Avrupalı siyasetçiler Hristiyanlık temeline dayanan konuşma yaparak İslamofobi’yi öne çıkarıyor ve İslam inancını küçümsemiş oluyorlar. Karikatür krizini başlatan Danimarka’dan sonra yeni bir karikatür krizinin sorumlusu olarak karşımıza İsveç çıkmış, Rusya’nın saldıracağı korkusuyla NATO’nun eşiğini aşındırmaya başlamıştı.
Müslüman ülkelere yapılan saldırılara destek sağlayan devletler, gece yatıyorlar, El Kaide korkulu rüyasını görünce uyanıyorlardı. Batılı ülkeler, fırsat buldukça fikir özgürlüğü adı altında İslami inanç ve değerlerle alay etme serbestisini (!) kullanırlarken El Kaide terör örgütünün giriştiği adam kaçırma, saldırı ve sabotaj eylemlerinden de tedirgin oluyorlardı.
Her etki bir tepki doğuruyor
Daha önceki yazılarımda hep dile getirmişimdir. Bir şeyin söylenmesi veya bir kavramın ortaya atılması, tartışılması için yeterli neden olmuyor. En altta nasıl algılanıyor, fanatikler ne tepki veriyor, hangi konularda dalgalanmaya, hangi konularda şiddete yol açıyor? Bu çok önemlidir.
Milli ve dini hislerle oynamak bazı kişi, grup ve hatta devletlerin işine geliyor galiba? Bir örnek vermek gerekirse; bu ülkede yabancı bayrak yakılmasına hep karşı çıkmışımdır. Ancak bazı ülkelerde Türk bayrağına karşı alerji duyan küçük gruplar bayrak yakma eylemini gerçekleştirmekten usanmadılar. İsveç gibi İnsan haklarının adeta bayraktarlığını yapan İsveç gibi bir ülkede ise kutsal kitabımızı yakmak moda haline geldi.
Neden İslâmiyete saldırı
Taliban’ın kadınlara karşı gösterdiği şiddet, İran’daki yönetimin toplumsal olayları başlatan gençlere karşı verdiği idam cezaları, IŞİD’in kafa kesme, insanı yakma, adam kaçırma olayları, Boko Haram’ın okullara, köylere silahlı baskınlar yaparak insanları öldürmeleri hoş olmamaktadır. Bu eylemlerin din adına yapılmış olmasının açıklanması, Suudi gazetecinin öldürülmesi ve dosyasının kapatılması gibi olaylar Hristiyan fanatiklerin teki göstermelerine neden olmaktadır.
Tansiyonu mutlaka düşürecek tedbirler alınmalıdır. Dışarıda alay etme özgürlüğünü kullananlara söylenecek söz çok; ama ya bizimkilere ne demeli? Birtakım hadis ve ayetlerle, bazı Arap ileri gelenlerin sözleri ve isimlerini zikrederek yaptıkları açıklamalarla peygamberi de yanına alarak birbirlerine sataşmaları siyasilerin de dini kullandıklarını göstermiyor mu? Türkiye bu görüntülerle nereye gidecek?
Din gibi hassas bir konuda daha dikkatli hareket etmek gerekiyor. Bunu her dinde mezheplere, tarikatlere kadar indirgeyebiliriz. Karşıtlık yaratmaya gerek var mı? Dolayısıyla İsveç de bizim insanımız tarafından tepkiyle cevap bulmaktadır. İsveç’in NATO’ya girip girmemesi konusunda Türkiye’nin bir tasarrufu olmasına rağmen Türkiye Ericsson, Volvo Scania, IKEA ve Electrolux firmalarına karşı eylem uygulasa ya!
Fıkrayla cevap
Nasreddin Hoca, ramazan ayı boyunca vaazlar etmek, namazları, teravihleri kıldırmak üzere evine uzak bir köyde işe başlamış. Hoca’ya köyde bir oda tahsis etmişler. Görevi kısa süreli olduğundan Hoca ailesini getirmemiş, odasında tek başına kalıyormuş. Köyde vaaz ederken bir ara Hz. İsa’nın göğe çekildiğinden söz etmiş. Camiden çıkınca yaşlı bir kadın yanına yaklaşıp;
---Hoca efendi, Hz. İsa göğe çekildi dedin; ama orada ne yiyip ne içtiğini anlatmadın?
---Bre kadın günlerdir bu köyün misafiriyim. Bir gün olsun misafirimiz ne yer ne içer demediniz de, gökte misafir edilen Peygamberin ne yiyip ne içtiğini mi merak ediyorsun?
Hadi soruyu da hepimiz yöneltelim:
---Eeey İsveç, sen din ile Kur’an ile uğraşma! Senin ona karşı göstereceğin nefret de şefkat de önemli değil. Suriye’den Türkiye’ye göçen zavallılar ne yer ne içer? Bir gün olsun sordun mu?