Bugünkü dinler kendini otorite gören bazı bezirganlar tarafından mezheplere ayrılmış, tarikatlara bölünmüştür. Örgütlenme, daha aşağıya ayrıntılı şekilde devam ettirilmekte ve bunun sonucu olarak farklı yorum, tefsir ve görüşler ortaya çıkmaktadır. Böyle olunca da kurallar ve kulluk görevleri katlanmakta, her dindeki insanlar, esastan uzaklaşmaya yöneltilmektedir.
İnsanlığın
beklentileri
Çağımızın nimetleri, ihtiyaç ve beklentileri karşılayamamakta, insanlık giderek yokluğa mahkûm olmaktadır. Huzur ve refahtan kopan kişiler bunalıma düşmekte, iktisadi sistemler krizlere girmektedir. Bireyden başlayan bu şekildeki olumsuzluklar, sosyal çalkantılara dönüşerek insanlığı tehdit etmektedir.
Dini akit ve kaideler, kadın erkek eşitsizliği, miras bölüşümü, iktisadi tanım ve edimler, cezalandırma ve ıslah anlayışı gibi alanları kapsar. Bu değerler, bazı kesimler tarafından günümüzün sosyal yasalarıyla uyuşmazlık teşkil ettiği ve kul hakkı anlayışında farklılıklar sergilediği için istismara açıktır.
Beklentilerine karşılık bulamayan insanlar ise hassasiyet gösterebilmekte ve din ile aralarına mesafe koymaktadırlar.
Çatışmalar
Kendisini otorite görüp dinî mevzuata ekleme yapanlar, hem dini kirletmekte hem de içinden çıkılamayacak intihar, katil, bölünme ve çatışma gibi hallere sebebiyet verebilmektedirler. Aradığı huzuru bulamayan bazı insanlar ise manevi yönlerini kuvvetlendirmek ihtiyacını hissetmektedir. Belirli bir dinden olmasına rağmen dine karşı soğukluk duyan veya mesafeli davranan insanlar, başka dinlerin misyonerleri vasıtasıyla diğer dine davet edilmekte veya kendiliğinden geçiş yapmaktadır.
Mahalle baskısı, günah korkusu ve vicdan rahatsızlığı gibi nedenlerin, hür iradeyi baskı altına aldığı, dine karşı gizliden tepki doğması ve gizlice din değiştirmeye neden olması artık “bilinenler” hanesinde yer almaktadır.
“Dinler arası diyalog” şeklindeki çabalar ve “restorasyon” gibi çağa uydurma yaklaşımları, uygulama alanına sokulmak istense de henüz mesafe alındığı söylenememektedir. Tarih bir tekerrür olduğuna göre bu eylemlerin gelecekte yeni çatışma sahneleri için senaryo olabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Ne ölçüde huzur?
Kutsal kitapları incelediğimizde bir sonra gelen dinin önceki bazı kaideleri kaldırdığını, yeni kurallar getirdiğini görüyoruz. Tarihsel gelişim içinde her dinin ilk yüzyılı “dini yayma ve kabul ettirme” çabalarıyla geçmiştir. Sonraki yüzyıllar ise nakil, rivayet, hilâfet kavga ve çalkantılarıyla sürüp gider.
Avrupa’da engizisyon mahkemeleri, 30 yıl savaşları, dünya harpleri aynı Hristiyan dininin mensuplarını birbirlerine boğazlatmıştır. Emevî saltanatının icraatı, Beylikler Dönemi’ndeki üstünlük mücadeleleri ve Arap tasarrufundaki “kutsal emanetler ve hilâfet”in Osmanlı yönetimine geçmesi, birbirlerine kin duymadan yaşayan bir İslâm topluluklarından söz etmemize engel teşkil etmektedir.
Bugün için Hristiyan dünyası sessizliğini korusa da AB içindeki bazı toplumlar iktisadî krizlere sürüklenmekte, Musevi toplumu dıştan gelen etkilere karşı kendisini koruma mücadelesi vermekte, İslam dünyası da bağırtı çağırtıdan kendisini kurtaramamaktadır.
Arayışlar
Siber çağda bilgiye her an ve her yerde kolayca ulaşılmasına rağmen bilginin nasıl kullanılacağı konusunun henüz tam olarak anlaşıldığını söylemek pek de mümkün görünmemektedir. Yukarıda sıralamaya çalıştığım kısa nedenlerden dolayı insanlığın, her konuda olduğu gibi manevi alanlarda veya inanç sistemlerinde görülen kirlenme ve ilkelerdeki katlanmışlıklardan kurtulmaya niyetlendiğini ve yeni değerler arayışına yöneldiğini de söyleyenler vardır.
Sonuç
Böylesi bir algı ve yönelmeyle hatta tepkiyle ortaya çıkabilecek yapay bir sistemin, geniş boyutlu özellikleri olan semavi dinleri, Şintoizm ve Brahmanizm’i de irdeleyebileceği, onların ilke ve yöntemlerini inceleyeceği, evrensel olma iddia ve adaylığı taşımak isteyebileceği mümkündür.
Ancak şu unutulmamalıdır ki, bu dinlerin yerine geçeceğini iddia ederek sahneye çıkacak oluşumlar, asırlarca insanların kalbinde yer etmiş köklü Yaradan inancını yıkamayacaktır. Uygulaması halen devam eden, evrensel değerlerle zıtlık yaratmayan hatta bazı alanlarda bu değerlerin önüne geçen mevcut dinlerin yüceliği de buradan kaynaklanırken mezhepçilik ve tarikatçiliğin pek de faydalı şeyler olmadığı görülmektedir.