Deniz yolculuğunda konuşmalar-I-
Pazartesi günü Kadıköy’den vapurla Eminönü’ne geçiyorum. Gazetemi açtım. Şırnak Namaz Dağı’nda petrol bulunduğu haberini görünce okumaya başladım. Yanımdaki bey de benim okuduğum habere odaklanmıştı. Onun da okuyabilmesi için gazeteyi uygun bir açıyla tutuyordum. Okumamız bitince sayfayı çevirdim. İlk hamle haberi okuyan adamdan geldi.
---Daha düne kadar bu ülkede petrol mü çıkarılıyordu? Bakın nasıl adım atmaya başladık. Polemik olmasın diye geçiştirdim.
---Haklısınız! Aslında içim içimi yiyordu. Bir şeyler anlatmalıydım, konuşmalıydım.
---Antalya’ya yakın olan Raman Dağı (!)’nda petrol çıkarılıyor, ama dediğiniz gibi yok denecek kadar azdır.
---Şimdi Antalya’ya Ruslar geldiği için Raman Dağı’nda yeni yeni petrol çıkarılmaya başlandı. Bakın göreceksiniz, bu yıl Lozan Antlaşması’nın süresi bitiyor. O gizli maddelerin hepsi açığa çıkacak. Daha fazla maden çıkaracağız.
---Ama Sn. Cumhurbaşkanımız da belirtti, Lozan’da gizli maddelerin olmadığını söyledi.
---O Lozan’ı kastetmemiştir.
---Siz okudunuz mu Lozan Antlaşması’nı? Ne zaman imzalanmış, kaç devletin temsilcisi katılmış, bu gizli maddelerin sayısı ne kadar?
---Bunlar işin lâf kısmı. Bu yıl anlaşma süresi bitince nasıl atağa kalkacağımızı göreceksiniz.
Hadi hayırlısı. Ülkemizin nam ve hesabına olsun da!
Sevgili Okuyucularım, bu vatandaşımızın Lozan’ın yerini dahi bilmediğinden adım gibi eminim. Anlaşmanın tarihi Cumhuriyet öncesi mi sonrası mı desem ona da cevap alamayacağım yine kesindir.
Buradan şu sonucu çıkarabiliriz. Eğitim sistemindeki büyük aksaklık ve eksiklikler ana sebeplerdir… Bu kadar akademik seviyede okumuş adamımız var, aydınımız, gazetecimiz, ilçelerde öğretmenlerimiz var. Ancak halkımızı nasıl aydınlatacakları, nasıl bilgilendirecekleri konusunda yöntem yok. Eğiticilerin eğitimi konusunda plan yok. Profesör olmak, doçent olmak çok kolay… Halkın ağzıyla anlatmak gerekir. Nasıl olacak bu bilgilendirme veya eğitim?
*** *** ***
Deniz yolculuğunda konuşmalar-I-
Daha önce yazmıştım yine. Vapurla karşıya geçişlerim benim için çok yararlı oluyor. 27 yıl İstanbul’da yaşamış müteahhitle Kızkulesi’nin yanından geçerken konuşuyoruz.
---Kızkulesi’nin kim yaptırmış?
---Fatih Sultan Mehmet…
*** *** ***
Ayasofya’yı geziyoruz
Bir grupla Ayasofya’yı geziyoruz. Herkes hayranlığını belirtiyor, resimler çekip notlar alıyor. Bir Hanımefendi;
---Bizim camilerden kopya almışlar yaparken!
*** *** ***
Derya içinde derya insanlar (!)
Derya içinde derya (!) insanlarla günün bir bölümünü geçirmiş olmak da insana bazı şeyler öğretebiliyor. Ben yazılarımı yazarken halktan bazı kişilerin olumsuz, örfümüze aykırı, Türk olmanın bilincinden uzak tavır ve davranışlarını dile getirmeye çalışıyorum. Ne yazık ki, devlet kademesinde teamülleri çiğneyenlerin nezaketten sözlerinde, siyaset adamlarının birbirlerine karşı davranış ve hitaplarında, olaylara bakış ve değerlendirmelerinde, aile fertlerinin basına yansıyan görüntülerinde o kadar çok göze batan, kulağı tırmalayan kareler var ki…
Sabahtan akşama kadar yapılan boş konuşmalarla Türk toplumu enerjisini kaybediyor, üniversitelerimiz lâyık olmaları gereken yerlerde bulunamıyor. Akademik dünya bazı akademisyenlere adeta paye dağıtıyor.
Amir olmanın kişilere yüklediği sorumluluk ve görevler vardır. Astlarını gözetmek, onları yetiştirmek, hatalarını söylemek, onlara çeşitli durumlar verip görüş, öneri ve çözümlerini almak gibi… Bir vatandaş hastanede başhekimle görüşmek istese 10 tane soruyla karşılaşır ve iş kabalığa varır. Bunu devletin her kurumuna mal edebilirsiniz.
Memleket darülacezeye dönmüş, herkes gölgesinden çekinir hale gelmiş. “Aman benden olmasın da kim yaparsa yapsın” anlayışı hâkim her yerde. Bilgisizlik had safhada. Şehirlerde asayişten söz etmek de biraz zor. Umarım düzeliriz.