13 Eylül 2022… Tahran’da “ahlak polisi” olarak adlandırılan İrşad devriyeleri tarafından “başörtüsü kurallarına uymadığı” gerekçesiyle Mahsa Amini isimli bir kız gözaltına alınmıştı. Gözaltı sürecinde komaya girerek hastaneye kaldırılan Mahsa Amini, 16 Eylül’de yaşamını yitirmişti. İnsan hakları örgütleri ise Amini’nin polis tarafından darp edildiğini iddia edince bu olay ülkede infiale yol açmıştı.
Sosyal medyadaki aktivistler ise polisin, genç kadının “aniden” bilincini kaybettiği yönündeki savunmasını reddederek, Amini’nin polis merkezine getirilmeden önce darbedildiğini iddia etmiş, ülkenin birçok yerinde protesto gösterileri düzenlenmişti. İran polisinin protestoculara ilk tepkisi göz yaşartıcı gazla müdahale ve gözaltına alma şeklinde başladıysa da Kürt asılllı olan Amini’nin Saqqez kasabasında düzenlenen cenaze töreninde yüzlerce kişi hükümet ve dini lider Ayetullah Hamaney karşıtı sloganlarla olayı protesto etmişti.
Protestolar başlangıçta Kürdistan, Batı Azerbaycan, Kirmanşah, Elburz, Tahran, Gilan, Razavi Horasan, Yezd, Hürremabad, Senendec, Urumiye, Meşhed, Kirman, Mahabad, Divandere ve Bukan gibi illerde düzenlenmiş, ama bugün tüm ülkeyi sarmıştır.
İlerleyen zamanlarda
Olayların ülke sathına yayılması, eşzamanlı eylemler ve olayların protesto niteliğinden çıkıp şiddete dönüşmeye başlamıştır. Geçim şartlarını ağırlaşması, kadınların geçinebilmek için seks işçiliğine yönelmelerine ve bu sayının artmasına neden olmuştur.
Olayların giderek büyümesi, kadınların başörtüsünü atmakla başlamış, ancak geri planda kadınlara tanınmayan hak ve kolaylıklar,
***Şarkı söylemek
***Yüksek mevkilere gelememek, hâkim ya da başkan olamamak,
***Mirastan erkeklerin yarısı kadar pay almak,
***Ülkeyi terk etmek isteyen bir kadının babasının ya da eşinin iznine tabi olmak,
***Adalet önünde iki kadının şahitliğini bir erkeğe denk tutmak gibi nedenler dolayısıyla kadın göstericilerin sivil itaatsizlik sergilemelerine neden olmuştur. Gençler sokakta mollalara saldırmaya, sarıklarını düşürmeye başlamışlar,
Ek tedbirler
Olayların böylesi bir hal alması üzerine hükümet daha zecri tedbirler almıştır. Bu tedbirler arasında,
*İnternetin kesilmesi,
*Diğer sosyal medya vasıtalarının kapatılması,
*İdamların kabulü sayılabilir. Bunlar hiçbir zaman kalıcı etki yaratamayacak, husumet ve kan davasını tetikleyecektir.
Gelişmelerin Türkiye’ye etkileri
Öncelikle iki dost ülke olduğumuzu ve 17’nci yüzyıldan itibaren kardeşçe geçinmişler, aralarında sınır problemleri yaşamamışlardır. İran’ın nükleer silah üretme ve tesis yapma girişimleri başta ABD olmak üzere Batı dünyasının ve İsrail’in dikkatini çekmeye başlamıştır.
Bu gidişat içinde Rusya ve NATO ülkesi Türkiye, İran’dan yana tavır almışlardır. Arap Baharı, Afrika’nın kuzeyindeki ülkelerden başlamış, Arap Yarımadası’na, Suriye ve kuzeyine hatta Karadeniz kuzeyine kadar yönelmiştir.
İran, zaten ABD’nin kara kaplı defterindedir. İçten içe ısıtılmakta olduğu koca ülkede ilk kıvılcımı gören Amerika kitlelere destek vermeye başlamıştır. Bu kaynama sırasında Suriye’de olduğu gibi İran’da da Türkiye’ye doğru bir sığınmacı akışı başlayabilir. İran ile ticaretimiz bozulabilir. Petrol ve doğalgaz akışında sıkıntılar yaşanabilir.
Yeni buluşmalar
Dünya yeni ittifak arayışları içindedir. Doğulu-Batılı, NATO’lu-NATO karşıtı olması pek de önemli değil galiba? Arap ülkeleri de kendi aralarında gruplaşma içindedir. Suudî Arabistan ve Mısır’ın başını çektiği grup, Katar’ı ve ona destek sağlayan ülkeleri karşısına almıştır. Hal böyleyken G20 zirvesine katılan liderler, nükleer silahlara yasaklama getirilmesine karşı tavır almışlardır.
Bu birleşmeler nereye kadar? Her birleşme yeni güç arayışı olduğuna göre neye veya kime karşı? Dünyanın yeni savaşa tahammülü yoktur. Liderlerin hesaplarını biraz daha dikkatli yapmaları gerekiyor galiba?