Bu sayı için yazımı deprem ve depremzedeler için yazıyorum. Hayatlarını kaybeden vatandaşlarımızda Yüce Yaradan’dan rahmet, kalanlara geçmiş olsun diyor ve âcil şifalar diliyorum.
Deprem olgusu Türkiye’yi bir batıdan vuruyor, dönüyor bir de doğudan vuruyor. Üç büyük depremi (ikisi muvazzaflık dönemi 1977 Çaldıran-Muradiye ve 1993 Erzincan, diğeri emekli olarak Yalova depremi) yaşamış bir kişiyim. Hepsinde de görev almıştım. 1998 yılında emekli olunca 1999 Yalova depreminde Beşiktaş Kaymakamlığında 20 gün süreyle gönüllü olarak sabahlara kadar çalışmıştım. (O günkü Kaymakam Mehmet Emin Bey’e buradan selam ve iyi dileklerimi gönderiyorum.)
Toplanan yardım malzemelerinin tasnifi, başında görevlendirdiğimiz kişiye verdiğimiz yazılı talimatlar, telsizler ve konuşma kuralları, güzergâhlar ve jandarma karakollarının tlf. no.ları, arıza halinde yapılacak işler, yardım istenecek noktalar… gözümün önünden bir film şeridi gibi geçiyor.
Hepimiz üzgünüz. Belki de dünyanın başına gelen bu büyük felâketi başka hiçbir ülke yaşamayacak, yaşamasın da zaten! Halkımız yekvücut olmuş, yardımlaşmada her yönden ve her şekilde birbiriyle yarışıyor. Bu son depremde -Kahramanmaraş depremi- salgın hastalık görülmedi. Ancak su sıkıntısının kısa zamanda giderilememiş olması risk yaratabilir.
Karaborsacılık, soygunculuk hatta organ tacirliği yapmak isteyen fırsatçı tipler bu ülkenin her sıkıntılı zamanında olmuş, ancak hesabını da vermişlerdir. Bu konuda geçmiş tarihlerde 3-4 yazı yazmıştım.
Yıllar öncesinden anılar
1977 Çaldıran-Muradiye depreminde Van’ın doğusundaki Esrük Dağı’nın zirvesindeki köylere REO kamyonla çadır götürmüştüm. Askerlik yapmış olan eski tertipler bilirler. Bu araçları müdahale etmeden çalıştırmak biraz zordur. Hele kış aylarında!
Hadi biraz da karikatürize edeyim; marş mangasıyla ittirir, bas-çek, askerlerin bas çek, koyver sesleri arasında çalışarak garajı terk ederlerdi. 2,5 ton kapasiteli bu kamyonlardan iki tanesine kutup çadırları, direkleri, ip ve kazıklarını yükletip giderdim. Çalışmakta nazlanan bu araçlar, dağın başında ve -10-12 derecede hiç arıza yapmadan, taşlık ve kayalık arazide sadece yakıt ikmali yaparak görev ifa etmişti. Bu da bir mucizeydi.
Gece saatlerinde yığma taş duvarlı çöken evlerden (daha doğrusu barınak) REO’ların far ışığında ceset, yaralı ve hayvan çıkartmıştık. Yeni gele araç, malzeme ve ekiple görevi devam ettiriyor, geriye dönüş yapacak araçlara yaralıları yatırarak sarıp sarmalayıp hastaneye götürüyorduk. Askerler köylülerin de desteğiyle bu büyük çadırları kuruyorlardı. Askerleri birbirlerinden hiç ayırmıyordum, çünkü donma tehlikesi yaşayabilirlerdi. Şimdiki gibi koruyucu teçhizat ve postal o gün yoktu.
Son Yalova depreminde enkazdan çıkarılan bir bey’in söylediği sözü hiç unutamıyorum: “Daha düne kadar her şeyim vardı. Şimdi her şeyimi, eşimi ve çocuklarımı kaybettim. Elimde bir fenerim var” Ne kadar anlamlı, ne kadar ibretlik bir söz!
Günümüzün depremi
Küçücük bebekler, güzel, akıllı ve zeki kız çocukları… her birisi bir pırlanta ve bu ülkenin geleceğinde büyük roller oynayacak olan meş’aleler… Hayatını kaybedenlerin ardından gözyaşı dökülürken 70’inci saat, 80’inci saat, 90’ıncı saat, 100’üncü saat, 170’inci saat… Zamanın akışı devam edecekti. Belki bu yazı yayıma girdikten sonra aramalar 1190’ ıncı saatin üzerine çıkacak ve belki yine bu körpe can’lar kurtarılmaya devam edecek. Maşallah hepsi de bilinçli ve konuşkan çocuklar. Bu pırlantalar geleceğe tutunacak, planlar yapacaklar.
Cuma isimli vatandaşımız, arkasında bulunan yeğeni Kevser bebeğin kurtarılması için kendi kolunun kesilmesine razı oldu. Kolu kesildi bebek kurtarıldı. Sonradan hastaneye kaldırılan Cuma isimli yiğit vatandaşımız hayatını kaybetti.
İkiz kızlarıyla birlikte beş çocukları olan aile, kurtluktan sonra kelime-i şehadet getiren yaşlı hanım, enkazdan çıkarıldığı zaman sigara içen adam, enkazdan çıkarılanları yakınlarının şükür duaları, sarılmak istemeleri görülmeye değerdi. Yakınları kurtulsa bile sevinemiyordu insanlar; çünkü hemen yanlarında korku dolu bekleyişini sürdüren başka aileler vardı.
İşte bir milleti büyük yapan hasletler! Çocuklara, bebeklere verilen değerler. Bizlere veda eden tüm göçmüşlere rahmetler olsun! Milletimize geçmiş olsun, kalanlara baş sağlığı ve sabırlar diliyorum.
Canla başla çalışan tüm görevlilere binlerce teşekkürler. Burada özellikle madenci kardeşlerimizi alkışlamak istiyorum. Toprak altındaki faaliyetleri en iyi bilen, canlarını hiçe sayan, sevdiklerini ve yakınlarını bırakıp topluca kendi alet ve edevatıyla gelen bu kardeşlerimize candan kalpten şükranlarımı sunarım.
Geçmişteki depremlerden ilave bilgi
1939 Erzincan depreminde İngiltere ilk etapta 100.000 Dolar, daha sonra da 25.000 Dolar göndermiş ve bu süreçte en çok yardım yapan ülke olmuş.
İngiltere yalnız insanlar için birtakım yardımlarda bulunmamış, deprem dolayısıyla sakat ve başıboş kalan hayvanların korunması için de bazı tedbirler almış. Bu doğrultuda İngiliz Himaye-i Hayvan Cemiyeti, hayvanların korunması ve bakımı için 200 İngiliz Lirası göndermiş. Fransa ise 5 milyon Frank ve muhtelif malzemeler göndermiştir.
Ayrıca Erzincan Askeri Ortaokulu’ndan 200 talebe ve 50 aile Konya’da iskân edilmiş. Avusturya’dan 652 adet kurma ev satın alınmış, bunlardan 315 adedi 4 odalı, 268 adedi 3 odalı ve 69 adedi ise iki odalı olup birer katlıdır ve her evin altında kısmi bodrumlar da bulunmaktaymış.