinde faaliyette bulunması hiç doğru değildi.

Bugün bazı ilkeleri savunuyor olsalar bile yarın ne yapacakları belli olamazdı. Irak’ın hali ortada; kuzeyindeki bir bölüm toprak Irak’ın kontrolünden koparıldı. Mezhep çatışmaları hâlâ sürüyor ve her gün birkaç insan hayatını kaybediyor. Binlerce insan sakat, binlercesi yurtlarını terk etmiş durumda… Koalisyon güçleri, Türkiye’nin IŞİD’e terörist demeyerek korumaya çalıştığını ve artık gerçek yerini belli etmesi gerektiğini belirtirlerken Kandil camiası, tehditkâr konuşmaları sıralamaya ve eğitimi bahane ederek Güneydoğu Anadolu bölgemizde okulları yakmaya, polislerimizi şehit etmeye, iş makinelerini tahrip etmeye başlamıştı. Türkiye’nin önüne bir anda birkaç cephe açılmış oluyordu. Türkiye’nin, haklı gerekçelerle bile ABD’ye ilettiği görüşler karşılık bulmuyordu. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması karşısında İsveç ve Finlandiya acilen NATO’ya girme isteğinde bulununca AB ve ABD hemen kucak açtılar. Oysa Türkiye’nin teröre destek veren bu iki ülkeye karşı çıkmasıyla süreç uzamaya başladı. Özellikle İsveç, teröristlerin iade edilmesi konusuna ciddi bir yaklaşım gösterince terör örgütü İstiklâl Caddesi’nde İsveç Konsolosluğuna yakın yerde aklı sıra bir eylem düzenledi. Eylemciler hemen yakalandı ve adalete teslim edildi. Bu tür olayların derinlik kazanmadan hemen kırılacağı kesindir. Belki ekonomimize biraz yük getireceği varsayılsa bile devletimiz bunun üstesinden gelecek yapıdadır.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam