Irak ve Suriye’de her gün hayatını kaybeden insanlar var. Kırım’ın Rus emenliğine katılmasının ardından olaylar Ukrayna’ya sıçradı. Türkiye Ortadoğu bataklığı ile Karadeniz Havzası’nda kaynayan kazanın arasındadır.
Dış etkilere maruz kalmamak için milli direnç göstererek, iç çatışmaların ortaya çıkmaması için de itidal ve soğukkanlılıkla tedbirlerini almaktadır. İçeride meydana gelen olaylar, bu tedbirleri sürekli olarak aşındırmakta ve halkın sabrını taşırmaktadır.
Kitaplar yazılacak gelecekte…
İktidar yandaşı olup da yeteri kadar sebeplenemediğine inananlar, bugün menfaatinin kesilmesinden korkanlar, dünün küskünleri ve horlananları kitaplar yazacak… İşlerin sarpa sardığını görünce kendisini aklamaya çalışanlar da destek verecek bu kişilere... Çok kitap yazılacak bu dönemde.
Bugünün küçükleri yarın büyüyünce okuyacak o kitapları… Mahkemelere çıkarılan onca insanın kumpaslarla, bilmezkişi (!) raporlarıyla ve ezici kararlarla nasıl içeriye atıldıklarını, yolsuzlukların ayyuka çıktığını, ağır hükümlerle yargılanması gerekenlerin mahkemeye bile çıkarılmadığını, adalete duyulması gereken güvenin sarsıldığını okuyacak ve yürekleri kanayacak…
Bizim nesilden hesap sormaya kalkmazlar inşallah! Nasıl hesap veririz bilmiyorum.
Geleceğimiz için…
Türkiye siyaseti gergin bir dönemden geçiyor. Kanayan yaralı bölge Güneydoğu, her gün yeni olaylara sahne oluyor. Mahkemelerde asrın siyasi davaları devam ediyor. Ülkenin her derdine teşhis koyabilecek ve yarasını sarabilecek nice okumuş insan duvarlar arasında çile çekmeye itiliyor. Yarının yönetici, bilim adamı ve politikacı üniversitelileri dövülüyor.
Bütün bunlar insan odaklı siyasetten ne anladığımızı gayet açık şekilde ortaya koyuyor. Kişiler birbirlerini ya şerefsizlikle itham ediyor ya da hakaret dolu sözlerle tahkir ediyorlar. Bazı politikacılar ise bunu daha başka türlü anlayıp proje ürettiğini zannederek önce özerklikten söz ediyor, sonra da çark ediyorlar.
Çark etme hastalığı
Dersim’in yoksul insanını susturmak isteyen Osmanlı, bu bölgede yıllarca meydana gelen olayları bastırmış, neden böyle davranıldığı araştırılmadan sadece küçücük bir kesit olan Cumhuriyet dönemi ele alınarak Dersim Harekâtı acımasızca tenkit edilmiştir. Diyarbakır’da Said-i Nursi’nin torunlarına seslerini yükselttirenler, Dersim’de Seyit Rıza’nın torunlarına da seslerini yükselttirmişlerdir.
Bugünün siyasetçiler bol vaat içeren nutuklarla rakip gördükleri partileri karalıyor, işsizlik ve yoksulluğu da bu kazanın içine atarak kaynatmaya çalışıyor. Hatta çalıştaylar ve toplantılar tertipleyerek birtakım çalışmalar da yapıyor, ama sonuçlarını alamıyor.
Bu ülke ne çektiyse anlaşılması zor kavramlardan ve her partiden çok sayıda kişinin zamansız açıklama yapmasından çekmiştir. Mevcut saz grupları (!) ve ağlama ekiplerinin (!) yanında parti kadrolarında yapılan küçük bir değişiklikle “Düzeltme Ana Bilim Dalı Başkanlığı” da ihdas olunmuştur.
Bu bölümün başındaki zâta her zaman şükran borçluyuz. Partisindeki falanca kişinin destursuz veya kontrolsüz söylediği abuk sözleri “Aslında şunu demek istemişti… Böyle anlaşılması gerekir… Kastedilenin şu olduğuna inanıyorum…” şeklinde açıklamalar yaparak nice zahmetlere katlanıyor ve irad edilen nutku biz kalınkafalıların anlamasına yardımcı oluyor (!).
Her ne kadar bizim için cümle kurmakta maharetlerini zorluyorlarsa da benim önerim, çok söz sarf etmeden sonuca odaklı çalışma yapmaları yönündedir. Hem açıklama yapmakla çeneleri yorulmamış hem de ülkemiz zaman kaybetmemiş olur...
Gayretimizi sadece terörün bitirilmesi için sarf ve teksif ediyoruz. Devletin, kardeşliği pekiştirici ileriye dönük bir çalışmasının olduğunu da düşünmek istiyorum. Belki bizler göremeyeceğiz ama çocuklarımızın daha geniş boyutlu ve daha müzmin haldeki sorunlarla karşılaşacakları büyük ihtimaldir. Onlar da herhalde bugünleri tartışacaklar, çoğumuzun kulaklarını çınlatacaklardır.
Bu nedenle 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması başta olmak üzere “Kuruluş Dönemi”nin ilk uygulamalarını tenkit etmek yerine doğruların öğrenilmesinin daha gerçekçi olacağını düşünüyorum. Yoksa ayaküstü verilen demeçlerin ve her uzatılan mikrofona üflenen içi boş sözlerin halkın bilgilenmesinde kirlilik yarattığı, bazı fanatik grup ve çevreleri eyleme geçirebileceği her zaman mümkün olabiliyor…