SON DAKİKA
reklam
reklam

Gelibolu sürgün yeri miydi? Bölüm II

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 27 Eylül 2017, Çarşamba - 09:00   Okunma Sayısı:

4. 1827 (1243) yılında Çanakkale Boğazı (Bahr-i sefîd) muhafazasında görevli subaylardan Binbaşı Mihalıçlı (Hüdavendigâr vilâyetinden Karacabey) Ali Bey, Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye tayinâtından bir kısmını arttırarak ücretle satmış olmasından dolayı Boğaz Komutanı tarafından şikâyet edilmiş ve suçu sabit görülerek azledilip Bursa’ya sürülmüştür.
5. 1787-1792 Osmanlı Rus Savaşı devam ederken 1790 (1205) yılı tertibi 200 asker ile sefere katılması gereken İspartalı Kör Hasan oğlu Hacı Süleyman, mürettep askerle sefere gitmeyip yerine başbuğu göndermiş. Mallarının büyük kısmını sakladığı anlaşılınca Padişah III. Selim, Ağa’nın affını isteyen sadrazamı fena halde tekdir etmiş. Ağa, Delibekir’in adamlarından olduğu için Isparta ahâlisi Hacı Süleyman’ın mallarının cinsini ve yerini söylemekten korkuyormuş. Bu nedenle Hacı Süleyman Seddülbahir Kalesi’ne “kalebend” edilmiş, sonra cezası arttırılarak İstanbul’a çekilmiştir.
6. Seddülbahir Kalesi Muhafızı Ebubekir Paşa burada sakin gayrimüslimlerden birinin Hristiyan zevcesini konağına getirtip bir mektep hocasına zorla nikâh kıydırmış ve konağında alıkoymuştur. Bu fiili sonucu Paşa’nın Bodrum Kalesi’ne, nikâh kıyan hocanın Sakız’a sürülmesi kararlaştırılmıştır.          
Bir Ceza Olarak Sürgünün Niteliği
Nefy veya sürgün cezası, bir nevi zorunlu ikâmet cezasıdır. Sürgün edilen suçlu (menfî), sürgün mahallinde (menfa) serbestçe hareket edebilme, oranın sakini gibi yaşayabilme imkânına sahiptir. Bu nedenle “kalebend” cezasından farklıdır. Sürgün yeri genellikle suçun niteliğine, suçlunun devlet hizmetindeki makam ve mevkiine veya statüsüne ve benzeri sebeplere göre değişebilir. 
Sürgün cezası genellikle başka bazı cezalarla birlikte uygulanmaktadır. Cezaya çarptırılan bir kamu görevlisi ise mutlaka görevine son verilmekte (azledilmekte), mansıp (memuriyet) ve unvanları (rütbe, mevki) geri alınmakta maaşı kesilmekte, suçun durumuna göre malları kısmen veya tamamen müsadere edilebilmektedir.
Suçluların kaçabilmelerini önlemek amacıyla Bozcaada, Gelibolu, Midilli, Sakız, Girit, Rodos ve Kıbrıs gibi Akdeniz Adaları ile Trabzon ve Sinop sürgün yeri olarak görülmüşlerdir. Zaman zaman merkeze hayli uzak olsa da Kuzey Afrika (en bilinen yer Libya’da Fizan) ve Arap coğrafyasındaki muhtelif yerleşim birimleri, sürgün yeri olarak misafirlerini (!) kabul etmiştir. 
Buna karşılık suçu nispeten hafif görülen eski sadrazam ve ilmiye sınıfı yöneticilerinin Malkara, Dimetoka gibi İstanbul civarındaki yerlere ve Bursa, İzmir, Kütahya gibi merkezlere yakın ve gelişmiş Anadolu şehirlerine nefyedildikleri görülmektedir. Duruma göre sürgün yerlerinde değişiklik de yapılabilmektedir.
Sürgün Sebepleri
Nefy cezasına, “askerî” denilen tüm kamu görevlileri muhatap olduğu gibi, reâyâ da dahil edilmiştir.  “Devletin Nizamını Bozmak”, “Emir ve yasaklara aykırı davranışlar”, “Şer’i hükümlere uymamak” gibi suçlar, sürgün cezasını gerektirmiştir. 
Osmanlı Devleti’nin Duraklama Devri’nde baş gösteren ekonomik ve sosyal sıkıntılar giderek daha da artmış, uzun yıllar süren savaşlar sadece cephede değil, cephe gerisinde de toplumsal ve ahlâki sorunlara sebep olmuştur. Özellikle XIX. yüzyılda içe dönük olarak başlayan göç dalgaları, ülkedeki ekonomik ve sosyal düzeni derinden etkilemiş, buna bağlı olarak da fuhuş yaygınlaşmaya başlamıştır.
Fuhşun artması
Fuhşun artması birtakım kalıtsal hastalıkların artmasını da beraberinde getirmiştir. Bu nedenle fuhşa karşı acil önlemler alınmaya başlanmıştır. Fuhşun devlet denetiminde yapılması ve kontrol altına alınması için Kırım Savaşı’ndan sonra İstanbul’da ilk umumhaneler açılmıştır.Burada bazı alıntılar bizlere fikir verebilir:
“… 15 fahişe Mudanya’ya sürgün edilmiş ve fahişelerin burada iskân ettirilmesine karar verilmiştir. Yine benzer bir belgeye göre, kerhanecilerden Ayşe ile fahişelerden kızı Fatma birkaç defa başka yerlere sürgün edilmelerine rağmen tekrar İstanbul’a dönmüşler ve son olarak da İzmir’e sürgün edilmişlerdir. Ancak bunlar uslanmayıp aynı işle uğraşmaya devam etmişlerdir. Tekrar İstanbul’a döndüklerinde Karagümrük’te zindan hasekisi tarafından yakalanmış ve Gelibolu’ya hapse gönderilmişlerdir.”
Nihayet emsallerine örnek olmaları ve edeplenmeleri için Limni’ye sürgün edilmişler ve burada sürekli ikamet etme cezası almışlardır. Üsküdar’da ise rastgele dolaşan on bir fahişe kontrol altına alınmak için Bursa’ya sürgün edilmiştir…
Gelibolu’da hapis cezaları
Derya kalesi olan elviyeden Biga maa Gelibolu, Kocaeli ve Sinop havalisi muhafazasına memur zuama (büyük tımar sahipleri) ve erbab-ı tımar sefer-i hümayun vukuundan beri(padişahın sefere çıkışından beri) alay beyleri bayrakları altında olduklarından, nal bedeliyelerini vermek şartıyla affolunmalarını istemişler. a.g.y. tt
İstanbul işgal edildikten sonra çeşitli yerlerde firarlar başlamış. Gelibolu çevresindeki kazalardan Gelibolu’ya gelen asker firarisi zabit ve neferlerin Fransızlar tarafından gözaltına alınarak İstanbul’a sevk edildikleri yazıyla bildirilmiştir.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam