Doğu Anadolu’da durum
1917 Ekim Devrimi, bir iç savaş şekline dönüşmüştü. İtilâf Devletleri Rus topraklarının birçok yerine asker çıkarmış, Kafkasya’daki Ermenilere Trabzon, Erzurum, Gümüşhane, Bitlis, Erzincan ve Van illerini vaat etmişti. Cesaret bulan Ermeniler, 24 Eylül 1920’de Bardiz ve Oltu bölgelerinden taarruza geçmişti. Karabekir Paşa komutasındaki 15’inci Kolordu Ermeni birliklerine karşı taarruz icra etmiş, Pontus meselesi nedeniyle bir kısım kuvvet de Doğu Karadeniz bölgesine angaje edilmişti.
Mondros Mütarekesi’nin uygulanması kapsamında İngilizler Boğaz’ın hâkimiyetinin kendilerinde olmasını isterken, diğer İtilâf Devletleri Boğazlarda İngiliz egemenliğine karşı çıkıyorlardı.
İngilizler, Mondros Mütarekesi sonucunda aldıkları Maraş, Antep, Kilis ve Urfa’yı bir yıl sonra 30 Ekim 1919’da Fransızlara bırakmışlar, Fransızlar da buradaki Ermenileri Türklere karşı kışkırtmışlardı. Ege’ye çıkan İtalyanlar İç Batı Anadolu’da mevzi yerleşme ve yeniden teşkilâtlanmaya geçmişlerdi.
Yunan İleri Harekâtı ve ayaklanmalar
Yunan Genel Karargâhı, 28 Haziran 1919’da İzmir’e intikal etmiştir. Yunan ordusu Temmuz 1920 başlarında Bursa-Uşak-Sarayköy hattına ulaşmış, Doğu Trakya’nın istilâsına girişmiştir. 1 Aralık 1920’de başlayan Demirci Mehmet Efe başkaldırısı, aralık sonunda bastırılmış, ama 30 Aralık 1920’de yerini Çerkes Ethem ayaklanmasına bırakmıştır.
Çerkes Ethem, teşkil ettiği birliklerine “Kuvve-i Seyyare” adını veriş, kendisini de “Umum Kuvve-i Seyyare Komutanı” olarak sıfatlandırmıştır.
Düzenli ordu kurulmasına karşı çıkan ve kendi gücünü arttırmak için asker toplayan Ethem, Batı Cephesi Komutanlığının haberleşmesini de engelleyerek Ankara hükümetinin emirlerini dinlemeden Simav’a saldırmış ve mahkeme kurmak suretiyle yetki dışı işlemler yapmıştır.
İnönü mevzilerinde
İtilâf Devletlerinin güvenini kazanması bakımından yeni bir harekâta olan ihtiyacını ortaya koyan ve Türk ordusunun asıl kuvvetleriyle Kütahya Gediz bölgelerinde asi Ethem kuvvetleriyle uğraşmasını fırsat bilen Yunan birlikleri, harekete geçmenin uygun olduğuna karar vermişlerdi. Anadolu toprakları her yanıyla işgal edilmiş, yangın yerine dönmüştü.
Eskişehir, Yunan harekât planında stratejik hedef olarak işaretlenmişti. Türk birliklerinin Yunan ordusuyla sıkı bir çatışmaya girmediği ve varlık gösteremediği görüşünü ortaya koyan çevrelere sadece şunu söylemenin yerinde olacağını düşünüyorum: Bu muharebe kazanılmamış olsaydı, basit tabirle kapısı çalınan İç Batı Anadolu’ya girilmiş, burada toplanmakta olan Türk kuvvetleri dağıtılmış, harp malzemeleri, mühimmat, demiryolu ve köprüler tahrip edilmiş olacaktı.
Bu nedenle Yunan ilerlemesine, askeri açıdan ciddi anlamda büyük bir keşif harekâtının ardından icra edilen ve 10 Ocak 1921 tarihinde zaferle sonuçlanan I. İnönü muharebesi mahdut hedefli bir taarruzdur, diyebiliriz.
İnönü’de gezimiz ve şehitliklerin ziyaret edilmesi
Yedi yıl önce harekâtın geçtiği yerleri çalıştığım yerdeki genç kız ve erkeklerle gezmiştik. İki gün süreyle İntikam Tepe’de, mağaralarda, karargâhı ve şehitliklerde kısa anlatımlar yapıyordum. Muharebelerin 1921 yılı Ocak ayında yapıldığına dikkat çekerek, yüksek rakımlı bu yerlerde keskin bir ayaz ve kar olacağını hayal etmelerini söylüyordum.
Mevzilerin işgal, tahkim ve takviye edilmesi için günde 20 km. civarında yol yürümek zorunda kalan kıtaların ayaklarının ıslak olacağını, zamanında ve yeterli gıda alamamış olacaklarını, yollardan ve nakil vasıtalarından istifade edemeyeceklerini bir roman havasıyla anlatıyordum.
Kanatları derme çatma branda bezinden yapılmış, çeşitli çıkma ve toplama yoluyla biraraya getirilmiş iki eski model uçakla hava keşfi dahi yapamadığımızı, bu uçakların resimlerini daha sonra gezeceğimiz İnönü Müzesi’nde görebileceklerini söylemiştim.
Ya teknik yetersizliklerden ya da sis ve pus nedeniyle intikal halindeki birliklerimizin üzerinde bir hava şemsiyesi oluşturamadığımızı, istihbaratımızın Yunan telli devrelerini dinlemek, esirleri sorgulamak, çıplak göz veya dürbünle tespitler yapmak ve köylülerden bilgi almak (Bozüyüklü Numan Ağa) esasına dayandırdığımızı açıklarken soğuğun hepimizin iliklerine işlediği kaçınılmaz gerçeğini de yaşıyorduk…
İnönü ilçesindeki müze
Albay İsmet’in (harekât sonrası paşa) karargâhı bugün müze olarak hizmet veriyor. Grubumdan sessiz kalmalarını isteyerek, bir an için mors alfabesi esasıyla bu karargâhtan İsmet Paşa’nın Ankara’da Mustafa Kemal Paşa ile yaptığı görüşmeleri hayal etmelerini istedim.
“Bulun İsmet Paşa’yı telgraf başına gelsin!” emriyle sabaha kadar “dıt dıt” sesleri içinde ve şifreli bir telgraf muhaberatı sonunda yazdırılan emirler… arkasından “Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine arz edilmek üzere” diye başlayan cevabi yazışmalar.
Günümüzde en modern haberleşme vasıtalarını bile kullanırken karşılaştığımız kötü niyet ve yetersizlik karşısında anlaşmakta güçlük çektiğimizi dikkate alırsak; bu kadar yokluğa, düşman baskısına, Çerkes Ethem’in ihanetine ve ağır tabiat şartlarına rağmen koca bir harekâtın aksatılmadan yürütüldüğünü daha iyi değerlendirebiliriz.
I.İnönü Zaferi ve sonuçları
İnönü muharebesi, 9-10 Ocak 1921 günü Türk ordusunun hıyanete ve düşmana karşı kazandığı bir zaferdir. Bu zaferle isyanlar son bulmuş, halkın orduya desteği artmıştır. Milli iktidar güç bulunca Meclis anayasa taslağını kabul etmiştir. Tasarıdaki bir hüküm rejimle ilgilidir. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”
Devlet mekanizması işlemeye başlayınca vergi ve asker alma işleri esasa bağlanmış ve dolayısıyla İstanbul hükümetine karşı üstünlük sağlanmıştır. Sevr Antlaşması öncesi Londra’da toplanacak konferansa Ankara hükümetinden de temsilci çağrılmıştır. Bu durum küresel platformda Ankara hükümetine yer ve değer verildiğini göstermesi bakımından önemlidir. Ayrıca Türk-Rus ilişkileri gelişmiş, Ruslar yardım yapmayı teklif etmişlerdir.
Bu vesileyle I. İnönü muharebesine katılan başta İsmet İnönü olmak üzere tüm komutan, subay ve erleri rahmet ve minnetle anıyoruz.