Helvacızade Hasbi Muharrem Efendi (1862 Balıkesir-1912 Balıkesir)
1862 yılında Balıkesir’de doğmuştur. Şiirlerinde Hasbî mahlasını kullanmıştır. Helvacı Mustafa Ağa’nın oğlu olması nedeniyle Helvacızâde üvanıyla tanınmıştır. 1891 yılında Balıkesir İdadi Mektebi’ne atanmış ve burada 15 yıl Türkçe muallimliği yapmıştır.
1908 seçimlerinde İstanbul’a gelerek Meclis-i Mebusan’a Balıkesir (Karesi) mebusu seçilmiştir (İnt. Meclis-i Mebusan 3’üncü Dönem Mebusları çizelgesinde mevcuttur). Mebusluktan sonra Balıkesir’e dönmüştür. 1911 yılında Balıkesir’de İdare Meclisi'ne daha sonra da Meclis-i Umûmî’ye üye olarak atanmıştır. 1912 yılında Balıkesir’de vefat etmiş ve Lütfullah Camii haziresine defnedilmiştir.[1]
İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Hasbî Muharrem Efendi’nin zarif, hoş sohbet, meclislerde bulunmayı seven ve bulunduğu meclislerde sözü dinlenen bir kimse olduğundan söz eder. Kendisinin afyona aşırı derecede düşkün olduğunu yazmıştır. Güçlü kaleme sahiptir, güzel şiirler yazmıştır. Kendi hattıyla yazdığı Mecmû’a-i Eş’ârı sâbık Karesi Ma’ârif Müdürü Sabri Beyefendi’dedir.[2]
Hasbî, kendisine isnat edilen bir suç nedeniyle hapsedilir. İbrahim Paşa, bir süre sonra onun suçsuz olduğuna hükmeder ve onun huzuruna getirilmesini emreder. Hasbî saraya getirilirken bir ağaç dalı gözünü yaralamıştır.
İbrahim Hakkı Paşa (V. Mehmet Reşat zamanı 1910-1911 döneminde sadrazam mevkiindedir), “Gözüne ne oldu?” diye sorunca Hasbî, “Yerini beğenmedi çıkmak ister” diye cevap verir. Onun bu durumdayken bile lâtife etmesi ve gözünü vesile ederek kendisinin hapisteki yerini beğenmediğini îmâ etmesi Paşa’yı kızdırır.
“Senin gözüne görünecekler var.” diyerek, onu tekrar hapse gönderir. Keşfî’nin kardeşi olan Hasbî’yi kurtarmak için zamanın şairlerinden Basîrî, Zâtî, Keşfî ve Kandî; ricacı olarak İbrahim Paşa’ya ricacı giderler.
Onların ısrarı üzerine yumuşayan Paşa, Hasbî’yi serbest bırakacakken bazı kimseler “Şuarâ (şairler) sultanımızı hicvederek korkuturlar, ola mı (olur mu böyle şey)?” diyerek Paşa’nın vazgeçmesine sebep olurlar. Hasbî on yıl süreyle hapiste kalır. Hasbî hapisten ancak Paşa’nın katledildiği gün kurtulur.
Keçecizade İzzet Molla
Doğum tarihi 1786-Ölüm tarihi Sivas 1829’dur. 18’inci ve 19’uncu yüzyılın divan şairlerindendir. Asıl adı Mehmet İzzet olup, aslen Konyalı bir aileye mensuptur. Tanzimat döneminin üç ünlü simasından Keçecizade Fuat Paşa’nın babasıdır. Padişah I. Abdülhamit döneminde Rumeli kazaskerliği yapmıştır.
Keçecizâde İzzet Molla da söylediği bir beyit ve sadrazam aleyhindeki bazı sözleri sebebiyle sürgüne gönderilmiştir. Molla’nın hâmisi olan Hâlet Efendi öldürülünce ondan gördüğü iyilikleri unutmayan İzzet Molla, Hâlet Efendi’nin düşmanlarını eleştirmiş ve,
“Hâlet’in canın Hâk aldı mâlını mîri,
Kaldı ehl-i hasede hâyeleriyle (haya) kîri”[3] şeklinde beyitler düşmüştür.
Sosyal hayatın içinde rüşvet
Sosyal bir varlık olan insanın, sosyal etkileşimden anladığının kuru bir selam olması, insanların yabancılaşıp içe kapanmalarına zemin hazırlayacak, yabancılaşmayı başlatacak bireysel ve dolayısıyla bireyin etkilenmesiyle etkilenen toplumsal bir sorun olarak algılanması eleştirilmeye sebep olmuştur:
“Dünya talebiyle kimisi halkın(a) emekde (emek vermekte)
Kimi oturup zevk ile dünyayı yemekde” (Ruhi)
“Eline zer (altın) alıp varsan efendi gel buyur derler
Eger destin (testi) tehi (boş) varsan efendiyi uyur derler.”
“Zemanın şimdi budur muktezâsı
Yiyesin rüşveti hem yediresin”
[1]"Hasbî, Helvacızâde Hasbî Muharrem Efendi". Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü. Ahmet Yesevi Üniversitesi,
Erişim tarihi: 15 Ağustos 2021.
[2] Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (1999). Mehmet Sarı (Ed.). Karesi Meşâhiri. Balıkesir Meşhurları. Balıkesir,
Zağnos Kültür ve Eğitim Vakfı. s. 77.
- Kılıç, “Meşâ’irü’ş-Şu’arâ” (Âşık Çelebi Tezkiresi), (Yayınlanmamış Doktora Tezi), s. 304
[3] İ. Bülbül, “Keçecizâde İzzet Molla”, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1988, s. 11