SON DAKİKA
reklam
reklam

Başlıksız

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 6 Aralık 2022, Salı - 13:52   Okunma Sayısı:

Vapurdayım, gazeteye yazı yazmaya niyetlendim. Dün yaşadığım olayı çeşitli yönleriyle anlatayım istedim. Fakat az da olsa tanınmış olmanın dezavantajına maruz kaldım. Tanıdığı iki delikanlı yanıma geldiler. Onlara çay ısmarladım. Çaylarını içerken yazılarımı okuduklarını, bir yazım hakkında eleştirileri olduğunu ve anlatmak istediklerini söylediler. Dinlemeye başladım afacanları…

Yazımda belirttiğim husus, “Gurup vaktinde Kadıköy’den Karaköy’e bakınca o sahilin adeta yangın içinde olduğunu sanırsınız…” demişim. Burada “gurup” sözcüğüne takıldıklarını ve doğru yazım şeklinin “grup” olduğunu söylediler.

Edebiyat ile uğraşmayı bir kenara koyalım, sözlük denen bir olgu var. Oraya bakmaları ve doğru yazım şeklini görmeleri gerekirdi. Ellerinde akıllı telefon varken TDK doğru yazım bölümüne de bakmadan böyle bir çıkış yapmaları hata olmuştur. Onları kırmadan anlatmalıydım. Önce gurup sözcüğünü açıkladım.

“Gurup” sözcüğü akşam vakti, güneşin batışı anlamına gelir ve ay, güneş, yıldız vb. gök cisimlerinin ufkun altına inmesini tanımlar. “Grup” ise küme, ekip anlamlarını taşır ve ortak özellikleri olan varlıklar, nesneler bütününü tanımlar, diyerek söz girdim. Burada Yahya Kemal’in “Hayal Şehir” isimli şiirinden de örnek verdim.1

 Hayal Şehir

 

Git bu mevsimde gurup vakti, Cihangir’den bak!

Bir zaman kendini karşındaki rüyaya bırak!

Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan;

Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan.

 

*** *** ***

 

Geçen dönem yerel seçimlerde kendi ilçemdeki partilerin ofislerine gitmiş, vatandaşlarla adaylar arasındaki konuşmaları hiç müdahil olmadan izlemiştim. 40 yaşın üstünde aday olan kişilerin siyasete sonradan girdiği, niyetlerinin mevki veya nüfuz elde etmek, biraz da yeni kazanç kapısı oluşturmak olduğunu sezmiştim. İlçenin sorunlarını çözmekten uzaktılar. Bir keresinde de bir adaya “Sizce bu ilçenin en önemli sorunu nedir?” diye sorduğumda ülkenin genel sorununu başa koymuş ve “İşsizlik” demişti.

Bir diğer partinin adayına İngilizce bilip bilmediğini sorduğumda, “Siz beni mi sorguluyorsunuz? diye çıkışmıştı. Önce sakin olmayı, vatandaşın sorularına hoşuna gitmese bile edepli cevap vermeyi bilmeliydi. Burası sahilde turistik bir ilçeydi. Bu kişi belki kendi işinde başarılı olabilir, ama siyasete atılmakla aynı liyakati gösteremeyebilirdi.

Bu liyakatsizlik sadece bugün ortaya çıkmış bir konu değildir. 1631 yılında IV. Murat’a yazdığı Risalesinde Osmanlı aydınlarının hissiyatını dile getiren Koçi Bey, “Bu aydınlar, toplumun ve devletin bir buhran veya dönüşüm geçirdiğinin, kendi ifadeleriyle ‘nizam-ı âleme ihtilâl, reaya ve berayaya infial’ geldiğinin farkına varmışlardır.” demektedir.

Neyzen Tevfik ise, 1910 yılında yazdığı dörtlükte yöneticileri niteliksizlikle suçlamıştır.2

 

Gitti ama Çırağan, geldi tedabir-i harik,

Çıktı eski kovalar, kadroya girdi yeniler.

Öyle bollaştı ki, her dairede şimdi kova,

Gelen erbab-ı mesalih kullansa bile yeter.

 

*** *** ***

 

Goethe’nin şiirlerini beğenir ve boş zamanlarımda okurum. Bazı şiirlerin beni anlatmaya çalıştığını sandığım anda hepimizi anlatmaya çalıştığı yargısına varırım. İşte bunlardan birisi:

 

Mezar Yazıtı

 

Çocukken içine kapalı ve inatçı,

Delikanlıyken cüretkâr ve gösteriş meraklısı,

Yetişkin adamken eylem yanlısı

Yaşlıyken düşüncesiz ve tumturaklı

Şöyle olacak senin mezarının yazıtı:

Buradaki de herkes gibi insandı!

1 Yahya Kemal Beyatlı, Kendi Gök Kubbemiz, Hayal Şehir 2 Neyzen Tevfi,” Azab-ı Mukaddes”, Mehmet Ergün, Tunca ya. İstanbul-1983, s: 215

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam